4 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2016 Pazartesi

Elle Kennedy - Anlaşma - The Deal 1 [YORUM]



Orjinal Adı: The Deal
Seri Bilgisi: The Deal #1
Goodreads Puanı: 4.35
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Çevirmen: Hanife Albayrak
Türü:  Yeni Yetişkin, Romantik



YORUM

Okuduğum ama yorum konusunda oldukça geciktiğim kitaplar ufak bir tepecik oluşturdu. 
Elle Kennedy - Anlaşma'da bu kitaplardan biri. Yeni yetişkin türünde yazılmış. Ana kahramanlarımız üniversitede müzik öğrencisi, zeki ve güzel Hannah ile aynı okulun cool, kızları peşinden sürükleyen rüya adamı, egosu kaf dağında olan hokey oyuncusu Garret.
İki alakasız insanın ortak noktası ise felsefi konuları işleyen Etik dersi.
Hocaları tüm sınıfı deyim yerindeyse yerlerde süründürmektedir. Hannah duruma şaşırsa bile en iyi notu alan kişidir. Garret ise dersten kalmış ve hem okul takımındaki yeri hem de ilerde hayalini kurduğu profesyonel hokey kariyeri tehlikededir.
Hannah, Garret'in hiç radarına girmemiştir, ta ki Etik Dersi sınav notunu görene kadar. Sonrasında da sakız gibi ona yapışır, çünkü ne yapıp edip o dersi geçmesi gerekiyordur. Hannah tarafından sürekli reddedilen Garret bir süre sonra onun yumuşak karnını keşfeder. 
Justin!!!
Hannah ona karşı platonik takılmaktadır. Garret'e aslan kesilen, Justin'in karşısında dut yemiş bülbüle dönmekte ve kırmızının binbir tonunu teninde barındırmaktadır.
Kitabın adı da işte bu durumdan geliyor. Garret Hannah'ya anlaşma önerir. Etik için ders vermesine karşılık O da Hannah'ya Justin'in dikkatini çekmesi için yardım edecektir. İşte olayımız böyle başlıyor. Sonrası ise oldukça eğlenceli, sıcak ve samimi havada devam ediyor. 
Diyaloglar sevimli ve komik. Zoraki bir çıkar durumundan gelişen arkadaşlık ve sonrasındaki aşkı okumak eğlenceliydi.İki karakter de birbirine denk ve altta kalır yanları yoktu. Buna rağmen yavaş yavaş birbirlerinin hayatlarında yer ettiler. 
Garret'i sevdim, doğru bir çocuk. Evet egosu boyunu geçiyor ama, steroid man görüntüsünün altında bir beyni ve kalbinin olduğunu da saklamıyor. Hayatındaki baba figürü üzerinde baskı kuracak gibi düşünürken, o kesinlikle altında kalmadı.

Hannah'ı genel olarak sevdim. Hazır cevap, zeki, yıkılmayan bir karakter. Ne dominat ne de ezik. 
Ama bazı yerlerde beni kızdıran davranışları da olmadı değil. 
Ayrıca onunla ilgili bir şeyler biraz eksikti. 
Mesela Hannah'ın geçmişindeki kötü olay. Detaylı işlemeyince, yansımasını sadece cinselliğe vurunca inandırıcılıktan uzak ve gereksiz kalmış. Bu kısımlar olmasa da olurmuş. 

Kitapla ilgili sevmediğim diğer bir konu da Anlaşma'nın kaynağı olan Justin, varla yok arası. Onun da bir ağırlığı olsaydı ya da hiç olmasaydı. Bence bunlar olmadan da kitap kendini okuttururdu.
  
Hoşlanmadığım kısımları pas geçersek kurgusu eğlenceli, anlatımı sürükleyici ve akıcıydı. 
Amerikan üniversite gençliğini anlatan kitapları seviyorsanız, kafa dağıtmak, keyifli vakit geçirmek için tercih edilebilecek kitaplardan biri Anlaşma. 

ARKA KAPAK

2015 Goodreads En İyi 5 Romans Kitabından Biri
Okulun kötü çocuğuyla anlaşmak üzereydi ve işler fena halde karışacaktı...
Hannah Wells onu baştan çıkaracak birini sonunda bulmuştu. Hayatındaki diğer her şey konusunda son derece kendisine güvenmesine rağmen, konu seks ve arzulara geldiğinde boş çuvaldan farkı yoktu. Hoşlandığı adamın dikkatini çekmek için sinir bozucu, çocuksu ve kendini beğenmiş hokey takımı kaptanına özel ders verip onunla çıkıyormuş gibi davranmak zorunda kalsa da, bunu yapmaya kararlıydı.
Garrett Graham’ın tek istediği mezun olduktan sonra profesyonel hokey oyuncusu olmaktı, ancak düşen ortalaması, uğruna çalıştığı her şeyi tehdit ediyordu. Eğer alaycı bir esmer güzelinin başka bir adamı kıskandırmasına yardım etmek takımdaki pozisyonunu garanti altına alacaksa buna katlanırdı. Fakat beklenmedik bir öpücük her ikisini de daha önce yaşamadıkları bir arzu yolculuğuna sürüklediğinde, Garrett numara yapmanın hiçbir işe yaramayacağını anlamıştı. Şimdi sadece Hannah’yı aradığı adamın kendisine çok benzediğine ikna etmeliydi.
“Elle, yeni yetişkin türünün duygularını, romantikliğini ve dizginlenmemiş seksiliğini ustaca yakalıyor! Garrett için çıldıracaksınız! –Alice Clayton, New York Times çoksatan romanı Duvarların Dili Olsa’nın yazarı
“Elle Kenedy daha ilk cümleyle insanı yakalıyor! Hem ateşli hem de kalbinizi  burkan cinsten bir roman olan Anlaşma kesinlikle harika! –Katy Evans, New York Times çoksatan yazarı
“Okuduğum en iyi üniversite temalı aşk kitabıydı… Güldüm, kendimden geçtim, kitabı elimden bıramadım. Şiddetle öneriyorum!” –Aestas Book Blog

23 Şubat 2016 Salı

Cassandra Clare - Cennet Ateşi Şehri - Ölümcül Oyuncaklar 6 [YORUM]




Orjinal Adı: City of Heavenly Fire
Seri Bilgisi: The Mortal Instruments#6
Goodreads Puanı: 4.48
Türkçe Yayın: Artemis
Çevirmen: Zeynep Arıkan
Türü: Fantastik, Genç Yetişkin

Merhabalar,
Büyük bir azimle başladığım  ve 2 aya yayılarak tamamladığım Ölümcül Oyuncaklar serüvenim Cennet Ateşi Şehri'yle son buluyor. Heyecanla bir an önce bitsin diye sayfaları devirdiğim, bitince de keşke bitmeseydi dediğim bir seri oldu Ölümcül Oyuncaklar.
Kayıp Ruhlar Şehri'nin sonunda kahramanlarımız Jace ve Sebastian arasındaki bağı kırmanın yolunu bulmuşlardı. Tabi bunun da her zamanki gibi sonuçları olacaktı. (Hem Jace hem de Simon tarafında detay vermiyorum, kitaptan okursunuz :) ya da bir ipucu vereyim mesela Jace'in durumu kitabın adıyla gayet ilintili... )
Valentine'in kötücül planları Sebastian sayesinde gerçekleşmeye adım adım yaklaşıyor. Sebastian Ölümcül kupa yardımıyla Gölge Avcılarına en büyük zararı veriyor. Dostu dosta, kardeşi kardeşe kırdıracak bir yol buluyor. Dünyadaki Enstitülere saldırarak kupa yardımıyla karanlık avcılar yaratıyor. Saldırılar yüzünden Gölge Avcıları Alicante'ye çekiliyor ama Sebastian gittikçe güçleniyor. Clary takıntısı ise hala devam ediyor. Merkez(meclis, clave) her zamanki gibi, Valentine gibi Sebastian'ı da pek sallamıyor. Dolayısıyla yük yine Clary, Jace ve ekibinin üzerine kalıyor.
Sebastian'ı durdurmak için kötülüklerin ve iblislerin diyarına zorlu bir yolculuk onları bekliyor.

 İşte olayların başlangıcı kısaca böyle diyebiliriz.
Ancak kitabın girişi doğrudan bu şekilde değil. İnternetten bakındığım kadarıyla Los Angeles Enstitüsünün anlatılacağı yeni serisinin karakterleriyle başlıyor olaya. Emma ve Julian. Onları tanımak iyi hoştu da, kitapta gereğinden fazla yer almışlar gibiydi. Ama Blackthorn'ların peri kardeşlerine üzüldüğümü belirtmeden geçemiycem. İçim burkuldu Mark ve Helen'in durumuna.

Cassandra'nın anlatımını, konuyu işleyişi seviyorum,
cidden hikayenin içine okuyucuyu çekmeyi biliyor.
Karakterleriyle, kurguladığı dünyasıyla harikalar yaratıyor. Son kitap itibariyle karakterler fedakarlıktan, sevgiden, aşktan, acı ve kayıptan nasiplerini alıyorlar. Hele ki Simon.. İtiraf ediyorum bence asıl kahraman Simon'du :) :)
Sebastian'a acayip kızgınım önceki kitaptan, yine de acımadım desem yalan olur.
Ah Valentine her şey senin başının altından çıktı. Ne istedin ki kardeşlerden. Geldikleri nokta üzücüydü.
Ama Jace ve Clary için sonunda herşey yoluna girdi. Onunla teselli oldum.
 Güzel bir finaldi kanımca, ama hani Camlar Şehri'ndeki ara finali de aratmıyor değildi.

En büyük hayal kırıklığı çeviriyle ilgili olandı. Yayınevi malesef bu konuda geçer not alamadı benden. Çevirmeni seriyle ilgili bilgilendirip yönlendirebilirdi kanımca. Olmadı kitabı kontrol çeviri ve redakte anlamında elden geçirebilirdi. Stel'in mızrakçık olarak çevirilmiş olmasına hala sinir oluyorum. Okurken çoğu yerde zihnim kendince düzeltme yaptı resmen.

Serinin bütününü düşününce iyi ki okumuşum diyorum, çünkü kulvarında oldukça başarılı Ölümcül Oyuncaklar. Bir kaç olumsuzluk bile 1 puandan fazlasını kırdırmadı bana.





19 Şubat 2016 Cuma

Cassandra Clare - Kayıp Ruhlar Şehri - Ölümcül Oyuncaklar 5 [YORUM]





Orjinal Adı: City of Lost Souls
Seri Bilgisi: The Mortal Instruments#5
Goodreads Puanı: 4.31
Türkçe Yayın: Artemis
Çevirmen: Uğur Mehter
Türü: Fantastik, Genç Yetişkin


YORUM

Merhabalar,

Ölümcül Oyuncaklar'da sona bir kitap kala Kayıp Ruhlar Şehri'yle sizlerleyim.

Düşmüş Melekler Şehri ile uzatmaya giden ve birazcık yön değiştiren serinin temposu ağırlaşmıştı ama sonu itibariyle bir bomba etkisi yapmıştı. Daha önceki kitap yorumlarımda Valentine'in çok büyük bir kötülüğü miras olarak bıraktığından bahsetmiştim. İşte bu kötülük (Jonathan Christopher Morgenstern nam-ı diğer Sebastian) Düşmüş Melekler Şehri'nin sonunda yeniden oyuna girmiş ve  Jace'i de alıp kaybolmuştu. Clary ve Gölge Avcıları öylece kalakalmıştı.

Kayıp Ruhlar Şehri işte bu durumla başlıyor. Merkez  neler olduğunu öğrenmek için Clary ve grubunu sorgular. Tabi bu sorgular neticesinde Jace'in Camlar Şehri'nde başına gelenleri, Simon'un mührünü vs. öğrenirler. Bir süre sonra Sebastian ve Jace'i aramaktan vazgeçerler. Ama Clary ve grubu Jace'den vazgeçmek istememektedir bu nedenle aramalara devam ederler.  Jace Clary'nin karşısına çıkar. Jace bir çok anlamda Jace gibidir ama eskisi gibi de değildir. Lilith'in büyüsü Sebastian ve Jace'i birbirine bağlamış, Jace'in Clary'e aşkı devam etmekle beraber Sebastian'ın kuklası olmuştur. İkisi Clary'e onlarla gelmesi için bir teklif yapar. Clary, Sebastian'a olan nefretine rağmen Jace'e olan  bağlılığı ve onu kurtarabileceğine inancı ile bu teklifi kabul eder. Clary Sebastian'ı yenmek için içerden çalışırken diğerleri de bir çözüm yolu aramaya devam ederler.
Cassandra her zamanki Cassandra, yine kurgusunu güzel kotarmış. Bir önceki kitabındaki ağırlık gitmiş tekrardan tansiyonu yükseltmeyi bilmiş. Kurguyu sadece Jace ve Clary üzerine yapmaması, diğer karakterleri de belli bir ağırlığı olacak şekilde geliştirmesi bu seride gerçekten beğendiğim bir durum. Örneğin Simon.  Sıradan, ezik arkadaş etiketi üzerine yapışmadı. Basit yan karakter olarak da kalmadı. Seri boyunca gelişimi izlemek keyifliydi. Özellikle son kitaplarda kilit rollerde olması geldiği noktayı gösteriyor.
En başından beri kitapta yer bulan Magnus hala gizemlerini koruyor. Bu gizemler ve ölümsüzlüğü Alec'le olan ilişkisinde sorunlar yaratıyor. Bakalım aşabilecekler mi?
İsabel sanki kendini biraz daha dışa açıyor, erkeklere güven konusundaki sıkıntıları sanki Simon'la aşabilecek gibi ama bunu isteyip istemediği pek de belli değil. Simon'la ara ara dalaşıyorlar. Onları bu halleriyle okumak güzeldi.
Maia geçmişinden gelen Jordan ile iyi gibi görünüyor.
Tüm bu duygusal durumlarla birlikte Sebastian'a engel olmak için de çabalıyorlar.
Seri bitmeye yakın ama yeni karakterler kitapta yer almaya devam etmiş. Sessiz kardeşlere Zachariah adlı yeni biri dahil oluyor, yazılanlardan onun da farklı bir hikayesi olduğu anlaşılıyor.
Gelgelelim Sebastian'a...
Cassandra seni tebrik ediyorum. Valentine'den sonra bu kadar nefret edilesi tipi yazdığın için.
İblis kanı var ya damarlarında. İblisliğin hakkını vermek için gayet güzel çalışıyor. Üstüne üstlük buna bir de Jace'i alet etmiyor mu? Tam boğazını sıkmalık tip. Gerçi bir ara abilik! duyguları var gibi davrandı da biraz şaşırır gibi oldum. Ama yok, hamuru bozuk bunun.
Yine severek okuduğum bir kitap oldu. Ama yalan yok ilk 3 kitabı daha fazla sevdim.
Bir de artık Çevirmen değişikliği kendini iyice belli etmeye başladı. Örneğin Merkez, Meclis'e döndü. Jordan'ın dahil olduğu grup Preator Lupus, Kurt Birliği diye çevrildi. Bu tarz şeylere ister istemez takılıyorum.
Bu yazıyı yazarken son kitabı da okumuştum. Onda iyice isyan edesim geldi. Mühürlerin çizildiği stelin çevrimine şaşacaksınız, keşke aynı kalsaymış.  Seri kitaplarda bence çeviri değişiklikleri devamlılık açısından önemli. Çeviren önceki kitapları okumamış olsa bile yayınevinin bu duruma el atması gerekirdi diyerekten yazımı sonlandırıyorum.

ARKA KAPAK


New York Times çoksatarı "Ölümcül Oyuncaklar" serisi devam ediyor. 

Tabii Jace, Clary ve Simon'ın başındaki tehlikeler de...
Jace'le Clary yeniden karşılaştığında, Clary korkunç gerçekle yüzleşti. İblis Lilith'in büyüsü altındaki Jace, kötülüğün hizmetkarı olmuştu. 
Gölge Avcıları şimdi ne yapacaktı? 
Kaybedilen geri istenebilir miydi? 
Aşk için ödenecek bedel, ne olabilirdi? 
Günah ve kurtuluş işbirliği yaptığında, kime güvenmek gerekirdi?



9 Şubat 2016 Salı

Cassandra Clare - Düşmüş Melekler Şehri - Ölümcül Oyuncaklar 4 - [YORUM]



Orjinal Adı: City of Fallen Angels
Seri Bilgisi: The Mortal Instruments#4
Goodreads Puanı: 4.16
Türkçe Yayın: Artemis
Çevirmen: Zeynep Heyzen Ateş
Türü: Fantastik, Genç Yetişkin

Merhabalar efendim, 
Yine bir Cassandra Clare kitabıyla sizlerleyim. Ne inat yaptım anlatamam normalde aynı anda 1-2 kitap okurum, türleri çeşitlerim ama yok, bu ölümcül oyuncaklar bitene kadar bana başka kitap haram. İlle de bitecek diyorum seri. :)
İlk üç kitabı Ocak sonu bitirmiştim yorumları Şubata kalmıştı. 

Kemikler Şehri, Küller Şehri, Camlar Şehri derken sıra Düşmüş Melekler Şehri'ne geldi.
Camlar Şehri ile kitap bitebilirdi, çünkü cidden final gibiydi.
Ee madem final gibiydi de geriye kalan 3 kitapta ne anlatıyor dediğinizi duyar gibiyim. Hemen cevap vereyim, sevgili yazarımız serinin seyrini değiştirmiş. Valentine 3. kitap itibariyle layığını buldu ama geriye çok büyük bir kötülük bıraktı. İşte o kötülük de Düşmüş Melekler Şehri'nde olgunlaşmaya başladı.
Düşmüş Melekler Şehri'nde açılış Simon'la yapılmış. Simon bir aşağı dünyalı olduktan sonra, ipin ucunu kaçırmış desek yeridir. Gerçi Clary'nin mühründen sonra zavallım dağıttı kendini. Hem annesiyle yaşadıkları, hem Clary'e olan sevgisi, hem de İsabel ve Maya'yla bir arada çıkması.
Simon bu kitapta daha fazla yer bulmuş, tabi bunun da bir sebebi var. Kitabın sonlarında bu sebep ortaya çıkıyor. Bu arada Clary ve Jace cephesinde artık herşey yolunda diyecekken yine diyemiyorum. Aklıma bir anime geliyor belki bilen vardır Basilisk orda bir lanet vardı. Sevenler Ölecek!!! diye. Korkmayın canım ölen filan yok. :) :) Bu ikisinin üzerinde de var bi lanet sanırım. Tam artık herşey ortaya çıkmışken ve güllük gülistanlık derken pattadan çıkıyor bir şey.
İlk üç kitap itibariyle sürekli  yükselen bir tempoya sahip olan seri Düşmüş Melekler Şehri ile durgunlaşıyor. Bu da sanırım serinin seyrini değiştirip farklı bir yönde kurgulamaya başlamasından kaynaklanıyor. Kötü müydü? hayır ama alıştığım tempoyu aramadım da değil. Anlayacağınız serinin ortasında bir geçiş kitabı yazmış Cassandra, tempoyu düşürmüş ama acayip bir gizem yapmış resmen uzun bir süre kadar nereye bağlayacak diye düşündüm durdum ve sonunda çok fena bir şekilde kitabı bitirmiş.  Eminim ki okuyucular yeteri kadar yazarın kulaklarını çınlatmıştır. :D :D
Allahtan ki seriyi tamamlandıktan sonra okumaya başladım yoksa meraktan çatlardım ne oldu, ya da sonrasında neler olacak diye.
Sırada Kayıp Ruhlar Şehri var, yeni yazımda buluşmak üzere hoşçakalın...

24 Ocak 2016 Pazar

Fatma Erdek - Ben O Değilim [YORUM]


Yayınevi: Ephesus Yayınları
Türü: Romantik Komedi


YORUM

Bugün günlerden BEN O DEĞİLİM günü :) :)
Fatma Erdek, kitaplarını oldukça beğenerek okuduğum yazarlardan biri.
Sevgili yazarımız hem kapağından hem de konusundan anlaşılacağı üzere farklı bir tarz denemek istemiş.
Önceki eserleri dram ağırlıklıyken bu sefer romantik komedi yazmış, üstelik bir erkeğin dilinden.
Kitabın ana karakteri Arın çoğunluk kadınlardan oluşan bir aileye ve kendisine tıpatıp benzeyen bir ikize sahip. İkiz olayının en can alıcı noktası olan birbiri yerine geçme mevzusu da, bu kitabın başlangıç noktası. Arın ve Meriç fiziken birbirlerinin aynı olmalarına rağmen huy/karakter tamamen zıt. Arın efendi,oturaklı, ağırkanlı ve sorumluluk sahibiyken Meriç bir o kadar hoppa, sorumsuz, çapkın. Her şeye rağmen Meriç Arın'ın yumuşak karnı. Onun hatırı için Yunanistan'da kurduğu hayatı, uzatmalı sevgilisi Celia'yı geride bırakıp 3 haftalığına Meriç oluyor. Asıl hikaye de burdan sonra başlıyor zaten. Tıpkı romantik komedi filmleri gibi. Meriç yüzünden yaşadığı zor ve komik durumlar, kendisini cin gibi çarpan Tuna'yla karşılaşması, O'na aşık oluşu ve kendini bir türlü anlatamaması...
İşte böyle devam ediyor. Melekler Zamanı ve Erken Rüya Zamanlar'dan sonra okuduğum 3. kitabı.
Kaleminden yana eksiklik yok, yine her zamanki gibi güçlü, akıcı. Konuyu ele alışı, anlatımı güzel. Farklı bir türü deniyor olmasına rağmen Fatma Hanım'a mahsus tarz yine kendini belli ediyor.
Kitabı genel olarak beğendim ama yazarın daha önce okumuş olduğum kitaplarıyla karşılaştırırsam; onlara göre bir tık altında kaldı diyebilirim.
Nedenlerine gelirsek;
 Arın iyi hoş ama kitabın başlarında sadakatten dem vurup, bir anda Celia'yı unutması hoş olmadı. Tamam aşk bu bir anda da düşersin içine. Tuna'nın peşine düşmezden önce Celia ile olan durumuna noktayı koymasını beklerdim.
Arın'ın dilinden anlatımda fena değildi ama bunu olsa olsa bir kadın diyebilirdi/düşünebilirdi dediğim bir iki yer oldu.
Takıldığım noktalar haricinde güzel bir romantik komediydi. Laçkalaşmamış, biraz daha geleneksel tarzda bir aşk okumak, hem de biraz gülmek isterseniz tercih edebileceğiniz kitaplardan diyebilirim.



ARKA KAPAK


Siz hiç, birbirine tıpatıp benzeyen ikizler gördünüz mü? İşte ben onlardan biriyim... Adım, Arın Soylu.

Genç, yakışıklı, güçlü ve mutlu bir erkeğin hayatı, bir anda nasıl altüst olur? Kolay… Bunun için, serseri ikizinizle, akıl almaz bir oyunun içine girmeniz yeterli. Sadece üç haftalığına, başka birinin hayatını yaşamaya cesaret ederseniz, beraberinde gelecek bütün sürprizlere de hazırlıklı olmalısınız. 

Ben de hazırlıklıydım. Ta ki onu görene kadar... Tuna'mı… Bal rengi saçları ve güneş gibi parlayan yüzüyle, birdenbire hayatımı kökünden değiştirmişti. O benim beklediğimdi, o benim geleceğimdi. Onu elde etmeme kimse engel olamazdı. Hiçbir şey beni durduramazdı. Durduramadı da… 

Başardım mı? Evet! Onu aşkıma inandırdım. Onu kendime âşık ettim. Peki ya sonra? Hiçbir yalan sonsuza dek sürmez, öyle değil mi? Bir gün, hiç ummadığım bir anda, yalanımla yüzleşmek zorunda kaldım. Artık 'Ben o değilim' desem de bir faydası yoktu. Tuna bana inanmıyordu. Ne yapacaktım şimdi? Vaz mı geçecektim hayatımın kadınından? Elbette hayır! Bedelini ödeyip, seni kazanacağım, Tuna cadısı! Her ne olursa olsun… 

13 Ocak 2016 Çarşamba

K. A. Tucker - Lanetli - Causal Enchantment #1 [YORUM]

Orjinal Adı: Anathema
Seri Bilgisi: Causal Enchantment #1
Goodreads Puanı: 3.86
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Çevirmen: İnci Nazlı
Türü: Fantastik, Vampir, Genç Yetişkin, 

YORUM

Merhabalar,
Yine uzun bir aradan sonra yeni bir yorumla sizlerleyim...
Elimde çok sayıda okunmayı bekleyen kitap var, iş güç de cabası... ve seçim yapmak da zor. 
Ben de bu sefer tercihimi 2015 yılı Nisan ayında almış olduğum ve okumasını her nedense 2016'ya bıraktığım Lanetli kitabından yana kullandım. Bende bir huy vardı -vardı diyorum çünkü allahtan gayet törpüledim- bir kitabı çıkar çıkmaz almak, bari aldığım gibi okusam. Nerdee, şekil a da görüldüğü üzere bunca ay bekledi. Esasen çok daha fazla süredir bekleyen de var :) :)
Kapağı ilk gördüğüm zamanı hatırlıyorum, çok beğenmiştim. Sanki bilim kurgu filminden çıkmış gibiydi. Çok beğenmeme rağmen kapağın kitabın türüyle pek de ilgili olmadığını belirteyim. Daha çok fantastik-paranormal türde bir kitap. Hatta tanıtım yazısından türü biraz daha daraltabiliyorsunuz. :) (vampirler)

Ana karakterimiz Evangeline'in hayatı Sophie ile karşılaşmasıyla değişir. Son derece yağmurlu bir günde Sophie'nin fenerine çarparak kırılmasına neden olur. Zararı nasıl ödeyeceğini bilemez, Sophie karşılığında kafesinde onu işe alır. Ama bu çok kısa sürer, Sophie'nin kafeyi kapatarak başka yere gitmesi gerekir. Evangeline çok üzülür çünkü yapayalnızdır. Sophie onu da davet eder ve birlikte bir yolculuğa çıkarlar. Gittikleri yerde onları Sophie'nin arkadaşlarım dediği Viggo ve Mortimer karşılar. Olağanüstü zengindirler ve Evangeline'e karşı çok ama çok iyi ve cömertlerdir. Ama bir süre sonra Evangeline kendini hapis gibi hisseder üstelik açıklayamadığı şeyler görür. Özellikle kabuslarında cinayetler, farklı dünyalar, farklı insanlar görür.   Oysa ki gerçek ve rüyalar birbirine karışmıştır ve Sophie'nin de Viggo ve Mortimer'in de Evangeline üzerinde hesapları vardır.

Kitaba başlarken öyle çok aman aman beklenti içerisinde değildim, bildiğiniz üzere oldukça çok işlenen bir konu. Daha da üzerine ne konabilir dediğim bile oldu. Bu anlamda beni şaşırttı diyebilirim.  Bulunmaz hint kumaşı gibi bir tabir kullanamasam da yazar bir şekilde anlatımıyla, kurgusuyla kaleminden keyif aldırıyor. Başlarda biraz durağan olsa da olay örgüsü ilerledikçe aksiyon da artıyor ve hikayenin içine çekiliyorsunuz. Evangeline'in saflığı ve yalnızlığı başlarda birazcık sinir bozucu olsa da ilerleyen aşamalarda mantıklı bir sebeple kabul edilebilir hale geldi. Hikayedeki ana erkek karakterimiz olan Caden ve grubu bana biraz Alacakaranlık'taki Cullen ailesini anımsattı. Karakterlerini genel olarak başarılı buldum. Çok basit ve tahmin edilebilir tiplemeler değildi. Özellikle bazı karakterlerin iyi mi kötü mü olduğu konusunda tereddüte düşüyorsunuz, Kitabın sonu itibariyle merak ettiğim konular oldu. Bunun da  bir giriş kitabı olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Diğer kitaplarda biraz daha detay alabileceğiz sanırım.  Tür olarak içinde bir çok öğeyi harmanlaması da ayrı bir keyif unsuru, aşk, vampirler, cadılar,sırlar, aksiyon, mücadele ve bir çok fantastik öğe hepsi bir arada.
Açıkcası devam kitabını merakla bekliyorum.

ARKA KAPAK

"Aşk, macera, tehlike, ihanet… bu seride hepsi var." 
-The Bookish Babes-

"Dozunda macera ve aşk beni kitabın içine çekti ve sonuna kadar koltuğumun kenarında tuttu." 
-Shelly Crane, New York Times ve USA TODAY Çok Satan Yazar-

"Bu hikâyede hiçbir şeyi tahmin etmeniz mümkün değil!" 
-Magical Urban Fantasy Reads-

Evangeline gençlik yıllarında adeta görünmezdi. Koruyucu ailesi duygusuz bir robota benziyordu ve sınıf arkadaşları genel olarak o yokmuş gibi davranıyorlardı. On sekiz yaşına girmek üzereydi ama tamamen yalnızdı ve birileriyle bağ kurmak için yanıp tutuşuyordu. Herhangi birisiyle…

Bir kafede Sofie ile karşılaştığında aradığı kişiyi bulduğunu düşünmüştü. Sofie'nin asistanı olması için sunduğu teklifi kabul ederek her şeyini geride bırakıp Manhattan'a taşındığında, kendisini pırlantaların ve sınırsız harcanan paranın sıradan olduğu, lüks bir dünyanın içinde bulmuştu.

Tüm bu cömertliğin ortasında, etrafında dönen gariplikleri göz ardı etmesi son derece kolaydı: Sofie'nin sergilediği tuhaf ve şiddet eğilimli davranışları, canavar gibi koruma köpekleri. Hatta kâbuslarında gördüğü kanlı cinayetleri, mağaralarda yaşayan evsizleri ve beyaz gözlü iblisi, özellikle de yakışıklı Caden'ı. Ama bir gece uyandığında boynundaki diş izleri bu peri masalının çabucak uçup gitmesine neden olmuştu. Yavaş yavaş Sofie'nin ve arkadaşlarının sırları ortaya çıkıp da diş izlerinin açıklaması ve rüyaları netleştikçe, gerçeğin hayal bile edemeyeceği kadar korkunç ve gizemli olduğunu fark etmişti. Şimdi, Evangeline'in yalanlarla dolu bir dünyada hayatta nasıl kalacağına karar vermesi gerekiyordu!














25 Kasım 2015 Çarşamba

Zeynep Şentürk - Bir Adım Sonrası Ayrılık - [YORUM]


Yayınevi: Dokuz Yayınları
Türü: Romantik,dram


YORUM

Herkese merhabalarrrr

İşler - güçler, aile derken blog biraz geri planda kaldı ister istemez. Uzun bir aradan sonra ikinci açılışı Zeynep Şentürk'ün kaleminden Bir Adım Sonrası Ayrılık ile yapıyorum. Kitabı Tüyap Fuarının ikinci haftasına yetişti ve imzamı da kaptım kendisinden :) 

Amerikalı bir aktör, kalbini çalan gamzeli bir türk kızı. Tesadüf bu ya kaderlerinin bir köşesine eş ruhlar oldukları yazılmış. O kader dedikleri dokuma tezgahı yazgılarını ince ince dokumuş. Kah güldürmüş, kah üzmüş. Değişik bir love story olmuş onlarınkisi.
Hikayenin geneline inanılmaz bir şekilde masalsı bir romantizm ve duygusallık hakim. Gamze ve Daniel bir anda birbirlerinin yörüngesine oturmuş gezegen ve uydusuydu sanki. Bir anda gelen aşk. Sanki hep bunu bekliyorlarmış gibiydiler.

Gamze bir hostes, gülünce yüzünde güller açan, gamzeleriyle Daniel’i kendine delicesine aşık eden kadın. Güçlü ve inatçı bir kişiliğe sahip. 

Daniel ise...
Alışmışız erkek milletinin haşinine,duygularının sığlığına  ya da yansıtmamasına. Bu anlamda ana karakterimizi, anlatıcımız Daniel'i biraz garipsemedim değil. Daniel bildiğimiz ya da dışardan gördüğümüz pırıltılı dünya starları gibi değil. Kibirsiz, zaman zaman kendine güvensiz. İçe dönük, duygusal ve biraz da melankolik sanırım.Bir erkeğin bu derece duygusal olmasını aklım kabullenmekte zorlanıyor ama sevgili yazarımız yapmış işte.  Böyle bir karakteri pişirip bir de bundan tadın bakalım demiş. :)

Daniel'a ve kitaba komedi unsuru katan Jamie'ydi kanımca. O da kim derseniz, Daniel’in en iyi arkadaşı. Onların  bir araya gelmesi, sürekli didişmeleri demek ve bu oldukça komikti. Bilirsiniz erkeklerde ayrı bir kanka durumu vardır. İkisi arasındaki diyaloglarda bunu gayet hissediyorsunuz. (Zeynep, lütfen Jamie’nin hikayesini de yaz :) )
Ana hikayeye dönersek kader demiştik en başından, kader işte her zaman istediğini vermiyor insana. İyisini seve seve kabullenirken, kötüsünde kapı dışarı edemiyorsun. Romanda anlatılmak istenenlerden biri de buydu sanırım. Gamze ben olsaydım yaptığı seçimi tercih edebilir miydim bilmiyorum. Bencillik miydi, fedakarlık mıydı buna karar vermek okuyucunun ruh haline göre değişir.
Kitabın adıyla, kapağındaki mutlu sonlar romanlara özgü diyor yazar ve sona dair ilk ipucunu veriyor. Dikkate almaksızın başladığım okumada özellikle sonlarına doğru duygusallık had safhaya ulaşıyor. Okurken gözlerimin dolduğunu, boğazıma sert bir yumru oturduğunu söyleyebilirim. 
Zeynep’in ilk kitabı, göze çarpan ufak tefek birkaç sıkıntısı -redakte ve yazım anlamında (bu aralar zamirlere biraz fazla takıyorum sanırım)- var ama o duygu yoğunluğunu hissettirmesine engel olmuyor. Bu anlamda kitabı beğendim. Unutmadan kapağı da çok hoştu :)

Bence bir yazar olarak kendini daha çok geliştirecek, çok daha güzel eserlerle karşımıza çıkacak potansiyele sahip. Yolun açık olsun sevgili Zeynep :)

ARKA KAPAK

Zengin de olabilirsiniz, fakir de. Güzel de olabilirsiniz çirkin de. Ama aşk tüm bunların dışındadır. Bir anda gelir, bir tesadüfle... Bazen yolda gördüğünüz bir tabela ya da kırmızı bir ışık hayatınızı değiştirir. Hayat bir önceki sizden bambaşka bir ‘siz’ yaratır. Benim hikâyem tam da bu noktada başlıyor. Kırmızı ışıkta beklerken gördüğüm bir çift gamzeyle. Gülüşünü gördüğüm anda ona âşık olmam kaçınılmazdı. Adı, boyu, yaşı... Hiçbiri aklıma gelmedi, benim için güldüğünü görmek istediğimden başka. Artık benim için gelecek, adını bile bilmediğim bir kızdan ibaretti. Onu seviyordum ama tanımıyordum. Görüyordum ama konuşamıyordum. Her bulduğumda ise yeniden kaybediyordum. Kaderin karşıma çıkardığı tüm sorunların aksine ya hayatımın aşkını kazanacaktım ya da korkularımın arkasına sığınıp yaşayabileceğim en büyük aşkı kaybedecektim. Ama biliyordum ki kendi çizdiği yolda, kendi adımlarıyla ilerlerdi aşk. Soru işaretlerinin arasından sıyrılan tek ‘nokta’ vardı ve o da onu sevdiğimi söylediğimden sonra konulandı. Onu seviyordum, nokta. Çünkü sevgi varsa onun için savaşmak kaçınılmazdı. Bu savaştaki tek kural ise geçmişteki artılar, gelecekte işe yaramazlar!

24 Mart 2015 Salı

RKBT 4. Gün || Aslıhan Akagöz "Senden Bebek İstiyorum" || Yorum ve Çekiliş



Türkçe Yayın: Postiga Yayınları
Türü: Günümüz romantik, komedi



YORUM

Merhabalar

Şu satırları yazarken ilaçlarım ve ben sıkı sıkıya kaynaşmış bir haldeyiz. Biraz öksürük şurubu, biraz grip ilacı, spreyler ve takviyeler. İşte böyle çok sıkıntılı ve hastalıklı bir haftaya denk geldi "Senden Bebek İstiyorum"okuması.  Beni biraz zorladı ama iyi ki okumuşum diyorum, yorgun psikolojime gayet iyi geldi. Keyifli bir türk işi romantik komedi. Tür için genelde yabancı yazarları tercih ederken bizde de güzel kalemlere rastlıyorum. Aslıhan'da onlardan biri oldu.  Bu gerçekten sevindirici bir durum. 
Adım adım kitaptan bahsedersem; 
Öncelikle itiraf etmeliyim kitabın adını hiç sevmemiştim... Cüretkar ve biraz arabeskvari gelmişti. Ama kitabı okumadan önce tabii... Okuduktan sonra cuk diye oturduğunu farkettim. Yerine başka birşey gelse -ki aklıma alternatif gelmedi bile- bu kadar etkili olmazdı.
Birbirlerinden hiç hazzetmeyen ve sürekli yarışan iki yakışıklı kuzen, Yiğit ve Mert. Kitabın başlarındaki odunlukları nedeniyle ikisine de biraz kızdım ama ikisi de sevimli hödükler :D :D
Yiğit biraz daha kontrolcü ve katı, Mert tersine vurdumduymaz, alaycı, oluruna bırak tarzında bir adam. İkisi de güç sahibi, varlıklı ve yakışıklılar.
  Bu zibidilerin babaanneleri olan dünya tatlısı, Hulusi Kentmen'in dişi versiyonu olan Pakize Sultan, mirasını kendisine ilk torun verene bırakacağını söylemesiyle ikisi arasında yeni bir yarış başlar. Bakalım önce hangisi baba olacaktır.? Ama herşeyden önce bebeklerinin anneleri kim olacaktır?
İşte burada Yiğit'in aklına geçmişinde kalan Feyza gelir, Mert'in karşısına da Sedef çıkar. 
Bir bebek için mecburi olarak birlikte yola çıkan iki çiftin hikayesi böylece başlar :D :D
Karakterlerin ve ilişkilerin ayrı bir tarzı var. Yiğit ve Feyza'nın ilişkisi biraz daha dingin, Feyza'nın fedakarlığı daha bir ön planda ve aksiyonlarla hareketlenmiş. Mert ve Sedef'in ilişkileri nefretle başlayıp, atışmalarla ve deli dolu aşkla devam ediyor. 
Gayet keyifli, güzel yazılmış bir hikaye ve oldukça akıcı. 600 küsür sayfa oldukça hızlı ilerliyor. Yine de birazcık daha kısa olabilirmiş gibi geldi ama yazarın tercihi diye düşünüyorum, sonlara doğru farklı zaman dilimlerinde karakterlerimiz ne durumda diye yazmak istemiş. Bonus gibi bunlar. Özellikle bebeklerin biraz daha büyümüş hallerini okumak hoştu. 
Olumsuz olarak gördüğüm pek bir şey olmadı (redakte sıkıntıları çok azdı) Romantik komedi tarzı yazılmış kitapları seviyorsanız, Senden Bebek İstiyorum'a bir şans vermenizi tavsiye ederim. 
Şahsen yazarın kalemini beğendiğim için diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. 


Arka Kapak

Senden Bebek İstiyorum Çünkü seni hiç unutmadım.

Bir adam neden baba olmak ister? Mutlu ve sıcacık bir yuvada kendinden bir parçaya hayat verip onu büyütmek için, olabilir mi? Ama Yiğit ve Mert'in baba olmayı kabul etmelerinin sebebi bu değildi. Büyükanneleri Pakize Hanım gülümseyerek, "İlk kim kucağıma bir torun verirse bütün servetim onundur," deyince Mert, sırf Yiğit'e bir konuda daha üstünlük sağlayabilmek adına kabul etmişti bu isteği. Tek niyeti Yiğit'i her konuda alt edebilmekti. Peki, Yiğit buna izin verecek miydi? Mert'in kendisini alt etmesine göz yumacak mıydı? Peki iş anne adaylarını ikna etmeye gelince neler olacak dersiniz? Aslıhan Akagöz'ün çok okunan romanlarından aldığınız tadı sürdürmeye devam edebilirsiniz. Eğlenceli ve bir an bile kesilmeyecek heyecanıyla elinizdeki kitapla yazara hayranlığınızın artacağını garanti ederiz.

"Benim size verebilecek hiçbir şeyim yok," dedi güçsüz bir sesle. "Hayır, yanılıyorsun Sedef." Adını adamın ağzından duymak garipti. Rahatsızlık vericiydi. "Sen şu sıra bana çok lazım olan o en önemli şeyi verebilirsin." "Ben anlayamıyorum. Mert Bey siz benden ne istiyorsunuz?" "Ben senden bir bebek istiyorum."
(Tanıtım Bülteninden)

ve çekilişşşş...






15 Mart 2015 Pazar

Paula Weston - Gölgeler [YORUM]

Orjinal Adı: Shadows
Seri Bilgisi: The Rephaim#1
Goodreads Puanı: 4.00
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Çevirmen: İnci Nazlı
Türü: Fantastik, Genç yetişkin


YORUM

Merhabalar, yeni bir yorumla daha sizlerleyim.
Bir kaç gündür okuduğum Paula Weston - Gölgeler kitabı sonunda bitti. Normalde çok kısa sürede bitirebileceğim tarzda olmasına rağmen iş ve ev yoğunluğum arasına sıkışmasından kaynaklı 3-4 gün sürdü. Yoksa melek temalı fantastik kitapları okumayı çok seviyorum. :)

Gölgeler'de İkiz kardeşinin ölümünü atlatmaya çalışan Gabby Winters'in hikayesi anlatılıyor. Gabby bir araba kazası geçirmiş, bu kazada kardeşi ölmüş kendisi de ölümden kılpayı kurtulmuş. Geçmişi de puslu, kaza öncesine dair pek bir şey hatırlamıyor.  Korkunç yaratıkların olduğu ve Matt adını verdiği biriyle sırt sırta dövüştüğü rüyalar görüyor ve bunu internet ortamında hikayeleştiriyor. Bir gün bardayken rüyalarındaki Matt'ı karşısında kanlı canlı görünce şaşırıyor. Son derece yakışıklı ve çekici, bir o kadar da alaycı  ve umursamaz Matt'in aslında Rafa olduğunu ve geçmişinin bildiği gibi olmadığını öğrenir.(Rafa, kendisi favorimdir :D )
Gabby aslında düşmüş meleklerin çocuklarından biridir. O ölümsüz bir savaşçıdır. Ama birileri hafızasıyla oynamış olduğundan farklı bir hayata, sıradan bir insan olduğuna inandırılmıştır. Bir yanda iblisler bir yanda diğer yarı melekler peşindedir. Çünkü düşmüş meleklerle ilgili çok büyük bir sırrı bildiğini düşünmekteler. Oysa Gabby diğer hayatı olan Gabe'i ve olanlar hakkında hiçbir şey hatırlamamaktadır. Rüyalarında sırt sırta dövüştüğü Rafa'nın yardımıyla bu gizemi çözmeye çalışır.
Tabi bu hiç kolay olmayacaktır. Karşısında hem bilinmeyen bir geçmiş, hem iblisler hem de bir zamanlar ait olduğu yarı melek grubu olan Rephaimler vardır.

Yazarın güzel bir kurgu yarattığını düşünüyorum. İlgi çekici, gayet akıcı, bilinmezlik dolayısıyla merak hissinin üst düzey olduğu tam tadında bir giriş kitabı olmuş. Aksiyonu da cabası.
Rafa tiplemesine ayrıca bayıldım. Adamdan resmen ukalalık akıyor ama yine de çok sevimli. Umursamaz ve ukala hallerinin ardında melek saklı :D :D
Gabby'de inşallah potansiyeline ulaşır bir de o hallerini görürüz.
Kitapla ilgili tek sıkıntım anlatımın şimdiki zaman kipinde olması. Bu da olmasa çok iyi olacakmış. Nazarlığı olsun deyip geçelim :D :D
Unutmadan bizdeki kapağını orjinalinden daha çok sevdim.  Serinin devam kitabını büyük bir merakla bekliyorum. Umarım Yabancı Yayınları bizleri çok bekletmez.


ARKA KAPAK


Gaby Winters yaklaşık bir yıl önce ikiz kardeşi Jude'u bir trafik kazasında kaybetmişti. Kazadan sonra bedeni iyileşmişti ama acısı hâlâ ilk günkü gibi tazeydi ve kâbusları bitmiyordu: Her gece kâbuslarında iblislerle ve cehennemin diğer yaratıklarıyla savaşıyordu.

Ve sonra karşısına Rafa çıktı. Rafa, sadece kâbuslarında sık sık gördüğü çocuk değildi, aynı zamanda ikiz kardeşi Jude'la da bir geçmişleri olduğunu iddia ediyordu. Gaby, hayatı ve kendi hakkında bildiğini düşündüğü gerçeklerin sadece birer yalan olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı ve bulması gereken gerçekler kâbuslarındaki gölgelerde gizliydiler. Rafa kimdi? Refaimler kimlerdi? Ve en önemlisi Gaby kime güvenebilirdi?

"Sıkı, zekice yazılmış ve farklı… Okuduğum en iyi melek temalı kitaptı!" 

29 Ocak 2015 Perşembe

Emily Snow - Medcezir [YORUM]




Orjinal Adı: Tidal
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.99
Türkçe Yayın: Novella Yayınları
Çevirmen: Gülfem Çırak
Türü: günümüz romantik, genç yetişkin


YORUM

Klasik bir konu anlatılıyor olmasına rağmen keyifle okuduğum kitaplardan biri oldu Medcezir. Dibe batmış bir aktris olan Willow, rehabilitasyon sonrasında yeniden küllerinden varolmaya çalışmaktadır, hem insani hem de mesleki açıdan. Bu esnada karşısına kendisi gibi içten yaralı genç bir adam çıkar. Cooper, yakışıklı sörf eğitmeni.İlk andan itibaren aralarında bir çekim oluşur. Yer yer atışmalarla, yer yer de kendini kaptırmalar şeklinde kendini baş gösterir. Willow’un dibe batmasına çivi çakan bir sırrı vardır ve kendini yiyip bitirmesine sebep olmaktadır. Hayata ve insanlara güvensiz, tereddütlü bir Willow karakteriyle karşı karşıyayız. Öyle ki "aşk"ın geldiğini biliyor ama elini uzatmaya korkuyor. Ama buna rağmen kendini bırakmamaya çalışması, bir daha geriye dönmemek için çabalaması dikkate değerdi. Tuttum kızcağızı :) 
 Gelgelelim Cooper'a... Neden bu yazarlar sağlam erkek karakterler yazıyor diye isyan edesim var. O da kendince yaralı ama Willow kadar dibe vurmamış. Başından beri ben burdayım, kaya gibi sağlamım, hiç düşünmeden sırtını bana dayayabilirsin imajıyla gönlümü fethetti. Cooper gerçek olsun, benim olsun diyebilecek kadar sevdim karakterini :) 
İlk başlardaki hızlı gelişen tensel çekim başımı döndürdü ve durumu azıcık garipsedim. Nerde o naif aşklar diye iç geçirdim. Ama bir süre sonra o çekim harika bir aşka dönüştü ve tadından geçilmez oldu :) Yazarın kalemini sevdim, abartısız ve gerçekçi anlatımı ile başta da bahsettiğim klasik yada klişe bir konuyu güzelce işleyerek farklılaştırmış. Dili de anlatımı da oldukça akıcı.  Finaline ise sadece mükemmel diyorum :)
Umarım Novella'dan yazarının diğer kitaplarını da fazla beklemeden okuruz. :D

ARKA KAPAK


'Seni Seviyorum Ama Sen Olmadan Da Yaşayabilirim Sadece Sensizliği Reddediyorum'

Willow Avery, çocukluğundan beri oyunculuk yapan ve imrenilecek bir hayat süren, çok yetenekli bir Hollywood yıldızıdır. Ta ki kötü alışkanlıklar edinip her köşe başında küçük suçlar işlemeye başlayana ve dibi boylayana kadar Yatırıldığı rehabilitasyon merkezinden çıktığında Willow'un etrafında kimse kalmamış, ümitleri yıkılmıştır. Kendini yepyeni bir film projesinin içinde bulduğundaysa karşısına sarışın, yakışıklı ve seksi sörf hocası Cooper'ın çıkacağını ve tüm hayatını değiştireceğini henüz bilmiyordur. Tüm dünyanın gözü yine onun üzerine çevrilmişken ve gelecek ona yeni başlangıçlar vaat ederken Willow, kendini dalgaların akışına bırakır ama geçmişindeki sırlar derisindeki yara izi kadar yakınındadır.

"Medcezir'in erkek karakteri beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı ve yoğun duygulara sürükledi. Cooper yürek hoplatan cinsten."
-Kelli Maine-

"Bu kitapta her şeyden biraz var. Romantizm, karmaşıkkarakterler, sırlar, mizah,ilginç arkadaşlıklar, erotizm… Kitap bittiğinde insan büyük bir duygu yoğunluğu yaşıyor."
-The New York Times-

"Her karakter ve bu kitabın her sayfası inanılmaz eğlenceli, Willow ve Cooper'ın hikâyesi kesinlikle kalbinize dokunacak."
-Publishers Weekly-

24 Ocak 2015 Cumartesi

RKBT 6. Gün || Suri Rosen "Yalnızlığa Çare Bulundu" || Yorum



Orjinal Adı: Playing With Matches
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 4.21
Türkçe Yayın: Parodi Yayınları
Çevirmen: Şafak Tahmaz
Türü: Günümüz romantik


YORUM

Merhabalar

Bugün  Suri Rosen'in Yalnızlığa Çare Bulundu kitabına yaptığımız blogturun son yorumuyla sizlerleyim.
Öncelikle şunu söylemeliyim, benim için değişik bir okuma deneyimi oldu. 
Beklentim teenage karakterlerin aşkını anlatan bir kitaptı. Yani ne olabilirdi ki? 
Aşk üçgeni?? Olası! 
Kararsızlık?? Olası! 
Anlayacağınız çok da bir şey beklemiyordum. 
Ancak kitabı okumaya başladığımda ne kadar da yanıldığımı farkettim. 
Bir kere üçgen müçgen yoktu. Hatta teenage aşk bile yoktu.  Ama gayet sevimli bir hikaye ile karşılaştım. 
Raina Resnick 16 yaşındadır ve  New York'taki okulundan kovulduktan sonra Toronto'da yaşayan amcası ile teyzesinin yanına gönderilir. 
Teyzesi Raina'nın sorumsuz biri olduğunu düşünmektedir. 
En kötüsü kız kardeşi Leah nişanlısından ayrılmasından dolayı onu suçlamaktadır.  
Raina amcasının ve teyzesinin Toronto'da yaşayan  iyi bir arkadaşı ile kendi arkadaşının aralarını yapar.  Böylece her ne kadar gizliyor olsa da Raina'nın artık bir çöpçatan olduğu yayılır.  
Sonrası?? dediğinizi duyar gibiyim :D :D
Sonrasında kimi zaman kahkahalar attıran kimi zamanda hüzünlendiren olaylar silsilesi. Cidden okuyup ilk elden deneyimlemelisiniz :) 
Yazarın ilk kitabıymış. Gerçekten de ilk olmasına rağmen gayet güzel bir anlatıma sahip. Oldukça da akıcı. İçinde bulunduğu toplumun geleneklerini üzerine kurgulanmış, o nedenle aynı zamanda bilgilendirici. Goodreads'ta ağırlık olarak YA etiketlenmiş olması biraz yanlış olmuş. Sadece gençlere değil, yetişkinlere de hitap ediyor çünkü.
Kitabın son sayfasını da okuyup kapağını kapadığımda yüzümde koca bir tebessümle keşke bitmeseydi dediğim kitaplardan biri olarak kayda geçti. 
O nedenle bu tarz kitapları seviyorsanız mutlaka listenize eklemenizi tavsiye ederim.

ARKA KAPAK


"Ya kaderiniz hiç beklemediğiniz birinin ellerindeyse?"

Belki o da uzakta bir yerlerde farkında olmadan seni bekliyordur. Belki de şu an yanı başındadır ve sen onu göremiyorsundur. Ya da oradadır, biliyorsundur bir adımını beklediğini. Bir adım, sonra bir adım daha… Korkma, artık yalnız değilsin! Aşk var yanı başında! 

"Kıpır kıpır, eğlenceli ve sürükleyici bir hikâye." 
-Kirkus Reviews-

"Hayatta her an karşımıza çıkabilecek olayları konu alan bu büyüleyici hikâyede herkesin anıları canlanacak." 
-School Library Journal-
(Tanıtım Bülteninden)

20 Aralık 2014 Cumartesi

Jennifer Probst - Aranan Aşk Bulundu [YORUM]


Nemesis Kitap
2014


Yorum

Nemesis yayınlarının kitaplarını, özellikle romantik komedi tarzında olanlarını seviyorum. Pembe bir dünyanın içerisinde hoşça vakit geçirmemi sağlıyorlar. Bu kitaplardan biri de Kasım ayı içerisinde bizlerle buluşan Jennifer Probst - Aranan Aşk Bulundu. 
Diğer kitapları gibi hafif spiritüel motiflerle işli güzel bir romantik türde bir kitap olmuş. Modern kadın erkek ilişkileri ve tarafların kendilerini birini sevme, bağlanma sorunlarını ele alan bir hikayeyi biz okuyuculara sunmuş.
Nemesis Kitap yazarın Marriage to a Billionaire serisinden 3 kitabını yayınlamıştı. Okuyanlar bilir, bu seri de romantik türde ve bir büyü kitabında buldukları Tabiat Ana'ya adanan bir büyü yapmaları ve sonrasında aradıkları aşkı bulmaları üzerineydi. Aranan Aşk Bulundu kitabı için bu serinin yan serisi diyebiliriz. (Searching for) Şimdilik iki kitaplıkmış gibi görünüyor. (çok yeni bir seri ilk kitabı 
2013, ikinci kitabı 2014 tarihli)
Kitabımızın ana karakterleri Kate Seymour ve Slade Montgomery.
Kate mavi kantaron rengi gözlere sahip sarışın bir afet, ailesinden gelen ilginç bir özelliği var. Ruh eşlerini hissedebiliyor. Bu sayede kendi çöpçatanlık ajansını kurmuş. Tamamen bilimsel çalışıyorlar ama Kate'in yeteneğini kalite kontrol amaçlı :) kullanıyorlar. Kate insanları eşleştiriyor ama terzi kendi söküğünü dikemez misali kendisi için uygun insanı bir türlü bulamamış.
Slade ise yeşil gözlü,  kumral bir yakışıklı er kişi. Oldukça hırslı ve başarılı bir avukat.Aşka inanmıyor, birine bağlanmak gibi düşüncesi yok. Kız kardeşine karşı oldukça korumacı.
Kız kardeşi Kate'in şirketinden yardım almayı istemesi üzerine kitabımızın karakterleri zıt kutuplar olarak karşı karşıya geliyorlar. Burdan sonrasını kitaptan okursunuz :) :)
Karakterlerin asıl olan bağlanma korkularını başka şeylerin ardına sakladıklarını, onun yerine fiziksel çekime izin vermelerini ama yine de aşkın sihrine kapılmalarının önünde hiç bir şeyin duramadığını güzelce anlattığını düşünüyorum. Ayrıca diğer serinin kitaplarındaki karakterleri de unutmamış yazar.  Onların da çoluklu çocuklu hallerini bir bölüme sıkıştırmış, bakın mutlu sondan sonra neler olmuş sorusuna da ufak bir yanıt vermiş. Ayrıca hayvanseverliğini bu kitapta oldukça yoğun bir şekilde hissettirmiş. Ne demek istediğimi, Kate'in sevgili köpeği Robert'le ilgili bölümleri okuyunca anlayacaksınız. Bunların haricinde, kitap oldukça akıcı, vaktiniz varsa bir kaç saatte bitirebilirsiniz. Romantik, duygusal, komik,ateşli  bir kitap okumak isterseniz ilginizi çekebileceğini düşünüyorum.




Marriage to a Billionaire

1) İlk Öpücüğün Büyüsü
2) Aşka İkinci Şans
3) Adım Adım Mutluluk

****

Searching For

1) Aranan Aşk Bulundu


***

Arka Kapak

Kate'e ailesinden genetik bir miras kalmıştır: insanlar arasındaki duygusal elektriklenmeyi hissetmek. Kimin kimden hoşlandığını, kimin kime sinir olduğunu, hangi çiftlerin uyumlu, hangilerinin uyumsuz olduğunu anlamak için onlara dokunması yetmektedir. Bu özelliğini kendisi için bir kez bile kullanamamıştır oysa. 

Bazen bir ödül, bazen de bir lanet gibi hayatına yön veren bu özelliğini, başka insanları mutlu etmek için kullanmaya karar verir ve arkadaşlarıyla birlikte bir çöpçatanlık şirketi kurar. İnsanlar kendilerine doğru eşi bulabilsinler diye gizemli özelliğini kullanacak ve onları bir araya getirecektir. 

Bir gün ofisin kapısından içeri giren bir adam ise, bütün işleri değiştirir. Kate ilk kez, kendisi için doğru olan bir adamın titreşimlerini hissetmektedir. Aranan aşk bulunmuştur; şimdi geriye sadece, onu elde etmek kalmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)

24 Kasım 2014 Pazartesi

RKBT 4. Gün || Jamie McGuire "Tatlı Sır" || YORUM


ARKA KAPAK


Çocukluk yılları gereğinden fazla erken sona eren, özgür ruhlu Camille "Cami" Camlin, üniversitenin ilk yılından sonra kendi evine çıkmıştı ve hayatını istediği gibi yaşayabilmek için çabalıyordu.Red Door'da çalışmak ve okula gitmek dışında başka bir şeye ayıracak vakti yoktu. Ta ki erkek arkadaşını görmek için çıkacağı seyahat iptal olana kadar... Şimdi önünde, yıllardır ilk defa ne yapacağını bilmediği bomboş bir hafta sonu vardı.

Trenton Maddox, Eastern State Üniversitesi'nin kralıydı. Arkadaşları onun gibi, kadınlarsa ona sahip olmak istiyorlardı ama trajik bir kazadan sonra hayatı altüst olmuş, okulu yarım bırakmıştı.

Kazadan on sekiz ay sonra Trenton, dul babasıyla aynı evde yaşayıp yerel bir dövmecide çalışıyor, babasına faturaları ödemesinde yardımcı oluyordu.Tam hayatının normale dönmeye başladığını hissettiği günlerin birinde, Red'de yalnız başına oturan Cami'ye rastladı.

Gürültücü kardeşleriyle başa çıkmaya alışkın olan Cami, Trenton Maddox'la başlayan yeni arkadaşlığını da idare edebileceğini düşünmüştü. Ama bir Maddox erkeği, âşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; âşık olduğu kız, altüst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek kişi olsa bile...
YORUM

Jamie McGuire bizi Travis Maddox'la tanıştırdığından beri Maddox'lar bir efsane oldu.
Kimi sevdi, kimi burun kıvırdı, kimi ayıldı bayıldı vs.
Eminim yazarın kendisi de bu kadar fenomen olacaklarını tahmin edememiştir.
Önce Tatlı Bela sonra Ayaklı Bela, peşine de Belalı Düğün derken bir çok okuyucu, -ben de dahil- Maddox  Kardeşleri iyiden iyiye merak etmeye başladık.
Önceki kitaplarda adı bolca geçen Trenton'ı merak ediyordum ki, yazar Tatlı Sır'da onunla başlayınca çok sevindim.

Kitap dönem olarak Abby ve Travis'in hikayesinin anlatıldığı zamana paralel işliyor, dolayısıyla efsane ikiliyle de karşılaşıyoruz.  Tabi çok değil, unutulmaz bir kaç olay ve dışarıdan 3. bir kişinin gözlemi şeklinde.

Trenton Maddox'ların 2 numaralısı ve parasızlıktan hala babasıyla yaşıyor. Bir dövmeci de çalışıyor ve işinden anlaşıldığı üzere bol dövmesi var :D :D Bunun haricinde tabii ki Maddox genlerinden gelen ortak özelliklere sahip; harika gamze, kaslı vucut,yakışıklılık, kavgacılık... (bu konuda ihtisas sahibi sayılırlar)
"Maddoxlar belanın kokusunu alabiliyorlardı. En azından öyle görünüyordu, çünkü nerede bir kavga olsa ya başlatan ya da bitiren onlar olurlardı. Genellikle her ikisi de"

Cami 21 yaşında, ailesiyle sorunlar yaşıyor ama yine de onların sorumluluğunu üstünde taşıyor. Çoğu zaman babasının ve kardeşlerinin hor görmelerine rağmen kendinden ödün vermiyor. Özgürlüğünü seviyor. Ayrıca T.J. adında gizemli biriyle sürdürmeye uğraştığı uzun mesafeli bir aşk da var. Bir yandan çalışıp bir yandan okulunu bitirmeye çalışıyor. Bütün bunların üzerine bir de Trent'in hayatına girmesiyle her şey değişiyor.

Kitabı okumaya başlayınca ister istemez Abby ve Travis ile karşılaştırma yaptım.
İkiliyi ne kadar sevsem de Trent ve Cami'yi biraz daha aklı başında buldum. Mesela ikisi arasında gelgitler, ayrılıp barışmalar çok fazla yoktu. Bu anlamda çok yormadılar.
Trent'in biraz daha evcimen halleri, Olive'le olan bağları gerçekten çok sevimliydi.
Cami bile kayıtsız kalamadı Trent - Olive ikilisine.. :D

Her ne kadar kitap Cami tarafından anlatılıyor olsa da Trent'in kendini adamışlığı daha barizdi ve Cami nedensiz bir şekilde kendini çekiyor gibiydi.
Okudukça aklıma takılan diğer bir nokta kitaba adını da veren sır mevzusu vardı ve bir türlü ortaya çıkmıyordu.
Kafamı karıştırıp durdu, neresinde bu sır diye düşünürken, son sayfaya geldim, bir anda dumur oldum, o da ne dedim kaldım.
Anlayacağınız Jamie tam anlamıyla "bombayı patlatmış."
Sırrın "tatlı"lığı bu durumda bana göre cidden tartışılır ancak "Aşk... Bir tercih değildir" kapak yazısının hakkını kesinlikle vermiş diyorum.
Kapak olayına gelirsek; çok sevdiğim söylenemez ama içerikle bağlantısını kurmuş. Redaksiyon, çeviri olarak okuma zevkimi bölen herhangi bir durumla karşılaşmadım ya da kitabın akıcılığı nedeniyle dikkat etmemiş de olabilirim bilemiyorum ancak diğer Maddox kardeşleri merakla bekliyorum :) :)




1 Kasım 2014 Cumartesi

Fatih Murat Arsal - Beni Bırakma [YORUM]


ARKA KAPAK

İnsanlara güveni olmayan yalnız bir kadın Geçmişi tehlikelerle dolu yakışıklı bir adam

Güzelliği tescilli bir mankenin eski bir mahkûmla ne işi olur? Kader sinsi yöntemlerle onları karşılaştırınca, beraberlikleri kaçınılmaz oldu.
Karakterleri farklı olsa da Ayrılık kesin olsa da Bir güç onları bir arada tutmaya kararlıydı!
Kalbi başkası için atan Gamze ihtiyaç duyduğu güven ve sevginin, mavi gözlü bir serseride olacağını nereden bilecekti? Kalbindeki ve bedenindeki her zerrenin ona ait olduğunu anlayamadı.
Ta ki bu özel adamı kaybedeceği ana kadar Ta ki genç adam onun hayatından çıkıp gidinceye kadar Ve arkasından bağıramadı bile! Keşke ona seslenebilseydi! Ve keşke ona diyebilseydi
BENİ BIRAKMA!

YORUM

Beni Bırakma ile sonunda FMA'nın kalemiyle tanışmış oldum. Çok sevilen takip edilen bir yazar olduğunu biliyordum ama kısmet şimdiyeymiş.
Sıralamasına bakmaksızın Beni Bırakma ile başlamamın bir sebebi var, kitabı başkasıyla takas etmem!!! Ancak şunu söylemem gerek; pişman oldum bile ama sözden de dönülmez malesef...
İlk fırsatta kütüphaneme yeniden ekleyeceğim.
Bu kitap türkiş casuslar diye adlandırabileceğim gruptan Akın ve manken Gamze hanım'ın hikayesi.
Akın cezasını çekip cezaevinden çıkan eski bir subay. Aslen devlet adına çok gizli görevlere  giden bir ekibe dahil. 
Gamze'de çok başarılı bir manken, dünyanın 10 güzel kadını arasında yer alıyor. Ama gel gör ki saf, çok saf... Kendisi gibi bir manken olan bir erkeğe aşık ve o da beş para etmez dediklerinden. 
Tabii ki belasını bulmuş ve hapse girmiş. 
 Kendisiyle Gamze'nin onu ziyaret ettiği zaman karşılaşıp söyledikleriyle beraber notunu veriyorsunuz. Gamze kar kış kıyamet derken ve de ağlayarak ceza evinden çıkarken bir deve çarpar, mavi gözlü iri yarı saç sakal karışık Akın'a!!! Kader yollarını bir şekilde kesiştirmiştir artık....

Kitaba minik bir giriş diyeceğim özetten sonra ilk kez okuduğum bir yazar için düşüncelerim şöyle:
Bir erkek yazar, hem de aşk romanı ve de güzel yazıyor. :) :)
Akıcı, kurgusu sağlam, yer ve mekan ayrıntıları oldukça gerçekmiş hissi veriyor. 
Aksiyonlar, tehlikeler, dostluklar güzel anlatılmış. 
Diğer kitaplarını da okuyor olacağım. 
Ancak takıldığım ve hoşlanmadığım bir durum var ki o da Gamze ve Akın'ın cinsellik kokan diyalogları. Kitabın bu kısımlarından hoşlanmadım. 
Abartılıydı. 
İlerleyen kısımlarda ya alıştım ya da bu tarz diyalogların ağırlığı azalarak biraz daha romantikleşti sanırım.
Bu hoşnutsuzluk dışında gayet beğendiğim bir kitap oldu Beni Bırakma, darısı diğer FMA kitaplarının başına diyelim :D :D




23 Temmuz 2014 Çarşamba

RKBT 1. Gün || DENİSE HAMİLTON - "HASAR KONTROL" || YORUM - ÇEKİLİŞ

 
Orjinal Adı:  Damage Control
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.57
Türkçe Yayın: MartıYayınları
Çevirmen: Murat Sağlam
Türü: Suç, Gizem, Gerilim

Yorum

Yeni bir kitapla ve yeni bir turla daha sizlerleyim. Bu turumuzun konuğu Martı Yayınlarından çıkmış olan Denise Hamilton – Hasar Kontrol oldu.
Tanıtım bülteninde konusu ve ismiyle dikkatimi çekti. Hasar Kontrol gizem, psikolojik/politik, gerilim, aksiyon gibi türlerin harmanlandığı bir roman. Giriş Maggie’nin gençliğinden(16 yaş) bir sahne ile başlıyor. Sonra bir zaman atlamasıyla günümüze dönüyor. Prologdan karakterin geçmişinde bir şeyler olduğunu hissediyorsunuz ve ara ara geçmişe gitmesi, olanları yavaş yavaş anlatması nedeniyle merak faktörünü yüksek tutuyor. Günümüzde Maggie artık 33 yaşında ve profesyonel bir hasar kontrolcü. Yani sporcusundan siyasetçisine kadar ünlü, zengin insanların ortaya çıkmasını istemediği sırlarını, skandallarını örtbas eden ya da aleyhlerine olan durumları mümkün olduğunca yasal bir şekilde onların lehine çeviren bir şirkette çalışıyor. Oldukça stresli bir işi var ve borçları yüzünden çalışmaya da mecbur. Yeni işi, 16 yaşının idolü, rüya ailesi ancak bilmediğimiz bir sebeple yabancılaştığı ailenin babası olan Senatör Paxton’dur. Senatörün bir kadın çalışanı öldürülmüştür ve siyasi kariyeri tehlikededir. Maggie bir profesyonel olarak hasarı minimumda tutmaya çalışırken bir çok şeyin göründüğü gibi olmadığını fark etmekte ve kime güveneceğini bilemediğinden işini yapmakta zorlamaktadır. Diğer yandan da Senatörün kızı Annabelle ile olan arkadaşlıklarının kopmasının nedenlerini de sorgulamaktadır. 

Kitabın kurgusu oldukça sağlam, basit bir cinayet ya da ihanet öyküsünden daha derin ve karmaşık, karakterleri de gerçekçiydi. Yazarın anlatım tarzı hoşuma gitti. Bilindik diyebileceğimiz bir konuyu işlemiş olmasına rağmen olay örgüsüyle, karakterlerinin profilleriyle bir şekilde farklılaştırmış. Yer yer yavaş, yer yer de hızlı bir tempoyla kitabını okutturuyor. Yazarın anladığım kadarıyla bir koku takıntısı mevcut. Bunu karakteri Maggie’ye de yansıtmış. Ancak bu boş bir yansıtma olmamış bir yerde kurguya oturtmuş kilit bir nokta haline getirmiş. Olayların karmaşıklığı, Maggie’nin aileyle olan ilişkisi, işi ve aile arasında sadakati konusunda çelişkileri kesinlikle iyi işlenmişti. Romatizm yanı çok yoğun işlenmemiş ama hiç olmasa da olurmuş. Ayrıca yazarımız oldukça ketum, ser veriyor sır vermiyor. Sonunu bir türlü tahmin edemedim, büyük bir sürpriz olarak karşıma çıktı. Benim için oldukça keyifli bir okuma oldu, Martı Yayınlarına teşekkür ediyorum ve yazarın diğer kitaplarını da yayınlamalarını temenni ediyorum (Eve Diamond serisini çok merak ettim :) )

Değerlendirmem


5 üzerinden



****

Hafızanı zorla,
gerçek orada gizli

Maggie Silver, önemli müşterilere sahip bir halkla ilişkiler şirketinde başarılı olmak için elinden geleni yapmaktadır. Ancak karşısına hiç ummadığı bir müşteri çıktığında işler karışır. Henry Paxton, Güney Kaliforniyanın önemli bir devlet adamı olmasının yanı sıra, Maggienin lisedeki en yakın arkadaşı Annabellein de babasıdır.

Paxtonın yardımcılarından birinin şüpheli ölümüyle başlayan skandallar zincirini örtbas etmekle görevlendirilen Maggie, yıllar sonra tekrar bu ailenin sırlarla dolu hayatına müdahil olur. Genç kadın, bir yandan lise yıllarında Annabellele arkadaşlıklarını bitiren anılarının istilasına uğrarken, diğer yandan uzun zaman önce zihninde yer etmiş bir parfüm kokusuyla sırlar kapısının anahtarına ulaşacaktır.

Hasar Kontrol heyecan ve gerilim yüklü kurgusuyla birlikte, arkadaşlık bağları ve insanın skandallara olan dinmek bilmeyen merakını irdeleyen sürükleyici bir kitap.
 

 



Çekiliş için;



 
Takvim