3 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2016 Çarşamba

Virginia Boecker - Cadı Avcısı [YORUM]



Orjinal Adı: The Witch Hunter
Seri Bilgisi: The Witch Hunter #1
Goodreads Puanı: 3.77
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Çevirmen: Onur Özkan
Türü: Fantastik, Genç Yetişkin,

YORUM


Merhabalar,

Blogumun bugünkü konuğu Yabancı Yayınları'ndan çıkan Cadı Avcısı.
16. yüzyılda cadıların olduğu bir dünya üzerine kurgulanmış kitap. 
Bu dünya da cadılar kötüdür, çünkü veba denen illeti çıkarmışlardır. Elizabeth'te vebanın dolaylı kurbanlarından biridir, anne ve babasını vebadan kaybetmiştir. En yakın arkadaşı Caleb'le birlikte Cadı Avcısı olmak üzere kralın amcası olan Blackwell tarafından eğitilir. Dışardan bakıldığında krallıkta hizmetçi olarak görünmektedir ancak Caleb'le birlikte Blackwell'in en iyi cadı avcılarındandır. Şifacı, büyücü, cadı hiç farketmeksizin onlar tarafından yakalanıp sonları yakılarak ölümle bitmektedir.
Elizabeth bu durumdan rahatsızlık duysa da iyi bir asker olarak görevlerini yerine getirmektedir. En büyük hedefleri ise güçlü büyücü Nicholas Perevil'dir. 
Bir gün başı bir takım şifalı otlar yüzünden derde girer ve Blackwell ve Caleb tarafından yüzüstü bırakılır. Artık o da cadı olarak suçlanmaktadır yakılmak üzere hapse atılır. Tek yardıma gelen ise düşman bildiği Nicholas Perevil'dir.  
Ancak onun da bir sebebi vardır. Onun gizli kimliğinden habersiz, Nicholas’ın ve diğer cadıların onu kurtarmalarının sebebi Elizabeth’in bahsedildiği kehanettir. Elizabeth hayatını kurtarmak için Nicholas'la bir anlaşma yapar ve devamında cadıların dünyasına giriş yapar.

Kitabı okuyalı bir hayli oldu ama yazması bugüne kaldı. 
Hem tarihi hem fantastik ve de genç yetişkin türünde olması nedeniyle biraz daha tempolu bir şeyler beklerdim.  Öyle çok çok heyecan veren inişleri çıkışları olmadı benim için.  Buna rağmen birkaç saatte bitebilecek kadar akıcıydı ve de kendini okutturan bir anlatımı vardı. Bundan dolayı sıkılmadım. Kötü değildi ama serinin ilk kitabı olarak daha iyi birşeyler de çıkabilirdi. Şubat'ta okuduğum kitapla ilgili aklımda en net kalan  "Elizabeth kızım, çok pis satışa gelmişsin" diye düşündüğümdü.  Bence konusu ve kurgusu karakterleri bakımından ortalama bir kitaptı. Devam kitabı belki daha iyi olabilir.
Yalnız kapağına on numara beş yıldız veriyorum. Resmen bayıldım. Yabancı umarım böyle devam eder.

ARKA KAPAK

Tenime dağlanarak işlenmiş mühür.
XIII
Beni koruyan ve ne olduğumu gösteren mühür.
Ben On Üçüncü Yazıt’ın bir uygulayıcısıydım.
Bir cadı avcısı.
Korkulması gereken kişi bendim.
En büyük düşmanınız dövüştüğünüz şey değil, korktuğunuz şeydir.
“İyi bir fantastik kitapta olması gereken her şey var: kılıçlar, zehir, kara büyü ve ihanet. Eğlenceli, kanınızın çekileceği, macera dolu bir ilk roman.” - April Tucholke, Derin Sularla Şeytan Arasında romanının yazarı

“Ustalıkla ve kıvrak bir zekâyla yazılmış, macera, espri ve sihir yüklü bir fantastik hikâye.” ―Beth Revis, Bir Milyon Güneş ve Evrenin Ötesi romanlarının  New York Times çoksatan yazarı

*“Sinematografik anlatımın canlılığıyla, nefes kesici bir macera.”  ―PW (starred review)
“Boecker çıkış romanındaki anlatım tarzıyla okurun Elizabeth’in sırlarını, endişelerini ve korkularını hissetmesini sağlayarak gerilim dolu bir hava yaratmış… Macera dolu bu kitapta kılıçlar çarpışıyor, canavarlarla savaşılıyor, kara büyü kullanılıyor ve ihanet kol geziyor… Maceranın yanı sıra arkadaşlık ve aşkın da yer aldığı bu hikâye genç edebiyatı fantastik okurlarının nefesini kesecek.” -School Library Journal 
“Boecker’in yarattığı alternatif on altıncı yüzyılda büyülü dünya kadar karakterler de ilgi çekici… Karmaşık fantastik öğelerin arasına serpiştirilmiş arkadaşlık ve aşk kırıntıları, gizemli, macera ve sihir dolu bir hikâye sözü veriyor.” -Booklist 
“Elizabeth güçlü yan karakterlerle desteklenmiş, etkileyici bir kahraman. Oldukça başarılı bir çıkış romanı. Elizabeth’in gelecek maceralarının da aynı derecede heyecan verici olacağına hiç şüphe yok.” -VOYA

20 Şubat 2015 Cuma

Evangeline Collins - Yasak [YORUM]


Orjinal Adı: Her Ladyship's Companion
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.73
Türkçe Yayın: Olimpos Yayınları
Çevirmen: Ladin Arda
Türü: Historical Romance

YORUM

Merhabalar,

Blogumun bugünkü konuğu Olimpos Yayınlarından çıkmış olan Evangeline Collins - Yasak adlı kitap.
Yazarın yayınevinden çıkan ikinci kitabı ama kalemiyle tanışmam "Yasak"la oldu. Klasik historical kalıplarının dışında konusu ve karakterleriyle ilgimi oldukça çekti. 

Konusundan biraz bahsedersem;
 İsabella kötü bir olay nedeniyle saygınlığını yitirmiştir ve alelacele Lord Stirling ile evlendirilir. Bu evlilik onun zindanı olmuştur. O zindanda günden güne solarken Fransız kuzeni tarafından onu mutlu edeceğine inandığı bir hediye alır. Bu hediye flört edebileceği bir centilmendir. (günümüzde başka birşey deniyor tabi :D :D ) İsabella başta bunu kabullenmek istemese de Gideon ona yalnızlığını unuttur, tutkuyu ve aşkı tattırır.   Gideon'la beraberliği ikinci felaketi mi yoksa zindandan kurtuluşu mu olacak, merak edenler için kitabı okumalarını salık veriyorum.

Konu değişik, karakterleri de ilgi çekici. Yoğun tutkunun arkasındaki, yalnızlığın ve sevgiye açlığın, özlemin güzel yansıtıldığını düşünüyorum. Öyle ki aralarındaki tutku/cinselliğin fazlalığı ve ilişkinin onaylamayacağım bir türde olması bile beni fazla rahatsız etmedi. Nedense ön planda hep Bella'nın yalnızlığını hissettim. Bu anlamda kurgusunu başarılı buldum. Başlardaki karışık anlatıma alıştıktan sonra kitap akıcı bir şekilde ilerliyor. Kapağa gelirsek; Olimpos'un historical kapakları çok hoşuma gidiyor. Gayet özenli, albenili. Yasak kapağında da bu geçerli. 

Olumlu gördüklerim haricinde olumsuzluklarda var. Örneğin, yazarın tarzı mı yoksa çeviriden mi kaynaklı bilemediğim; bir anlatım sıkıntısı var. Kim nerde ne söylüyor, veya ne demek istiyor bir karmaşa olmuş. Özellikle kitabın başlarında yoğun hissettim bu durumu, ilerledikçe aksiyonun da artmasıyla bu durumu göz ardı edebildim.  Redaksiyon için her zamanki gibi biraz daha dikkat diyorum.
Yasak kitabı olumsuzluklara rağmen farklı konusu için okunabilir diyeceğim bir kitap oldu

ARKA KAPAK

Görevi onu memnun etmekti, kalbini çalmak değil...

Leydi Isabella Stirling Selkrik İskoçya kırsalında sevgisiz bir evliliğe mahkûm olmuştur. Gittiğinde aylarca gelmeyen kocası nedeniyle Bella; içinde yanan, özgür bırakılmak isteyen tutkuları inkâr ettiği yalnız bir yaşam sürmektedir. 

Sonra görmüş geçirmiş kuzeni onu ziyarete gelir ve edepsizce bir öneride bulunur. Bella'nın ihtiyacı olan şey bir sevgilidir. Parayla tutulan bir sevgili. Ne de olsa erkekler bu tür aktivitelerde bulunmaktadır; kadınlar neden yapmasınlar ki? Bella reddeder, ama sonra Mr. Gideon Rosedale adında muhteşem bir ziyaretçi ortaya çıkar, iki hafta için hizmetine verilmiştir. Bunun zararsız bir flört olacağını düşünen Bella Gideon'un baştan çıkarıcılığına karşı koyamaz. Sonunda tüm tutkularına hizmet etmesine izin verdiğindeyse düşünülemez olanı, yasak olan tek şeyi yaptığını keşfeder: O âşık olmuştur...

1 Ocak 2015 Perşembe

Shannon Drake - Geceyi Keşfet [YORUM]



Orjinal Adı: Conquer The Night 
Seri Bilgisi: Graham Clan #2
Goodreads Puanı: 3.87
Türkçe Yayın: Olimpos Yayınları
Çevirmen: Özlem Menemenecioğlu Boğahan
Türü: Historical romance

YORUM

2014 yılının son okuduğum kitabı Shannon Drake - Geceyi Keşfet oldu.
Yazarın ilk kitabını okuduğumda hoşuma gitmişti. (yorum için tık tık) Yoğun iskoç tarihi eşliğinde tatlı-sert hatta kovalamacalı bir aşk hikayesi vardı.  İkinci kitabına bakarsak yine iskoç tarihi yoğundu ama daha hüzünlü ve haşindi. 
Arryn Graham, İngiltere kralına sadakat yemini etmeyen bu nedenle asi olarak addedilen iskoç klanlarından birinin lideridir. Karısını ve doğmamış çocuğunu kralın emrindeki Kinsey Darrow'un saldırıları ile çok feci ve trajik bir şekilde kaybetmiştir. İçindeki intikam ateşi kor olup hırsını bilemektedir. 
Kyra kaliçenin vaftiz kızı ve kral tarafından Kinsey Darrow ile nişanlandırılmıştır. Babası ingiliz annesi asil bir iskoç olan Kayra mal ve toprak varlığı ile Kinsey için iştah açan bir ödülden başka birşey değildir. Bunun farkında olan Kayra elinden geldiğince evliliği engellemeye çalışmaktadır. Arryn intikam ateşi ile Kinsey'in kalesini ele geçirir. Ancak onun yerine sevgili leydisi Kayra ile karşılaşır.  Ondan sonra tabir caizse dananın kuyruğu kopar.
İşte bu dananın kuyruğunun kopma meselesi en sorunlu ve yukarıda haşin diye belirttiğim kısmı.
Aslında dönemin gerçekleri belki de öyledir, ama bana biraz fazla geldi. Kadının hem ne kadar değerli ! hem de ne kadar değersiz olduğunu gösteren bir örnek oldu. Sonu tatlıya bağlanıyor ama böyle tatlılık nasıl olur bilmiyorum. Ama yukarıda dediğim gibi dönem gerçekleri bu şekilde olabilir. Onun haricinde yoğun bir şekilde tarih bilgisi ve savaşlar, entrikalar, ihanet, güç denemeleri vs. yine mevcuttu. Bu tarz kitaplarda genel olarak konular çok değişmez, yazım tarzı ya da karakter derinliğiyle kendilerini farklılaştırır. Yazarda gerçeğe uygun ve yoğun bir tarih bilgisine kitabında yer vererek kendini farklılaştırmış. Burada dozajını ayarlamak da önemli. Bir tık daha fazla olsa sanırım insanı sıkma noktasına getirebilirdi. (bu değerlendirme kişiye göre değişebilir tabii)
Kapağa gelirsek, hem dış kapak, hem de iç kapak gayet şık, kaliteli. Keşke bu özen kitabın içeriğine de gösterilseymiş. Redaksiyona yine dikkat diyeceğim. Bir kitabın sunum aşamasına kadar birden fazla elden geçtiğini düşünüyorum.  O nedenle çevrimi unutulmuş cümlenin açıklamasını bilemedim.
Özetle yazarın tarzını sevdim ama ilk kitaptaki keyfi alamadığımı düşünüyorum. Bu nedenle çok iyi veya çok kötü diyemem ama orta karar gibi diyebileceğim bir kitaptı.

ARKA KAPAK


Satış rekorları kıran, ödüllü yazar Shannon Drake ortaçağ İskoçya'sını anlatan sürükleyici yeni bir destanla dönüyor.
13. yüzyılda İskoçya… İskoçya kralının vefatından sonra İngiltere Kralı Edward I'in İskoçya üzerinde hak iddia etmesi üzerine, William Wallace'ın liderliğinde özgürlük savaşının başlatıldığı ve tüm özgürlük savaşçılarının kanun kaçağı olarak kabul edildiği yıllar...
Bir tarafta karısını, doğmamış çocuğunu, akrabalarını katletmiş, evini yakmış Kinsey Darrow'dan intikam almaya yemin etmiş bir kanun kaçağı Arryn Graham, diğer tarafta, kralın gözdesi Kinsey Darrow'la zorla nişanlandırılmış Kyra...
Kyra, Darrow'la evlenmemek için Tanrı'yla her türlü anlaşmayı yapmaya hazırdır... Ama Tanrı'nın onu bir zalimin elinden kurtarıp, bir kanun kaçağının merhametine bırakacağından habersizdir. Kralın gözdesi Kinsey Darrow'un nişanlısının kaderi bir kanun kaçağınınkiyle kesişir.
Shannon Drake bu kitabında; dikkatle araştırılmış, tarihi detaylarla süslenmiş tutkulu bir aşkı anlatıyor. İntikamın, aşkın, tutkunun, zaferin, yenilginin bir arada yaşandığı bu muhteşem romanı, soluk soluğa okuyacaksınız...
"Beş yıldız!
Shannon Drake ışık saçıyor!"
-KAT MARTİN- 

12 Aralık 2014 Cuma

RKBT 3. Gün || Lafebesi "Kızkafası" || Yorum ve Çekiliş


ARKA KAPAK


Aslında her şey evrenin: 
 
"Sen isteklerini söyle gerisini bana bırak" demesiyle başlamıştı... 
 
Ben de bir güzel sıralamıştım isteklerimi... Acaba çok şey mi istedim evrenden? Yoo, çok şey istemedim aslında... Ve böylece düştüm yollara...

Hayallerim, heveslerim, yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, sevdiklerim, kızdıklarım, kırdıklarım ve vazgeçtiklerim...

Yazdım; çünkü ben keşkeleri hiç sevmem... Hayallerim, heveslerim, yaşadıklarım, kırdıklarım ve vazgeçtiklerim...

Taşınan bavullar, yapılan çılgınlıklar, karşılıksız aşklar, çekilen otostoplar, yaşanan gelgitler ve daha niceleri...


YORUM

Kızkafası da neyin nesi dediğimi hatırlıyorum arkadaşlarımla yazışıyorken. Sonra bana bir link attılar pembe renkli kapak, resim olarak da bir kız kafası :))) The O.C'de oynayan Marissa Cooper'ı andırmıştı bana... Nasıl bir kitap diye düşünürken birden tur kitabımız oluverdi :)

Yazarımız Lafebesi kitabımız Kızkafası olunca, illa ki soru işaretleri oluyor akılda. Kimdir? Hikayesi nedir? Ne anlatır?
Aklımda bu sorularla başladım kitabı okumaya. Hafif bir özet geçersek; kahramanımız Kızkafası, 22 yaşında, bir üniversiteyi yarım bırakmış, aklında psikoloji ve oyunculuk varken, şansına küssün Kocaeli Üniversitesi sınıf öğretmenliğini kazanan son derece sosyal bir bacımız :D :D 
Ayrıca kendisi paratoner misali olumsuzlukları çekiyor üzerine yani bela-toner'de diyebiliriz. 
Bir de ağzı bozuk, öyle böyle değil ama. (benim gibi küfürden hoşlaşmayan birine göre çoook fazla, ciddi anlamda rahatsız oldum)
Kitabımızın konusu sevgili Kızkafasının Kocaeli Üniversitesinde geçirdiği 4 yılın hikayesinden oluşmuş. 
Yurt yaşamı, ilk aşkı, ev hayatı, tanıştığı insanlar, yediği kazıklar, hayalleri, dört yıla sığdırdığı hayat deneyimlerini bir bir paylaşmış. 
Kitabın temposu çok yüksek değil ama yine de merak ettiren bir tarzı var. O kadar çok olumsuzluk var ki, bu sefer başına ne gelmiş diye çeviriyorsunuz sayfaları. Kızın aşkı da sorunlu -burada bir parantez açmak istiyorum [Narcus gibi bir herif daha yoktur odun mu desem, öküz mü bilemedim, nevrotik tip] , işleri de sorunlu. Hiç mi doğru giden işi olmaz ki bunun diye düşünebilirsiniz. :)
Hani derler ya evrene bir mesaj gönder, olsun filan diye. Kızımız bol bol gönderiyor mesajları da bir iletişim kopukluğu söz konusu, bu a derken dönüşü bilmem ne oluyor :D :D 
Kimi yerde komik, kimi yerde acınası, kimi yerde kendi üniv yaşamımdan parçalar (bu kadar kötü değildi ama :D :D ) bulduğumu düşündüğüm, ilginç bir kitap okumuş oldum. 

ve sıra çekilişte, unutmayın aynı zamanda facebook sayfamızdan da katılıp şansınızı arttırabilirsiniz.














5 Mayıs 2014 Pazartesi

RKBT 22.TUR || ESTHER GERRİTSEN - SÜPER GÜVERCİN || YORUM


Orjinal Adı: Superduif
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.47
Türkçe Yayın: Trend Yayınları
Çevirmen: Filiz Yarlıbucak Salman

Yorumum

Süper Güvercin bugüne kadar okuduğum ilk Trend Yayınevi kitabı oldu. Tanıtımlar dönerken konusunun biraz gizemli havasından dolayı merak etmiştim. Sağolsun, yayınevinin gönderimi gayet hoştu. Paket süsüne varana kadar hoş bir özen ve notla gönderilmişti.
Gelelim kitaba, öncelikle kapaktan başlarsam orjinaline kıyasla bizde çıkan kapağı sevdim diyebilirim. Kapaktaki küçük kız iyi seçim olmuş, kitaba biraz daha kişisellik katmış bence.
Konusuna gelince, küçük bir kız çocuğunun sancılı büyüme sürecini onun bakış açısıyla anlatan bir kitap. Bonnie 12 yaşında ve çoğu çocuğa göre sorunlu bir ergenlik yaşamaktadır. Anne ve babası diğer ebeveynlere göre oldukça yaşlı kalmış, onlarla iletişimde sorunları var. Hepimiz bu dönemi iyi kötü geçirmişizdir. Kiminiz kendimizi çirkin bulmuşuzdur, kimimiz görünmez olmayı istemiştir, kimimizde ilgi odağı olmayı istemiştir, kimimiz arkadaş edinmekte sorun yaşamışızdır.
Bonnie'de bunları yaşıyor ancak onunki normal olarak adlandırılabilecek sınırları zorluyor. Artık bir yerde Süper Güvercin ortaya çıkıyor. Bonie'nin kendini ifade etmeye çalışmasının, bir şeylerin doğru gitmediğine dair bir çığlığı Süper Güvercin. Kitabın başından sonuna kadar Süper Güvercin'in kurgusal gerçekliğini merak ettim durdum. Anne babasının her ne kadar eğitimli insanlar olmasına rağmen biricik çocuklarının psikolojisini farketmemelerini öncelikle anlamlandıramadım. Ama biraz düşününce kitap Bonnie'nin bakış açısıyla yazıldığı ve ailesinin onu anlamadıklarını düşünmesi sebebiyle bu kısmın öyle olmasını garipsememek lazım dedim. Bence Bonnie'nin iki kırılma noktası oldu biri İne, diğeri ise Manuel. Kim bunlar, ne oldu derseniz, fazlasıyla spoiler vermiş olurum.
Yazım olarak oldukça basit bir dil kullanılmış ki, küçük bir çocuğun ağır ve ağdalı bir dil kullanması beklenmeyeceğinden bu da oldukça makuldü. Ergenlik sorunları üzerine farklı bir yaklaşım tarzıyla kurgulanarak yazılmış bir kitap olmuş.

Değerlendirmem

3- Orta karar, iyisiyle kötüsüyle okunur.


***

Esther GERRITSEN Hollandanın umut verici edebi yeteneklerinden biri olarak kabul edilen, eserleri Fransızca, Almanca, Macarca ve Slovenceye çevrilen, 1999 yılında Duisburg Hollanda-Alman Gençlik Tiyatrosu ödülünü kazanmış olan genç bir yazardır.

Yazar, 2011 yılında Libris Literatuur ödülüne aday gösterilen romanı Süper Güvercin ile artık Türkçede!

Kim olduğunuzu ilk ne zaman anladınız?

Büyümek hepimiz için çok zordu. Ancak Bonnie için büyürken normal davranmak zorunda olmak daha da zor!

Özel bir yeteneğiniz olsa ve herkesin bunu göremeyecek kadar kör olduğunu anlasanız, ne yapardınız?

On iki yaşındaki Bonnienin dilinden yetişkinlerin dünyasında bir Süper Güvercin olmanın zorluğunu okurken, içinizdeki çocuğu ne zaman dinlemekten vazgeçtiğinizi fark edeceksiniz...





14 Şubat 2014 Cuma

RKBT 15.TUR || 5. Gün || Adam Braver - Uygunsuzlar || YORUM



Orjinal Adı: Misfit
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.63 
Türkçe Yayın: Feniks Kitap
Çevirmen: Merve Duygun



Yorumum;

Uygunsuzlar kitabı için tur yapacağımızı öğrendiğimde açıkçası oldukça meraklandım. Sonuçta Marilyn Monroe üzerine yazılmış bir kitap. Yani Marilyn Monroe, o bir ilahe, 50 küsür sene önce ölmüş olsa da. Kitabı okuduktan sonra özellikle bu resmi seçtim. 
Şu hayat dolu gülüşün aslında bir maske olduğuna inanabiliyor musunuz diye sormak istiyorum ve sonrasında soruma kendim cevap veriyorum -Ama zaten öyle değil midir? Her gülüşün ardında bir hüzün yatıyor olması...
Uygunsuzlar kitabı için MM'in tam bir biyografisidir demek çok zor. Zaten yazar başlarken bunu belirtmiş. Daha çok kitaba adını da veren Misfit (Uygunsuzlar) filminin odak noktası olduğu bir kesit yorumu yapmış. Bunun haricinde doğumundan ölümüne kadar çok önemli durumları da anlatmış. 
Farklı bir yazım tarzı gördüm. Çoklu anlatıcılarla hafif bir karışıklık yaratırken, anlatım olarak oldukça akıcı gidiyor. Üzerine doğrudan MM'ye konuşuyormuş gibi kendi yorumlarını yapması da ilginçti. Hayatının detaylarını çok bilmesem de az çok duyduğum spekülasyonlardan bahsetmek yerine biraz gerçeklere dayanarak biraz da kendi hayal gücünü kullanarak Misfit sahne arkası halleri, Frank Sinatra ile olan dostluğu, Clark Gable hayranlığı gibi konuları vurgulamış. 
Ama yazdıklarından özümsediğim, aslında MM'in Norma Jeane'in (gerçek adı) giymiş olduğu bir elbise olduğuydu. Güvensizliğini, geçmişin acı izlerini,
 sevgiye ve ilgiye açlığını gizleyen oldukça parıltılı bir elbise...
Özetle, tam bir biyografi anlatımı olmadığından hayatına az da olsa aşinalığı olan ya da hayranı olanlara hitap edecek, aktristin belli bir dönemini konu alan, belgesel tadında, orta karar bir kitap olmuş. Bu tarz kitapları seviyorsanız okumak isteyebilirsiniz.

Değerlendirmem;

3- Orta karar, iyisiyle kötüsüyle okunur.



***



'Aktör Eli Wallach sık sık Marilyn'le birlikte New York'ta sokakta yürüdüğünü ve aniden kimsenin onu tanımadığını fark ettiğini anlatır. Ne tuhaf. New York için bile. Ama Wallach bunu Marilyn'e söylediğinde, Marilyn bunun hiç de tuhaf olmadığını söylemişti; Marilyn yalnızca fark edilmek istediğinde görünürdü. Marilyn, bu iddiasını kanıtlamak için Wallach'a durup izlemesini söyledi. Derin bir nefes aldı, başını yana çevirdi ve kollarını serbest bıraktı. Saçlarını geriye atıp tekrar yürümeye başladı. Teninin tonu yumuşadı, kalçaları salınmaya başladı. Saçlarının sarısı sıra dışı bir parlaklığa büründü. Aralık bıraktığı dudaklarının rengi kan kırmızıya dönüştü. Ve bir animatörün elinden çıkmış gibi, tüm bedeni abartılı bir şekle girip yıldız gibi parlamaya başladı. Saniyeler içinde etrafı sarıldı. Caddenin karşı kaldırımından insanlar koşmaya başladılar. Fotoğraf makineleri ona doğruldu. Taksiler yavaşladı, yolcuları pencerelere yaslanıp dikkatle Marilyn'i izlediler." 

Marilyn Monroe Hollywood tarihinin unutulmaz figürlerinden birisidir. Hatta özel yaşamının sinemadaki efsanevi çalışmalarını gölgede bıraktığı söylenir. Adam Braver, Marilyn'in hayatındaki önemli anlarını, çocukluğundan başlayarak Joe DiMaggio ve Arthur Miller ile evliliğini, Lee Strasberg ile Actor Studio'daki çalışmalarını ve trajik sonunu biyografik romana başarı ile aktarmıştır. 

Bol ödüllü yazar Adam Braver, Mr. Lincoln's Wars, Divine Sarah, Crows Over the Wheatfield ve November 22, 1962 adlı kitapların yazarıdır. Çalışmaları Harvard Review, Tin House, Ddalus, Ontario Review, Normal School ve West Branch gibi dergilerde yayınlandı. Yazar Rhode Island'da yaşamaktadır.






11 Ocak 2014 Cumartesi

RKBT 13.TUR || 3. Gün || Rupert Thomson - Mahremiyet || YORUM


Orjinal Adı: Secrecy
Seri Bilgisi: -
GoodReads Puanı: 3.38
Türkçe Yayın: Altın Bilek Yayınları




Yorum

Uzun zamandır beklediğim kitaplardan biri de "Mahremiyet"ti. Her ne kadar historical kapsamında olduğunu düşündüysem de biraz daha farklı geldi bana. Belki de zaman/mekanın alışkın olduğum İngiliz/İskoç temalı kitaplardan farklı olmasından kaynaklıdır diye düşünürken sonradan öğrendim ki bir ortaçağ panaromasıymış. Kitabımız İtalya'da geçiyor, engizisyonun etkilerinin yoğun hissedildiği karanlık ve kasvetli bir dönemin konu alındığı bir kitap. Rönesans döneminden biraz daha önceleri. 1701 yılında Zummo adlı karakterin başrahibe Orléanslı Marguerite Louise'i ziyaretiyle  başlıyor. Sonra Zummo başlıyor hikayesini anlatmaya. Aslında hikayenin ana karakteri kendisi de olsa, hayatının ve bir aşkın hikayesi olsa da bunlar daha büyük bir resmin parçaları. Bu yüzden bazen okurken konuda dağınıklık olsa da aslında kişilerden ziyade dönemin kendisini anlatmak istediğini hissettim. Tekrar Zummo'ya dönersek kendisi çürüme ve hastalıklar üzerine balmumundan eserler ortaya koyan bir sanatçı. (cidden dönemin özelliği midir, yoksa insan merakının uçsuz bucaksız yansıması mıdır bilemedim, sanatı için ilginç bir tema geldi bana çünkü.)  Grandükün ilgisini çekiyor ve onun adına çalışmak üzere Floransa'ya geliyor. Granddük'te ilginç bir karakter, Zummo'dan istediği çalışma, onunda garip zevklerinin/beğenilerinin olduğunu düşündürdü bana, özellikle de eski eşi olan Marguerit Louise ile kapanmamış bir hesabı var. Zummo Floransa macerasında bir kadınla tanışıyor ve ondan çok etkiliyor ve birliktelik yaşıyorlar. Adı Faustina.  Onunda kendine göre sırları var. Özellikle Zummo'nun GranDüke yakınlığı, kilisenin dikkatini çekiyor ve etrafındaki insanlar özellikle Faustina hedef alınıyor. Dahasını kitaptan okuyun derim.  Dönemin karanlıklığı, yozlaşmış siyasetin, keyfekeder insanların yargılanması ve alakasız suçlarla yaftanlanması, kilisenin otoritesi, engizisiyonun gücünün, işine gelmediği zaman insanın günahkar addedilmesini, Zummo'nun hayatından yola çıkarak anlatılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Bu arada kitabımızı iki anlatıcısı var. Marguerite ve Zummo. Zummo'nun bitirdiği yerde  Marguerite devam ediyor. Kitabı okumaktan yana sıkıntı çekmedim, olaylardaki giz beni sürekli dürttü, acaba ne olacak, nereye varacak düşüncesi sıkılmadan ilerlememi sağladı. Ancak şunu demeliyim ki kitap bittiğinde hala kafamı kurcalayan şeyler de oldu. Biraz ilgisiz olacak ama mekan İtalya olunca, ve italyanca kelimeler de haliyle bolca geçiyor, cümle, isim ya da yer adı olarak. Farkına vardım ki italyanca çok hoşuma gidiyor. :D

Kendi adıma tarihsel olarak değerlendirmesini yapmadan, anlatımı ve dili açısından orta karar bir roman olduğunu düşünüyorum. Farklı bir çağ, farklı bir düşünce ve dünyanın anlatıldığı, tarihi bir roman okumak istiyorsanız bir deneyin derim. 

hoşçakalın, sevgiyle kalın.
Çiğdem

***

1691 yılının Floransası…

Rönesans daha gerçekleşmemiş, kentler büyük bir karanlık altında, herkes şüpheli, her şey yasak ve özgürlük ise ölümüne korkulan bir halde… Aydınlanma dönemi artık çok yakın ve toplumda bunun izlerini okumak mümkün olsa da, bilgi hâlâ en büyük güç ve sadece çok küçük bir zümrenin elinde…

Büyük suçlamalarla baş etmek zorunda kalan Geatano Zummo ise tüm bu karanlığın ortasında, kafasında aydınlanma fikirleri olan ama zor durumda kalan bir adam. Yirmi yaşındaki güzel kölesini önce serbest bırakmak, sonra da onu korumak adına hayatını ortaya koyan büyük bir kahraman… Kölesine duyduğu aşk, engizisyonun baskısı, siyasi çevrenin harareti, komplolar ve sonu gelmeyen entrikalar…

17. yüzyıl Fransasında geçen soluk kesen bir öykü, içinizi titretecek bir aşk hikâyesi, ayak oyunları, entrikalar ve ihanetlerle dolu bir çağın panoraması… Mahremiyet, adının aksine olmayan bir mahremiyeti ve bireysel dünyanın imkânsızlığını, aşkın karşı konulamaz halini ve cesaretin gücünü anlatıyor.

"Rupert Thomsonun 17. yüzyıl Floransasını anlattığı, entrikaları açığa vuran başyapıtı…"
-Stephanie Merritt, The Guardian Gazetesi-

"Bir yanda Medici ailesi üyesi dükler, diğer yanda ezilen ve fakir insanlar ve tabii aşkın öne geçilemez hali… Thomson bize olağanüstü bir okuma zevki sunuyor. Yeniden okumak istediğim çok az kitaptan biri…"
-Allan Massie, The Scotsman Gazetesi-

"İlham verici ölçüde gerçek, tutkunu olacak kadar şahane…"
-Philippa Gregory, Boleyn Kızının yazarı-

"Gümüşten çığlıklar, altından gözyaşları ve çürümüş bir masumiyet… Bu devir ve bu muhteşem kurgu, tezatlar içinizi delip geçecek…"
-Adam-Mars Johns, London Review of Books-

19 Ekim 2013 Cumartesi

Kasey Michaels - Nefes Nefese (Daughtry Family #3)




Orjinal Adı: How to Beguile a Beauty
Seri Bilgisi: Daughtry Family # 3
GoodReads Puanı: 3.62
Türkçe Yayın: Pegasus
Çevirmen: Gizem Onat


Yorumum;

Dün öğleden sonra başladığım NEFES NEFESE gecenin ilerleyen saatlerinde bitti. Historical Romance'ları her zaman sevmişimdir. Yazarın tarzını da severim. O yüzden bayramda bu kitaba öncelik vereyim dedim.
Bu kitabı okurken kendimle ilgili şunu da farkettim, ben saf romantik sevmiyorum, historical de olsa her türden biraz karışık olarak yazılmış kitapları seviyorum. Bu anlamda kitap benden geçer not aldı. Bir arkadaşım okurken sıkıldım demişti, ben sıkıcı bulmadım ama beklentilerimi karşıladı, harikulade de diyemiyorum. Evet yazarın kalemi gayet güzel, anlatımı akıcı. Ama bu kitapta karakterler, konu, olayların örgüsü, gelişimi anlamında biraz daha zenginlik olsaymış demeden geçemiyorum.

1- Karakterler; Malvern Dükü (Tanner Blake) daha önceki kitapta da yer alıyordu. Şahsen gözü kara,  gizemli, biraz alaycı, ağırlığı olan karizmatik biri gibi olur diye düşünüyordum. Bu kitapta ise çıtkırıldım gibiydi son derece sıradan, figüran gibiydi açıkcası. Hatta yan karakter Justin Wilde bile daha iyiydi. Lydia'ya gelince o zaten içine kapanıktı, kendi kitabında kişiliğini bulur diyordum. Evet biraz kendine güveni geldi ama oldukça yetersizdi. 
Malvern Dükü'nün kuzeni Jasmine ise saç baş yolduran ama kitaba aksiyon getiren bir karakter.

2-Konu; Konu olarak güzeldi ancak tam olgunlaşmamıştı. Gizem, entrika, polisiye öğeler eklenmiş (ki ben bu çeşniyi çok severim) ama kitabın sonunda hala açık olan kısımlar vardı. Anlatırsam spoiler olacak o nedenle bu kısmı geçiştiriyorum.

Şimdi bu kadar olumsuz yorumun altında sıkılmaz mı insan diyebilirsiniz, ama sıkılmadım. :)
Sadece yazarın önceki kitaplarını da bildiğimden daha iyisini yazabilirdi diye düşündüm.
Ama kapaklarına lafım yok onları gayet beğeniyorum :D :D
Bu kitabına nazarlık olsun diyorum ve sonraki kitabını merakla bekliyorum.

Değerlendirmem,


3 - Ne iyiydi ne de kötüydü






****


Acıyı Ve Kaybı Hatırlatan Bir Adam...

Sevdiği subayı savaşta kaybeden Leydi Lydia Daughtry, bir daha kimseyi sevemeyeceğini düşünmektedir. Ta ki yakışıklı bir dük onda varlığından bile habersiz olduğu duygular uyandırana kadar. Fakat ona kaybettiklerini de hatırlatan biri için böyle duygular beslemesi mümkün müdür?


Aşka ve tutkuya nasıl inandırabilir?


Malvern Dükü Tanner Blake, ölmek üzere olan arkadaşına, onun "sevgili Lydiasına" iyi bakacağına dair söz vermiştir. Bu yüzden genç ve güzel kadını arzulama hakkını kendinde göremez; özellikle de bir başkasıyla nişanlıyken! Tanner çareyi Lydiaya uygun bir eş aramakta bulur. Fakat hayatlarına gizem ve tehlike girdiğinde ve Tannerın verdiği söz daha kişisel bir anlam kazandığında, Lydiayı sonsuza dek yanında tutmak isteyecektir.


"Kasey Michaels aşkı sadece modern zamanlarda değil, tarihin her döneminde görkemle kelimelere döküyor."

The Romance Reviews






17 Eylül 2013 Salı

J. K. Beck - Davet (Gölge Varlıklar Serisi 1)



Orjinal Adı: When Blood Calls
Seri Bilgisi: The Shadow Keepers  #1
GoodReads Puanı: 3.71
Türkçe Yayın: Arunas Yayıncılık
Çevirmen: Burcu Çelik


yorumum

Uzun zaman önce aldığım kitapları anca okumaya başladım. Aslında bir sıralama yapmak lazım ama ruh halime göre hangi kitabı okuyacağım değiştiğinden sıralama da yapamıyorum. Bu durumda kitaplarımı istiflediğim odaya dalar (bkz. alttaki resim) rastgele bir seçim yaparım.


Bu sefer karşıma beni kapağıyla kendine “Davet” ettiren J.K. Beck çıktı. Gerçekten kapağını çok ama çok beğendim. Kitabı almamda kapak ve arka kapak yazısının gizemvari olması en büyük etken olmuştu. Nasip bu zamanaymış, sonunda kitap okundu ve bitti. 
Kitabın konusundan çok kısa bahsedecek olursak, ağırlıklı olarak vampir kitabı, daha doğrusu insanların haricinde gölge varlıklar diye bilinen yaratıkların dünyası. Vampirler, kurtadamlar, cinler, elfler, yarı şeytanlar, cehennem köpekleri vs… Kendine ait kuralları, olan bir dünya. Bu dünyada suçlar cezasız kalmıyor, kendi adalet sistemleri (doğa üstü olaylar birimi, iç güvenlik) var. Adaletin çözemediğini ittifak adı verilen adalet dışı gruplar veriyor. Bu dünyada işlenen bir suç, ittifak üyesi vampir Lucius ile İç güvenliğe geçiş yapan Savcı Sara’yı karşı karşıya getiriyor. 
Yazar polisiye ve fantastik karışımı bir şey ortaya çıkarmış. bu anlamda kitabı sevdim. Ayrıca bir çoğu oldukça yüzeysel olsa da bolca karakteri var. Ancak sayfalar ilerledikçe sürekli yeni yeni varlıklar çıkması, kim kimdi? Daha doğrusu neydi? karmaşası yarattı. Ha birde bazı karakterleri daha çok merak etmeme de sebep oldu. Örn. Ryan Doyle, Nick Montegue, Serge… Şahsen bu karakterlerin nasıl bir hikayeleri olacak merak ediyorum. Kitabın polisiye ve fantastik karışımı olduğunu yazmıştım. Dolayısıyla aksiyonu yüksekti. Ancak çok da bilinmez değildi, örneğin suçlunun kim olduğu konusunda kafam bir kez bile karışmadı. Kitabın ana karakterlerine gelirsek, Lucius (Luke) ve Sara… Lucius için adaleti kendi eliyle veren biri diyebiliriz, geçmişindeki karanlık noktalardan ötürü pişmanlıkları olan bir adam, vampir. Sara ise bu dünyanın adalet sistemine yeni katılmış bir insan, savcı.  Tesadüf ki bu ikisinin ortak bir noktası mevcut ve birbirlerinin karşısına sistemin iki ters tarafı olarak çıktılar. Kitapta Lucius sanki daha derin işlenmiş gibi geldi, iç dünyasını, içindeki şeytanla bitmek bilmez kapışması daha yoğun işlenmişti. Sara’ya olan sevgisi, her ne kadar kısa bir sürede olması inandırıcılık açısından zor olsa da –fantastik kitap bu, bir yerde çok da takılmamak gerek - 
Sondan bir önce, kitaptaki cinselliğin dozunu beğendim. Çok abartmadan, ama hiç de yok saymadan kararında geçilmiş. Bence bu durum iyiydi.
Son olarak kitabın başından sonuna kadar takıldığım konuyu belirtmeden geçemeyeceğim. Öncelikle şunu söylemeliyim, konunun uzmanı değilim, arama yaptığımda çok da net bilgi edinemedim. Luke ismini ben okurken Luk olarak okuyorum ama kitap boyunca eklerin okunuşa göre değil de yazılışa göre olması Luke’den, Luke’nin  gibi ifadelerle okumak zorunda kaldım. Tekrar edeyim, konuda uzman değilim, ancak gerçekten o şekilde okurken hiç hoşuma gitmedi.
Özetle; çok çok süperdi veya çok çok kötüydü demeyeceğim, ilerde serinin daha da açılacağı ümidiyle orta seviyede, okunabilir bir kitap olduğunu düşünüyorum. 

değerlendirmem

3- Ne iyiydi ne de kötüydü


Arka kapak


Hepimiz pişmanlıklarla yaşamak zorundayız...

Boğazından kopup gelen küçük bir iniltinin ardından kot pantolonunun ön kısmında da bir şişlik belirdi. Şeytan dışarıya çıkıp biraz oyun oynamak istiyordu.

Gölge Varlıkları daha önce hiç böyle tanımadınız. 

Onların dünyasının nasıl olduğunu merak ediyor musunuz? 

İnsanlar ve gölge varlıkların bir arada yaşadığı, hatta aralarında bir sözleşmenin bulunduğu bir düzen...

Bu sözleşmeye uymayanları cezalandırmak üzere kurulan gizli mahkemeler...

Serinin bu ilk kitabında başrolleri çok güçlü ve çekici bir erkek vampir ile bu mahkemelerde savcı olan bir kadın paylaşıyor. Gizem ve şehvetin iç içe geçtiği muhteşem bir fantastik serüven...

Onun dikkatini çeken şey kırmızı rujlu ve pembe elbiseli porselen bir bebekti. Bebeğin önlüğünün üzerine küçük bir kâğıt bırakılmıştı. Kâğıtta şu yazıyordu: Sıradaki...

Kalbi deli gibi atmaya başlayan Sara hemen kapının arkasındaki masanın üzerinden aldığı bir kurşun kalemin silgi ucunu kullanarak bebeği ters çevirdi. Daha sonra yine kalemi kullanarak bebeğin kıyafetini kaldırdı. Bebeğin tam dikiş yerinin üzerinde siyah harflerle...