günümüz dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günümüz dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2015 Çarşamba

Zeynep Şentürk - Bir Adım Sonrası Ayrılık - [YORUM]


Yayınevi: Dokuz Yayınları
Türü: Romantik,dram


YORUM

Herkese merhabalarrrr

İşler - güçler, aile derken blog biraz geri planda kaldı ister istemez. Uzun bir aradan sonra ikinci açılışı Zeynep Şentürk'ün kaleminden Bir Adım Sonrası Ayrılık ile yapıyorum. Kitabı Tüyap Fuarının ikinci haftasına yetişti ve imzamı da kaptım kendisinden :) 

Amerikalı bir aktör, kalbini çalan gamzeli bir türk kızı. Tesadüf bu ya kaderlerinin bir köşesine eş ruhlar oldukları yazılmış. O kader dedikleri dokuma tezgahı yazgılarını ince ince dokumuş. Kah güldürmüş, kah üzmüş. Değişik bir love story olmuş onlarınkisi.
Hikayenin geneline inanılmaz bir şekilde masalsı bir romantizm ve duygusallık hakim. Gamze ve Daniel bir anda birbirlerinin yörüngesine oturmuş gezegen ve uydusuydu sanki. Bir anda gelen aşk. Sanki hep bunu bekliyorlarmış gibiydiler.

Gamze bir hostes, gülünce yüzünde güller açan, gamzeleriyle Daniel’i kendine delicesine aşık eden kadın. Güçlü ve inatçı bir kişiliğe sahip. 

Daniel ise...
Alışmışız erkek milletinin haşinine,duygularının sığlığına  ya da yansıtmamasına. Bu anlamda ana karakterimizi, anlatıcımız Daniel'i biraz garipsemedim değil. Daniel bildiğimiz ya da dışardan gördüğümüz pırıltılı dünya starları gibi değil. Kibirsiz, zaman zaman kendine güvensiz. İçe dönük, duygusal ve biraz da melankolik sanırım.Bir erkeğin bu derece duygusal olmasını aklım kabullenmekte zorlanıyor ama sevgili yazarımız yapmış işte.  Böyle bir karakteri pişirip bir de bundan tadın bakalım demiş. :)

Daniel'a ve kitaba komedi unsuru katan Jamie'ydi kanımca. O da kim derseniz, Daniel’in en iyi arkadaşı. Onların  bir araya gelmesi, sürekli didişmeleri demek ve bu oldukça komikti. Bilirsiniz erkeklerde ayrı bir kanka durumu vardır. İkisi arasındaki diyaloglarda bunu gayet hissediyorsunuz. (Zeynep, lütfen Jamie’nin hikayesini de yaz :) )
Ana hikayeye dönersek kader demiştik en başından, kader işte her zaman istediğini vermiyor insana. İyisini seve seve kabullenirken, kötüsünde kapı dışarı edemiyorsun. Romanda anlatılmak istenenlerden biri de buydu sanırım. Gamze ben olsaydım yaptığı seçimi tercih edebilir miydim bilmiyorum. Bencillik miydi, fedakarlık mıydı buna karar vermek okuyucunun ruh haline göre değişir.
Kitabın adıyla, kapağındaki mutlu sonlar romanlara özgü diyor yazar ve sona dair ilk ipucunu veriyor. Dikkate almaksızın başladığım okumada özellikle sonlarına doğru duygusallık had safhaya ulaşıyor. Okurken gözlerimin dolduğunu, boğazıma sert bir yumru oturduğunu söyleyebilirim. 
Zeynep’in ilk kitabı, göze çarpan ufak tefek birkaç sıkıntısı -redakte ve yazım anlamında (bu aralar zamirlere biraz fazla takıyorum sanırım)- var ama o duygu yoğunluğunu hissettirmesine engel olmuyor. Bu anlamda kitabı beğendim. Unutmadan kapağı da çok hoştu :)

Bence bir yazar olarak kendini daha çok geliştirecek, çok daha güzel eserlerle karşımıza çıkacak potansiyele sahip. Yolun açık olsun sevgili Zeynep :)

ARKA KAPAK

Zengin de olabilirsiniz, fakir de. Güzel de olabilirsiniz çirkin de. Ama aşk tüm bunların dışındadır. Bir anda gelir, bir tesadüfle... Bazen yolda gördüğünüz bir tabela ya da kırmızı bir ışık hayatınızı değiştirir. Hayat bir önceki sizden bambaşka bir ‘siz’ yaratır. Benim hikâyem tam da bu noktada başlıyor. Kırmızı ışıkta beklerken gördüğüm bir çift gamzeyle. Gülüşünü gördüğüm anda ona âşık olmam kaçınılmazdı. Adı, boyu, yaşı... Hiçbiri aklıma gelmedi, benim için güldüğünü görmek istediğimden başka. Artık benim için gelecek, adını bile bilmediğim bir kızdan ibaretti. Onu seviyordum ama tanımıyordum. Görüyordum ama konuşamıyordum. Her bulduğumda ise yeniden kaybediyordum. Kaderin karşıma çıkardığı tüm sorunların aksine ya hayatımın aşkını kazanacaktım ya da korkularımın arkasına sığınıp yaşayabileceğim en büyük aşkı kaybedecektim. Ama biliyordum ki kendi çizdiği yolda, kendi adımlarıyla ilerlerdi aşk. Soru işaretlerinin arasından sıyrılan tek ‘nokta’ vardı ve o da onu sevdiğimi söylediğimden sonra konulandı. Onu seviyordum, nokta. Çünkü sevgi varsa onun için savaşmak kaçınılmazdı. Bu savaştaki tek kural ise geçmişteki artılar, gelecekte işe yaramazlar!

8 Mart 2015 Pazar

RKBT 5. Gün || Lisa Genova "Unutma Beni" || YORUM


Orjinal Adı: Still Alice
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 4.28
Türkçe Yayın: Artemis Yayınları
Çevirmen: Bilge Gündüz
Türü: Günümüz Dram

YORUM


Alice Howland 50 yaşındadır ve geriye dönüp baktığında harika 3 çocuğa, bir çok meslektaşının saygı duyduğu profesörlük kariyerine ve kendisi gibi profesör olan bir eşe sahiptir. İşine tutkuyla bağlı, zeka seviyesi yüksek, aynı anda bir çok çalışmayı yürütmektedir. Verdiği dersler, gittiği konferans ve seminerler, hayatı oldukça yoğundur yani. Zaman zaman hafızasında sorunlar yaşamaya başlar. Cümlenin tam ortasındayken söyleyeceği kelimeyi unutmak, bulunduğu yerin neresi olduğunu hatırlamamak gibi. Önceleri yoğun temposuna bağlar ardından yaş itibariyle menapoz olabileceğini düşünür. Ancak sorun daha da başkadır. Sorunların artmasıyla birlikte bir nörologa gider ve Alzheimer olduğu öğrenir. Kısa özet bu kadar, devamı için kitabı mutlaka okumalısınız.

Konusu ve anlatımı cidden güzeldi. Karakterle empati yapabiliyor ve kendinizi Alice'in yerine koyabiliyorsunuz. Bunu yaptıktan sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor.
Düşünsenize bir insan nasıl var olur? Zihniyle, benliğiyle, anılarıyla bir kimlik oluşturur.  Alzheimer'da o zihin size düşman olur. Teknik terimlerini bilemem ama sizi siz yapan şeyler parça parça yitip gider. Kimi zaman her gün kullandığınız bir kelimeyi kaybedersiniz, bir gün nerede olduğunuzu hatırlamazsınız, bir gün canınız kanınız, sevdiğiniz insanlar size yabancı olur. Bir gün aynaya baktığınızda karşınızda hiç tanımadığınız bilmediğiniz bir insanla karşılaşırsınız. Cidden çok zor, acı verici bir durum. Bir yere kadar kendiniz de üzülürsünüz ama bir yerden sonra hatırlayamadığınız için bu üzüntüyü sevdiğiniz insanlar çekmeye devam eder. Bu korkuyu Lisa Genova'nın anlatımıyla iliklerime kadar hissettim. Ya bende yaşarsam? Ya da sevdiğim biri? Ya yükü ağır gelirse? Alice'in hikayesi herkesin başına gelebilecek türden ve kendimi kitaba o kadar kaptırdım ki bir kırılma noktasından sonra gözyaşlarıma hakim olamadım.

Unutma Beni, Alice'in Alzheimer'ı kabullenme sürecini, ailesiyle yaşadıklarını,hastalığa karşı direnişini anlatan, farkındalık yaratan bir kitap.  Duygusal olduğu kadar gerçekçi bir anlatıma sahip.
Dramları çok fazla tercih etmesem de konusundan, anlatımından, çevirisinden ve redaktesine kadar çok beğendiğim bir kitap olunca fikrim değişiyor. :D
Unutma Beni bu anlamda tam puan aldı benden.

ARKA KAPAK


Artık dünü yoktu, belki yarını da. Sadece bugüne sahipti. Ama o, hatırlayacağı son anı için savaşmaya kararlıydı.

Elli yaşındaki Alice Howland hayatıyla gurur duyuyordu. Harvard'da bilişsel psikoloji profesörüydü ve dilbilim alanında dünyaca tanınan bir uzmandı. Aynı zamanda başarılı bir eşi ve üç yetişkin çocuğu vardı. Ancak Alice, unutkanlığının arttığını, aklının giderek karıştığını hissetmeye başlamıştı. Derken trajik bir teşhis hayatını geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirdi.

Etkileyici olduğu kadar rahatsız edici bir hikâye olan Unutma Beni, sizi Alzheimer hastalığının üzücü yolculuğuna çıkarıyor. Akıl Oyunları kadar sarsıcı, Sıradan İnsanlar kadar unutulmaz bir eser.

"Unutma Beni'yi okuduktan sonra içimden, yabancılarla dolu trende ayağa kalkıp bu kitabı almanız lazım, diye bağırmak geldi."
- The Boston Globe-

"Herkese anlatılması gereken bir hikâye."
- Brunonia Barry, New York Times Çoksatarı Yazar-
(Tanıtım Bülteninden)