Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2014 Cumartesi

RKBT 3. Gün || Hakan Yaman "Romancı" || YORUM





Yorumum


“Romancı” bildiğiniz “romancılara” benzemiyor. Öncelikle bir alışma süreci gerekiyor, gerek diline gerekse ruh haline, konudan sapmalarına…
Alıştıktan sonra -ki bu da aşağı yukarı iki bölüm etti benim için- akıcı, merak ettiren bir tarzda ilerliyor. Duygusal anlamda çok katmanlı, ne ararsanız var cinsinden. 
 Ayrıca mekanlarda bir çoğumuzun bildiği, gezdiği, gördüğü yerler. Mekanların bilindikliği kurguya biraz daha gerçeklik hissi veriyor.
“Romancı” kurgunun ta kendisi, kitabın öznesi. Daha en baştan "iki kişi öldürdüm" le başlıyor ve sonrasında 
itiraflarına devam ediyor. Anlattıkça ruhsal gelgitleri olan entellektüel bir karakterle karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Üstün bir edebiyat olgusuna kafayı takmış, hayatı başarısızlıkla dolu bir yazar, romancı. 
Down sendromlu kız kardeşi belki de hayatındaki tek aydınlık. Geri kalanı gri ve siyah alanlardan oluşuyor.
Başta iki kişi öldürdüm demesine rağmen bir türlü kimi öldürdüğünü neden öldürdüğü söylemiyor. Öncelikle kendini bu yola sürükleyen olayları anlatmayı tercih ediyor. Bir nevi günah çıkarma gibi. 
Gizemli birinin -nedense bir kadın olmasını tercih ediyor- kendisine zarflar içinde kartpostallar bırakmasıyla ilginç bir bulmacanın peşinden sürükleniyor ve her seferinde edebiyatın içerisinde kayboluyor. 
Bir de Zahide ile olan ilişkisi var. Dünya görüşüne tamamen zıt bir ilişki. 
AyrıcaTuğrul Güler var. O da romancının hayatındaki dönüm noktalarından biri.
Kitapta bol bol edebiyat var. Her anlattığına uygun bir edebi eser veya duruma uygun bir yazar var.  Edebiyattaki yozlaşmışlıktan, ilişkilerdeki -hayatın her adımındaki- çelişik durumlara varana kadar bir çok şeyi kitapta bulabilirsiniz. Ancak şunu da belirtmeliyim. Hiç kolay bir kitap değil. Çerez niyetine okuyayım diyebileceğiniz bir kitap hiç değil. Bir yerden sonra kitabı bırakmakla sonuna varmak arasında ince bir çizgi olduğunu farkedeceksiniz. 
Bunu bilerek başlamanızı, yazarın okuyucuyu kitabı bırakmaya kışkırttığı yerleri :D :D pek de dikkate almamanızı öneririm. 


Değerlendirmem


5 üzerinden




***




İntihar öncesi, kısa bir veda notu yazmak âdettendir; bense arkamda koca bir roman bırakıyorum. Ölümü neden seçtiğimi birkaç satırda anlatmayı beceremediğim için değil, giderken bile hâlâ anlatacak çok şeyim olduğu için yapıyorum bunu. 

Önceki romanlarımı okumadıysan da olur, ama bunu mutlaka oku, olur mu sevgili okur? Bu romanda ilk kez gerçekleri anlatıyorum sana, ilk kez yalan söylemiyorum. Zaten sen de kurgudan çok gerçek yaşam öykülerini seversin, bilirim. Dehşetle okuduğun felaketlerin kendi başına gelmeyişinden duyduğun gizli hazzı kendine saklar, sonra içinden sessiz dualar edersin. Yine aynısını yap, yap ama senden küçük bir ricam var. Bu romanı eline her aldığında Naz'ı, Zahide'yi ve onların uzak, renkli hayallerini hatırlamanı istiyorum senden; beni hiç hatırlamasan da olur. Hatta unut beni, unut, sevgili okur.

11 Temmuz 2014 Cuma

RKBT 2. Gün || Hakan Yaman "Romancı" || Yazar Hayatı ve Romanları - Çekiliş

HAKAN YAMAN - ÖZGEÇMİŞ
Hakan Yaman, 1963 yılında İstanbul'da doğdu. 1988'de Marmara Üniversitesi, Yabancı Diller - İngilizce bölümünü bitirdi. 1985 – 1990 yılları arasında henüz yayımlanmamış öyküler yazdı. 2000 yılında başlayıp altı yılda bitirdiği ilk romanı İsrafil'in Kanatları, 2007 yılında yayımlandı. Bir yıl sonra çıkan Fotoğraftaki Kadın adlı romanıyla 2009 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. 19. yüzyılda İzmir'in levanten dünyasında geçen bir aşk ve ihanet öyküsünü kaleme aldığı Güz Kokulu Günahlar, 2011’de yayımlandı. Bir romancının itiraflarıyla şekillenen yeni romanı Romancı, Mart 2014'de çıktı



ROMANLARI




Romancı



İntihar öncesi, kısa bir veda notu yazmak âdettendir; bense arkamda koca bir roman bırakıyorum. Ölümü neden seçtiğimi birkaç satırda anlatmayı beceremediğim için değil, giderken bile hâlâ anlatacak çok şeyim olduğu için yapıyorum bunu. 
Önceki romanlarımı okumadıysan da olur, ama bunu mutlaka oku, olur mu sevgili okur? Bu romanda ilk kez gerçekleri anlatıyorum sana, ilk kez yalan söylemiyorum. Zaten sen de kurgudan çok gerçek yaşam öykülerini seversin, bilirim. Dehşetle okuduğun felaketlerin kendi başına gelmeyişinden duyduğun gizli hazzı kendine saklar, sonra içinden sessiz dualar edersin. Yine aynısını yap, yap ama senden küçük bir ricam var. Bu romanı eline her aldığında Naz’ı, Zahide’yi ve onların uzak, renkli hayallerini hatırlamanı istiyorum senden; beni hiç hatırlamasan da olur. Hatta unut beni, unut, sevgili okur?

Ön Okuma için tık tık



Güz Kokulu Günahlar


 19. yüzyılda, İzmir’in Levanten hayatında iz bırakan bir aşk ve ihanet öyküsü…
Hakan Yaman yeni romanı Güz Kokulu Günahlar’da, okuru 1870’lerin İzmir’ine, bir grup İtalyan kökenli Levanten’in çıktığı sıra dışı yolculuğa ve bir günlüğün sayfaları arasına götürüyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş belirtilerinin çok uzağındaki bu insanların aşk, kıskançlık, ihanet ve intikam duygularıyla dolu serüvenleri, Ege dekorunda geçen bir İtalyan operası gibi etkileyici bir üslup ve muhteşem bir kurguyla anlatılıyor.

“Tanrım! Arkasından kim bilir neler söylemişlerdi bu rezaleti duyan düşmanları. Sen öyle kurumla dolaş bakalım dünyaları ben yarattım diye Alfredo Vitelli, demişlerdi içlerinden.
Karını, en yakın dostun...
Aman Tanrım bu olamaz.
Rüya bu, kâbus…
Evet, bir kâbus bu…
Bu düşünceler beni boğacak. Kaç kişi biliyor acaba bu rezaleti? Kaç kişi?”

Yedi kutsal kilise, üç günahkâr insan ve bir kararsız kurşun…

Roman Özeti

“Güz Kokulu Günahlar” 19. Yüzyılda İzmir’in Levanten dünyasında geçen bir aşk ve ihanet öyküsü.
İzmir’in ünlü İtalyan kökenli Levanten ailelerinden birinin üyesi olan Alfredo Vitelli ile karısı İsabella dostlarıyla (bir Fransız arkeolog, yardımcısı, Alfredo’nun ortağı Lorenzo Canto ve karısı Veronica, İsabella’nın en yakın dostu Beatrice ile kocası Antonio, Nicolo Paradisi ve Fransız kız arkadaşı Josephine, şair Luca ile İspanyol sevgilisi Gabriella ve peder Francesco d’Antonio Fornetti) birlikte İncil’in Vahiy Kitabı’nda adı geçen Yedi Kiliselere bir gezi düzenlerler.

Devamı için tık tık 




Fotoğraftaki Kadın



Fotoğraftaki Kadın, uzak ama tutkulu bir aşkın romanı. Tesadüfen fotoğrafını çektiği kadına âşık olan Suphi’nin şehrin loş sokaklarında sabırla fotoğraftaki sevgilisini arayışının, içinde özenle sakladığı umudun yitip gitmemesi için çabalayışının hikâyesi.

"Sürekli ağlıyordum odamda. O zamana kadar hiç ağlamadığım kadar. Yıllarca biriktirdiklerimi bir seferde ağlıyor gibi… Sağanak olmuştu hüzünlerim, içime içime yağıyordu. Ve sanki bu dünyada sadece ben ağlıyordum. Bu işte de yalnız kalmıştım sanki. Herkes ağlasın istiyordum. O soğuk karanlık gecelerde yalnız başıma pencerenin önüne geçip yaşlı gözlerle yağmuru beklerken benimle birlikte etrafımdaki tüm insanlar ve cansız öteberi de ağlasın istiyordum. Keşke ılık bir yağmur yağsa, siyah sokaklara, tozlu çatılara, kaldırımlara, sokak lambalarına ılık bir sonbahar yağmuru yağsa diyordum içimden keşke… Keşke sokak lambaları bile ağlasa…"

Roman Özet

Suphi amatör fotoğrafçıdır. Günün birinde tesadüfen fotoğrafını çektiği bir kadına âşık olur. Ancak fotoğrafı çektikten hemen sonra kadını gözden kaybeder. Fotoğraftaki Kadın kalabalığa karışıp kaybolmuştur. 

“Fotoğraftaki Kadın”, romanın kahramanı Suphi’nin İstanbul’un dört bir yanında ‘foto sevgilisi’ni arayışının öyküsüdür. Suphi bir yandan kadını ararken bir yandan da şehrin ortasında define bulup zengin olma hayali peşinde koşan Şahbender dayısıyla uğraşır. 

Devamı için tık tık




İsrafil'in Kanatları


"Ondan sonra vaki oldu ki, Kalem'e yaz dedi. Ve O'nun Kalem'i bunları anlaşılmaz yazdı. İnananlara ant olsun ki yerde ve gökte gizli olan ne varsa buraya yazıldı."
Kuzguncuk... Dillerin, dinlerin ve insanların sevgiyle bir arada yaşayabildiği 1950'ler... Kayıp bir kitabın izini süren Raffi, David, Teodor ve Ömer... Uzun geceler, ucuz şarap ve felsefe sohbetleri...
Ve, başka ama yine bize ait zamanlar... Sırp köle Miloş'un Osmanlı'ya vezir olduğu günler... Fransız seyyahlar, büyücü paşalar, din adamları...
Acaba bütün sırlar bir kitaba gizlenmiş olabilir mi? Tanrı'nın kâinata yayılan ve belki de hâlâ kulaklarımızda çınlayıp da bizim anlayamadığımız, o en eski dille yazılmış kayıp bir kitap...



Roman Özet

Roman, Ömer’in lise yıllarında yazdığı bir kompozisyonla başlar. Kompozisyon, Ömer’in dedesinden dinlediği esrarengiz bir romanla ilgilidir. Buradan sonra olaylar iki ayrı tarihi düzlemde gelişir.

Paralel anlatının bir bölümü 1950’lerde, Boğaz’daki küçük semtlerden biri olan Kuzguncuk’ta, diğeri, on dokuzuncu yüzyılda, Sultan I. Mahmud devrinde geçer. 

David, Ömer, Raffi ve Teodor üniversitede felsefe bölümünde okuyan dört arkadaştır. Farklı inançlara sahip bu dört gençten David Musevi, Raffi Ermeni, Teodor Rum kökenlidir. Ömer tanrıtanımazsa da anlatıda Müslümanlığı temsil eder. 

devamı için tık tık


ve Çekiliş....
Blog ve facebook sayfamızdaki çekilişimize katılarak şansınızı arttırabilirsiniz.
 












18 Haziran 2014 Çarşamba

Danielle Trussoni - Angelopolis - Angelology#2 [YORUM]



Orjinal Adı:  Angelopolis
Seri Bilgisi: Angelology#2
Goodreads Puanı: 3.31
Türkçe Yayın: Doğan Kitap
Çevirmen: Sıla Okur
Türü: Fantastik

Yorum

Asi Melekler'den sonra Angelopolis'te okundu. Kapak olarak bağlantısız gibi görünse de içeriğin büyük bir kısmını oluşturan kayıpFaberge yumurtaları olması açısından kesinlikle uygun olmuş ama yine de orjinal kapağını tercih ederdim.
Gelelim kitabımıza...
Okuyanlar bilir, ilk kitap Evangeline için bir dönüm noktası olarak bitmişti. (açık açık yazmıyorum, spoileri sevmiyorum)
Buna şahit olan Verlaine ise hem dehşet hem de ihanet hissi içerisinde kalakalmıştı. Angelopolis tam da bu olayın üzerinden 10 yıl geçmiş olarak başlıyor. Bu süre zarfında Verlaine bir akademisyenden melek-nefil avcısına dönmüş. Evangeline ise yeni durumuna ayak uydurmuş. Bir kovalamaca da yeniden yolları kesişiyor.
Ayrıca bu kitapta yine nefiller ve insan türü arasında savaş devam ediyor. İlk kitapta hatırlarsanız olaylar ağırlıklı olarak geçmişte geçiyordu. Angelopolis'te artık tamamen günümüzde geçmekle beraber ilk kitapta da bahsi geçen bazı konuların detaylarına vakıf oluyoruz. Örneğin Evangeline'in annesinin ölümü, araştırmaları gibi.
İlk kitapta Rockefeller ailesinin melekbilimle bağlantısı oldukça irdelenmişti, ikinci kitapta ise, faberge yumurtalarıyla beraber Romanov ailesi ve Rasputin gibi tarihe damga vurmuş kişilikleri anlatmış. Ayrıca Nuh tufanına da oldukça yer verilmiş.Tabii gözcüler bu kitapta da es geçilmiyor. Onlarla ilgili de oldukça önemli gelişmeler var onu söyleyim. Nefiller, Nuh Tufanı, kayıp Faberge yumurtaları,Romanovlar, Rasputin, Gözcüler... Nasıl bir bağlantı kurulmuş hepsi arasında diye sorarsanız okuyup görmeniz gerekir derim. Angelopolis'te yeni karakterlere ve sürprizlere hazırlıklı olun.
İlk kitapta olduğu gibi yine dolu dolu, merak ve heyecan içerisinde sayfaları çevirdiğim bir okuma oldu.
Bu kitapta da yine bazı konular açıkta kaldı gibi geldi. Örneğin Angelopolis ütopyası gerçek olacak mı? Hain Melekbilimci Dr.Azov'un çalışmaları ne olacak? Gözcüler'in sahneye çıkmasıyla dengeler nasıl değişecek? Verlaine'in yumuşak karnı diyebileceğimiz Evangeline'le olan ilişkisi ne olacak? Tüm bu konuların 3. kitapta açığa çıkacağını düşünüyorum ve merakla bu kitabı bekliyorum.
Bu seriyi okuyunca eminim meleklere bakış açınız değişecek :D :D


Değerlendirmem;

4- Ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım



5 Haziran 2014 Perşembe

Danielle Trussoni - Asi Melekler - Angelology#1 [YORUM]





Orjinal Adı:  Angelology
Seri Bilgisi: Angelology#1
Goodreads Puanı: 3.37
Türkçe Yayın: Doğan Kitap
Çevirmen: Sıla Okur
Türü: Fantastik


Yorumum

Bazı kitaplar iyidir, hatta çok iyi ama hakettiği ilgiyi göremezler.(goodreads puanına bakarak söylüyorum bunu) Bence Asi Melekler kesinlikle bu grupta. Konusunda belirtildiği üzere, Asi melekleri ve onların soyundan gelen yani melek-insan kırması olan Nefilimler ile insanlar arasında binlerce yıl öncesinden süregelen bir savaşı ele alıyor. Semavi varlıklar olan melekler bir o kadar da kötücüller. Asi melekler denilen bu düşmüş meleklerin insanlarla birleşmelerinden olan Nefilimler de onlar kadar hatta onlardan çok daha zalimler. Kendilerini MelekBilim diyen, hem bilimsel bir disiplin hem de bir tarikat olarak adlandırılabilecek, insanlardan oluşan topluluk ise Nefilimler ve Asi Meleklere karşı durmak için ellerinden geleni yapıyorlar. 
Bildiğimiz popüler, fazla derinliği olmayan benzer konulu kitaplardan ayıran önemli bir özelliği oldukça sağlam kurgusu. Dini, mitolojik ve tarihsel olayların müthiş bir şekilde sentezlenerek sunulmuş hikayesi insanda ciddi bir gerçeklik hissi uyandırıyor. Tarih kısmı kesinlikle sıkmıyor aksine neler olmuş bitmişi öğrenmek adına bu sayfalara biraz daha fazla gömülüyorsunuz. Hani bir trend var ya biraz fantastik, çok çok romantizm. Olay bunun üzerine kuruldur. Asi Melekler de romantizm var ama asla ön planda değil. Hatta yok gibisinden. Şahsen bu durum kitabı daha da güzelleştirmiş. Yazarın kitap için bolca hazırlık yaptığı zaten okurken anlaşılıyor. Herşeyi ince ince dokumuş. Bu anlamda içerik olarak oldukça zengin. Kitabın kahramanı ve kilit noktası Evangeline ama ben özellikle Celestine'in geçmişi hatırladığı ve dolayısıyla bize hikayeyi geçmişten günümüze taşıyan bilgileri verdiği kısımları daha bir sevdim. Kitabın sonlarında ise aksiyon ve gerilim hızla artıyor. Finalde pek de şaşırtmıyor ancak 2. kitabı oldukça merak ettirir bir halde bırakıyor.

Değerlendirmem;

5-Tek kelimeyle mükemmeldi





"Bir kez Asi Melekler'in büyüleyici dünyasına girdiniz mi, diyeceksiniz ki: 'Vampirler mi? Vampirler kimin umurunda?' People 

Melekler dünyayı sardı, şimdi sıra Türkiye'de…New York Times Bestseller yazarından melekbilim, Orpheus'un liri, düşmüş melekler ve dünyamızın kaderini belirleyecek son savaş üzerine çarpıcı bir eser… 2010'un en çok ses getirecek kitabı karton kapak fiyatına sert kapak…

Evangeline 12 yaşındayken annesi öldü, babası onu New York'ta Azize Rose manastırına bıraktı. Şimdi 23 yaşında, yeminine sadık bir rahibe. Dünyada en nadide melek resimlerinin ve "melekbilim" konusundaki en zengin kitap koleksiyonunun bulunduğu kütüphaneden sorumlu. 

Rockefeller ailesinin sanat etkinliklerini, zengin ve tuhaf bir adam olan Percival Grigori adına araştıran sanat tarihçisi Verlaine'den gelen mektup, Evangeline'in hayatını kökünden değiştirecektir. Verlaine ve Evangeline, Tanrı'nın lanetine uğramış asi meleklerin soyundan olan Nefiller ile Melekbilimciler arasında yüzlerce yıldır süren kanlı bir savaşa katılmak zorunda kalacaklar. Bulgaristan'da bin yıl önce bir melek cesedinin bulunduğu gizemli Rodop Dağları'ndan Paris'teki Montparnasse mezarlığına kadar pek çok cephede sürmektedir bu savaş…

"Asi Melekler düşmüş eski melekleri modern dünyaya salıveriyor ve sonuç yıkıcı. Trussoni dikkatinizi açılış sayfalarından yakalayıp, gizemler kanatlanana kadar bırakmayan bir kutsal gerilim kitabı yazmış."
Keith Donohue, Çalınan Çocuk'un yazarı

"Asi Melekler neredeyse halüsinasyon etkisine sahip. Yozlaşmış, psikolojik ve dini öğeleri zengin ve tuhaf bir tabloda kaynaştırıp, okuru gerçekliğin şokuyla yüz yüze getiriyor." 
Time 

"Danielle Trussoni'nin Asi Melekler'i heyecanlı, harika bir okuma. Nefes kesici, aldatıcı ve -benzetmeyi bağışlarsanız- şeytanca iyi."
Raymond Khoury, Son Tapınak Şövalyesi'nin yazarı

1 Haziran 2014 Pazar

Jo Nesbo - Şeytan Yıldızı (Harry Hole Serisi 5) [YORUM]



Orjinal Adı:  The Devil's Star
Seri Bilgisi: Harry Hole#5
Goodreads Puanı: 4.00
Türkçe Yayın: Doğan Kitap
Çevirmen: Taciser Belge, Burçak Gürün Muraben
Türü: Polisiye-Gerilim

Tanıtım

Müthiş bir tempoda ilerleyen, usta işi bir polisiye…

Oslo’da bir seri katil mi kol geziyor?

Genç bir kadın evinin banyosunda ölü bulunur. Elinin parmaklarından biri eksiktir ve gözkapağının altında yıldız şeklinde kırmızı bir elmas vardır.
Oslo Polisi’nin parlak dedektifi Harry Hole kendini yine içkiye vermiş, polislikten atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. 

Katilin kurbanlarına bıraktığı yıldız şeklinde kırmızı elmasın şifresini çözmek için tekrar işine sarılan Harry Hole, bu vakada beraber çalıştığı can düşmanı dedektif Tom Waaler’le de ciddi bir hesaplaşmaya girişmek zorunda kalacaktır.

Yorumum

Harry Hole serisinin 5. kitabı daha önce Koridor Yayınevi tarafından yayınlanmış. Yeni çevirisiyle beraber Nisan 2014'te Doğan Kitap tarafından yayınlandı. Ben Doğan Kitap edisyonunu okudum. Serinin ülkemizde basılı kitapları Nemesis ve Şeytan Yıldızı.
Şunu anladım ki İskandinav polisiyesi gerçekten hoşuma gidiyor. Jo Nesbo -Şeytan Yıldızı kitabıyla bu durum bir kez daha tescillendi. 
Henüz Nemesis'i okumadım ama şöyle bir göz gezdirdiğimde bağımsız olarak okunmasında sıkıntı yok. Ancak geçmiş kitaplardan gelen bazı konular da yok değil. 
Ana karakteri aynı zamanda seriye adını veren Harry Hole.
Harry Hole bir cinayet dedektifi. Öyle bildiğimiz kahraman tiplemesi yok. 40'larına yakın, kendini işine adamışken girdiği çıkmaz sokaklar nedeniyle iç dünyasına kapanmış, sevdikleriyle arasına duvarlar örmüş, geçmişinin iblislerinden kurtulmak için çareyi alkolde bulan bir polis portresi çiziyor. Açıkcası bazen illallah, insan bu kadar da kendini bırakmaz dedirtiyor.
Şeytan Yıldızı'nda aynı zamanda iki hikaye var. Birincisi Harry'nin hiç istemese de dahil olmak zorunda kaldığı ritüelimsi cinayetler. Ki bunlar giderek artıyor ve seri cinayetlere dönüşüyor. Diğer hikaye ise teşkilattaki kirli polis yapılanması. Harry'nin aklı fikri aslında ikinci konuda ancak bir şekilde cinayetler ile kirli polis olayı kesişiyor ve Harry'nin iç güdüleri onu yalnız bırakmıyor.
Yazarın anlatımını, karakterleri ve olayları kurgulamasını gayet güzel buldum. Özellikle birden fazla benzer şüpheli karakterler yaratarak suçluyu bulmak adına okuyucuya kafa karıştırıcı doneler sunması süperdi. Kitap boyunca "tamam katil bu", "yok o değilmiş, kesin şu" diye düşündürürken en sonunda "vay be şaşırtmaya bak" dedirten cinsten kurgusuyla harikaydı. Tanıtımında da yazıldığı gibi iniş çıkışları olan bir kitap. Özellikle kitabın sonlarına doğru, aksiyon ve gerilim tavan yapıyor.Oldukça kaliteli bir iskandinav polisiyesi. Kendimi bir kaptırdım, sonuna kadar bırakasım gelmedi.Umarım serinin tamamı yayınlanır ve Harry Hole'nin tüm maceralarını okuyabiliriz. 

Değerlendirmem;

5-Tek kelimeyle mükemmeldi









23 Kasım 2013 Cumartesi

RKBT 2. Gün || HAKAN GÜNDAY "DAHA" || KİTAP TANITIMI : AZİL - ZİYAN || ÇEKİLİŞ





Yayıncı : Doğan Kitap
Yılı: 2007
Goodreads Puanı: 4.09 / 5
Vikitap Puanı: 8.3 / 10
Neokur Puanı: 4.13 / 5

Teknoloji, insanların davranışını, ahlakını, sosyoekonomik ilişkilerini, asla geri dönülmeyecek bir biçimde değiştiriyor. Söz konusu değişim, insanlığın amacından sapmasına ve doğadışı, adsız bir türün yeşermesine neden oluyor.
İnsanlığın bin çabayla iki bin yılda yarattığı asgari ahlak, elli yılda televizyon tarafından çiğneniyor.Ve on yıldır da internet tarafından yutuluyor. 

Bireyin yalnızlığı, toplum dışına çıkmasıyla sonuçlanıyor.Toplum dışına itilen (ya da bunu kendi tercih eden) birey, kendi doğrularını yaratıp onlarla yaşamaya başlıyor. Zamanla toplum ile birey arasında genişleyen ahlak farkı, ikisinin de hastalanmasının temel nedeni oluveriyor.

Hakan Günday "Azil"de içinde yaşadığımız toplumsal yapıya yönelen eleştirisini, modern insanın "hiç"leşme sorunsalını, gerçek, hayal, kâbus arasındaki geçişler ile zaman ve mekân geçişlerini, yer yer sertleşen ifadelerle öyle ustalıkla aktarıyor ki, okuyucuyu adeta tokatlıyor.

Yazdıklarıyla uçları zorlayan genç yazar Hakan Günday her ne kadar yeraltı edebiyatı yapmadığını söylese de, insanı rahatsız ve tedirgin edici, hem sisteme karşı olan hem de sistemle iç içe geçen karakterlerine ustalıkla can veriyor. Günday, ana karakteri Asilin psişik özelliğine ve dünya algısına uygun bir dili de büyük bir beceriyle kullanıyor.Roman boyunca çok sayıda felsefi tanımlama ve tespit, ana karakterin üslubuyla sıralanıyor.

Hakan Günday ve Murat Daltaban'dan ufak bir Azil Dinletisi



Azil ön okuma keyfi :D




xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx



Yayıncı : Doğan Kitap
Yılı: 2009
Goodreads Puanı: 4.09 / 5
Vikitap Puanı: 8.0 / 10
Neokur Puanı: 4.59 / 5

Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.
Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak.
Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!

Ziyan Biraz oku keyfi :D



Son olarak Çekiliş

a Rafflecopter giveaway

hoşçakalın, sevgiyle kalın...