kitap iklimi yorumlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap iklimi yorumlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2014 Pazar

Jamie McGuire - Tatlı Bela - Ayaklı Bela [YORUM]



Kitap İklimi'ndeki yorumlarımdan biri daha doğrusu ikisi bir arada olanı. Bloguma taşımayı unutmuşum. Yeniden okumak güzeldi :D :D

Orjinal Adı: Beautiful Disaster/Walking Disaster 
Seri Bilgisi: Beautiful # 1-2
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları

Tatlı Bela’dan sonra Ayaklı Bela’da okundu ve bitti.
Kitaplığım ağırlıklı olarak fantastik ve historicallerle doludur. İlk etapta çok da ilgimi çektiği söylenemez. Ancak baktım her yerde bir Abby-Travis (Travis özellikle) muhabbeti var. Bende bir bakayım dediğimi hatırlıyorum. Üniversite ortamı, partiler, dövüşler, zıt kutuplardaki aşıklar… Klasik bir konu hatta zamanında bol bol filmlerini izledim demiştim. Ama bir şey dürttü işte aldım ve okudum.
Okudum ve sonunda iyi ki okumuşum dedim. Evet konu klasik ama anlatım o kadar güzeldi ki, asla sıkılmadım. Abby’nin gelgitlerine çoğu zaman kızsam da, Travis gibi kuduz bir iti evcilleştirmesi bir yandan hoşuma gitti. Bir yandan da Abby’nin çok masumane gösterilmesine de takılmıştım. Aslında o kadar da sütten çıkmış ak kaşık gibi değildi. Geçmişe sünger çekip hayatına devam etmek isteyen bir genç kızdı o kadar. Travis ise, onun geride bırakmak istediği herşeyi temsil ederken bir yandan da çekiyordu. Zaten kız milleti olarak nedense olmayacak adamlara kapılır gideriz. Abby’e Travis’i adam etmesinden dolayı hayran olsam da, yine de sürünen bir Travis kafamdaki profile gitmediğinden acıyordum da. Ancak yine de O’nunla ilgili tereddütlerim vardı. İşte bilirsiniz kas yığını, dövmeli, şiddete oldukça meyilli ve aşırı sahiplenici… 
Biraz zor bir aşktı onlarınkisi, ama güzeldi. Onların hikayesini okumak oldukça eğlenceliydi. 
Şimdi gelgelelim Ayaklı Bela’ya…
Bu bir devam kitap değil, ilk kitabın Travis gözüyle anlatılmasıydı. Aynen şöyleydi: “Tamam, Abby’ye aşığım, tamam Abby anlatırken, sizi biraz korkutmuş olabilirim, ama bir de benden dinleyin. Ne hallere düştüğümü, neler düşündüğümü, yaşadığımı bir de benim ağzımdan dinleyin.”
Bu kitapla Travis’e dair tüm tereddütlerim silindi. Meğer adamımız cevhermiş de onu görecek birini arıyormuş. O kadar şiddetin ve öfkenin altında bu kadar aşkı barındırması inanılmaz gelse de, bence badboy’dan ziyade oldukça duygusal bir aşk çocuğu, romantik bir serseri. 
Yaşadıklarını abartmadan, erkek diliyle karmaşıklaştırmadan anlatmış. Onun bakış açısından okumak gözümde Travis’i farklı bir yere taşıdı. 
Kesinlikle ilk kitabın tekrarı değildi. Hani bir örnek vardır ya. Kavanoza çakıl taşlarını koyarsınız, dolu dersiniz. Ancak üzerine kum eklersiniz. Aradaki boşlukları doldurur. Tatlı Bela, çakıl taşlarıydı benim için, Ayaklı Bela ise boşlukları dolduran kumlardı.

Jamie’ye böylesine klasik sayılabilecek konuyu iki karakterin bakış açısıyla işleyerek farklı ve özel bir hikaye yaratmış olduğu için, Yabancı Yayınları’na da okumamıza olanak sağladığı için teşekkürler.

Tatlı Bela 



Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat hayatını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor. 
İyi kız ve kötü çocuk... Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?

Tatlı Bela sadece bir "bestseller" değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.

***

Ayaklı Bela 



Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı...

Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et. 

Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı Belada esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan? 

Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...

11 Ocak 2014 Cumartesi

Julianna Baggott - Pür [YORUM]


Orjinal Adı:  Pure 
Seri Bilgisi: Pure #1 
GoodReads Puanı: 3.75 
Türkçe Yayın: Dex Kitap 
Çevirmen: Tülin Er




Yorumum


Bu aralar Dex indirimlerini kaçırmamak için elimdeki serilerin ilk kitaplarını bitirmeye çalışıyorum.:) Bizim gibi kitap canavarlarını ancak indirimler paklıyor, haksız mıyım? Fi tarihte D&R indiriminden almış olduğum Julianna Baggott - Pür kitabını bitirdim. Önce fiyat uygunluğu (5.63 TL) sonra da konusu biraz ilginç olduğunu düşünmem sebebiyle almıştım. İlk elime aldığımda ne kadar kalın bir kitap (492 sf.) kısa sürede bitmez bu dediğimi anımsıyorum ve kapağı nedense çok da hoşuma gitmemişti. Bitirdiğimde kitabı okumayı geciktirmekle haksızlık yaptığımı anladım. Değişik bir dünya söz konusuydu. İnfilaklar denen patlamalardan sonra dünya nufusunun büyük bir çoğunluğu ölüyor. Kalanlar (Büyük bir kısmı) ise, akla hayale gelmeyecek şekilde vucut deformasyonlarına uğruyorlar. Aslında aklın mantığın alamayacağı şekilde "kaynaşıyorlar"diyelim. Taşa, toprağa, cama ya da başka bir insana veya hayvana... Bir de bundan kurtulanlar var, kubbe adı verilen yerde yaşayanlar. Bunlara Pür deniliyorlar. Hiç bir deformasyonlara uğramamış insanlar.  Kitabın ana karakterleri olan Pressia ve Partridge'de bu iki kesimden. Pressia İnfilaklardan nasibini almış yüzünde bir yara izi var ve patlamada bir eli oyuncak bebeğinin başıyla kaynaşmış, Partridge ise kubbeden annesini aramak kaçmış bir pür. İkisi de mahvolmuş bir dünyada bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan geçmişlerini araştırıyorlar.  Kitabın başları ağır ve kasvetli olmasına rağmen (kaynaşmaları ve yaşanan travmaların etkilerini anlatmasından kaynaklı) ilerledikçe hareketleniyor. Macera, entrika, ihanet, hayatta kalma savaşı ve ufakta olsa aşkın filizlenmesi... Ne ararsan var gibi yani. Başlarda sebebi bilinmeyen infilakların sebebi ve kaynağı anlaşılıyor.  Spoiler gibi olcak ama biraz muallakta bırakarak açıklayım: Karakterlerden birinin ebeveyninin bu işte parmağı var. Konu olarak bana farklı geldi. Anlatım olarak da oldukça akıcıydı. Genelde okuduğum kitaplar iki karakter üzerine kuruluyken burda çok sayıda karakter mevcut ve hepsinin ayrı hikayesi var.  Bu da hoşuma giden ayrı bir nokta oldu.

Alıntılar: 

Burada olduğunuzu biliyoruz, kardeşlerimiz. Bir gün Kubbe'den çıkacağız, barış zamanında buluşmak için sizlerle. Şimdilik uzaktan izliyoruz, merhametle... 

**** 
Bir Pür yak ve külünü solu 
Bağırsaklarını sök, kuşak olsun. 
Saçlarını eğir, ip olsun. 
Ve kemiklerinden, Pür sabunu yap. 
Yıka yıka yıka. Bir iki üç. 
Yıka yıka yıka. Benim adım Pür. 

Değerlendirmem


3.5 - Nerdeyse ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım.


***

Pür  

Burada olduğunuzu biliyoruz, kardeşlerimiz. 

Pressia, Infilakları ve ondan önceki hayatını hayal meyal hatırlıyor. Büyükbabasıyla birlikte yasadıkları delikte, insanlığın kaybettiği şeyleri düşünüyor: lunaparkları, sinemaları, doğum günü partilerini, anneleri ve babaları. Her şey küle döndü, hırpalandı, hiç iyileşmeyecek derecede yara aldı ve zarar gören bazı bedenler, bambaşka nesnelerle bütünlesti. Şimdi herkesin askeri eğitim görmesi gereken yaşa geldi Pressia. Tabii iki ihtimal var. Ya asker olacak ya da bedeni fazla zarar gördüyse eğitimdeki askerlerin canlı hedef tahtası olacak. Pressianın kaçması gerek. 

Bir Pür yak ve külünü solu.  

İnfilaklardan tek bir yara almadan kurtulanlar da var. Pürler. Gökyüzündeki kubbelerinde, yerdeki insanlardan daha üstün olan, sağlıklı bedenlerini ve zihinlerini koruyacak şekilde yaşıyorlar. Bir Pür olan Partridge, kendini burada kapana kısılmış ve yalnız hissediyor, bir de farklı. O da kayıplarını düşünüyor sık sık, belki yuvası dağıldığı için. Babası duygusal olarak soğuk bir adam, ağabeyi intihar etmiş ve annesi, İnfilaklar sırasında Kubbeye adım atamadan kaybolmuş. Bu yüzden, birinin ağzından kaçan bir sözcük, annesinin hala hayatta olma olasılığını ona çıtlatınca, hayatını riske edip Kubbeyi terk ediyor ve annesini bulmaya koyuluyor. 

Pressia ve Partridge karşılaşıyorlar. Tüm dünya başlarına yıkılıyor. 





Toni Blake - Aşkların Son Durağı [YORUM]


Orjinal Adı:  Sugar Creek 
Seri Bilgisi: Destiny #2 
GoodReads Puanı: 4.08 
Türkçe Yayın: Nemesis Kitap 
Çevirmen: Eda Tevrizci




Yorumum

Nemesis Kitap’la Rachel Gibson kitaplarıyla tanışmıştım. Tabi sonrasında devamı da geldi Mary Wine’lar, Jill Shalvis’ler ve son olarak Toni Blake’ler… Bugünkü yazımın konusu ise Toni Blake – Aşkların Son Durağı.  Temmuz ayında çıkarmış olduğu dört kitaptan biri de Aşkların Son Durağı’ydı. Öncelikle kapak dizaynı ile oldukça dikkatimi çekti. Orijinal kapak değil, ancak orijinal kadar iyi –belki de daha iyi. :) -  Kitap yazarın Destiny adlı serisinin ikinci kitabı. Ohio’da aynı zamanda seriye adını veren Destiny adlı bir kasabada geçiyor. Bir seriye ikinciden başlamak olmaz dedim ve öncelikle serinin ilk kitabını okudum. (Deli Dolu Bir Yaz) İlk kitapta eşi tarafından aldatıldığı için Destiny’e geri  dönen Jenny ve gençliğinde kanunlarla arası çok da hoş olmayan Mick’in hikayesi anlatılıyordu. –Unutmadan her iki kitabın da kesinlikle yetişkinlere yönelik olduğunu belirteyim-  Aşkların Son Durağı’nda ise, önceki kitapta isimleri geçen Rachel Farris ve Mike Romo’nun hikayesi anlatılmış.  Rachel kendini yıllar önce Destiny’den Chicago’ya atmış, bir daha geri dönmek istemiyor ancak çok sevdiği büyükannesi Edna’ya yardım etmek için kendini Destiny’de bulmuş. Mike Romo ise çocukken kardeşinin kaybı nedeniyle kendini suçlayan ve içine kapanık bir polis memuru. Üstelik çapkın. İkisi de birbirlerine düşman iki ailenin çocukları. Kader ikisini bir araya getiriyor ve Destiny’nin sihri ikisini de sarıveriyor. Hikayeyi ilk kitaba kıyasla daha çok sevdim. Her ikisinin de burunlarından kıl aldırmadan birbirlerinin karşısında dikilmelerini izlemek oldukça keyifliydi. Aralarındaki çekimden kurtulma çabaları birbirlerinden uzaklaşacaklarına daha da yakınlaştırdı. Rachel ile Mike’ın arasındaki adı konulmamış çekimin yavaş yavaş aşka dönmesini izlerken bir yandan da aileler arasındaki düşmanlığın sebebini de kitabın içinde ayrı bir hikaye olarak anlatan Edna’dan öğrendik. (Rachel kadar bende hikayeyi merak ettim. Tatlı ihtiyar Edna Rachel’ı meraktan kıvrandırmak için arkası yarın şeklinde ve canının istediği zaman anlattı.)  Ayrıca Büyükanne Edna’nın oldukça sevimli biraz da oyunbaz karakterini okumak güzeldi.  Tam yaza uygun, kıpır kıpır, eğlenceli, bir yandan komik bir yandan romantik bir kitaptı. Elime aldığımda sayfalar birbiri ardına keyifle çevrildi. Ama bir kez daha hatırlatmak istiyorum, kitap yetişkinlere yönelik ve cinsellik dozu bana göre biraz fazlaydı.

Değerlendirmem



3.5 - Nerdeyse ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım.

***


Aşkların Son Durağı  
Yol seni götürmeden,son durağın neresi olduğunu bilemezsin.. 

Peşinden sürükleneceğiniz büyüleyici bir öykü..Robyn Carr 

Ohio,Destinyye hoş geldiniz. İki büyük ailenin son 50 yıldır düşman olduğu kasabaya… Rachel Farris büyükannesine yardım etmek için yıllar sonra Destinyye döner. Yıllardır düşman oldukları aileden bir tek Mike Romo kalmıştır kasabada. Birbirleriyle karşılaşmaları uzun sürmez. Didişmekten başka bir şey bilmeyen iki düşman ailenin çocukları olarak birbirlerine iyi davranma şansları bile yoktur. Arkadaş olmaları imkânsızdır; birbirlerine âşık olma ihtimalleri ise sohbet konusu bile edilemez. Oysa Destiny sihirli atmosferiyle fırsat kollamaktadır; onları bir araya getirmek ve hem birbirleriyle hem de geçmişleriyle barıştımak için.


13 Ekim 2013 Pazar

Lisa Kleypas - Vazgeçemem Senden (The Hathaways #2)



Orjinal Adı: Seduce Me at Sunrise
Seri Bilgisi: The Hathaways #2
GoodReads Puanı: 4.10
Türkçe Yayın: Epsilon
Çevirmen: Seden Gürel





(kitap iklimi yorumlarımdan)
yorumum

Bu hafta sonu kendimi resmen okumaya verdim. Birini bitirdim diğerine başladım.  En son Lisa Kleypas'ın Vazgeçmem Senden kitabını okudum. Historicalde çok beğendiğim yazarlardan biri ve Hathaway serisini de oldukça seviyorum. Bana Julia Quinn'in Bridgerton ailesini anımsatıyorlar. İlk kitap Amelia ve çingene Cam Rohan'ın hikayesiydi. Bu kitabın ana karakterleri olan Win ve yine çingene olan Merripen'le orda tanışmıştık. O zaman bile onların hikayesini merak etmiştim. Bu kitapta Merripen'in aileye katılışından itibaren hayatının detaylarını ve Win'le olan aşkını anlatıyor ayrıca Cam Rohan'la olan sırlarını ve ortak geçmişlerini de öğreniyoruz. İlk kitaptaki sakin, hastalıklı Win gitmiş yerine hayatının iplerini elinde tutan, aşkını itiraf eden cesaretli ve tutkulu bir Win gelmiş.  Merripen ise her zamanki gibi ketum, sevgisini içinde yaşamaya çalışan canından çok sevdiği Win'i kendinden bile korumaya çalışan tiplemesi devam etmiş. Tabi sonunda hatasını anlıyor.  Bu serinin en çok sevdiğim tarafı karakterlerin bir-iki kişiyle sınırlı olmaması, ailenin bütün üyelerine detaylıca yer verilmesi. Hepsinin hikayesini okumaya bayılıyorum. Ama en çok Leo'yu merak ediyorum. Geçtiğimiz kitapta dağılan Leo bu kitapta giderek toparlanıyor, hatta  kendine dişli birini bile buluyor. Yanılmıyorsam onun hikayesinde oldukça gülüp eğleneceğiz. Yazarın kalemi bence oldukça iyi, sıkıcı olmayan historicaller yazıyor.  Türü sevenlere okumalarını şiddetle tavsiye ederim.

Değerlendirmem;


5-Tek kelimeyle mükemmeldi


***
Vazgeçmem Senden  New York Times gazetesinin çok satan kitaplar listesinin gözde yazarından göz kamaştıran bir roman daha... İnkâr edilen bir arzu... Yasaklanmış, özlem dolu bir aşk... Yakışıklı bir Çingene olan Kev Merripen uzun süredir güzel ve terbiyeli Winnifred Hathawayyi arzulamaktadır. Fakat gizemli bir kökene sahip olduğundan belirsiz geçmişinin etrafına ışık saçan hassas Wine zarar vermesinden korkar. Bu yüzden onun cazibesine karşı koymaya çalışır ve çok geçmeden genç kız ondan çok ama çok uzağa gitmek zorunda kalır. Merripen, Win İngiltereye geri döndüğünde her ne olursa olsun aşkı inkâr eden biriymiş gibi görünmeye devam eder. Bu sırada genç kızın karşısına çekici, karşı konulmaz bir talip çıkar. Kev ya şimdi harekete geçecektir ya da asla. Fakat önce kaderine dair tehlikeli bir sırla yüzleşmesi gerekmektedir, aksi takdirde âşık olduğu kadını sonsuza dek kaybedecektir. 
"Nefesinizi kesecek."  Romantic Times


29 Eylül 2013 Pazar

Tarryn Fisher - Fırsatçı





Orjinal Adı:  The Opportunist
Seri Bilgisi: Love Me With Lies
GoodReads Puanı: 4.28
Türkçe Yayın: Aspendos Yayıncılık
Çevirmen: Meltem Türkmen



Yorumum

Hafta sonu için hangi kitabı okusam diye düşünürken gözüme Aspendos Yayınevi'nden Fırsatçı takıldı.
İlk tanıtımı yapıldığında oldukça ilgimi çekmişti. Dün kitabı bitirdim.
Olivia ve Caleb’in bir garip aşk hikayeleri üzerine kurulmuş. Başlangıçta Olivia’nın Caleb’in eski bir aşkı olduğunu ve tesadüfi bir karşılaşmalarını görüyoruz. Çok ama çok kötü ayrılmışlar. Tesadüfe bakın ki Caleb bir hafıza kaybı yaşamış, Olivia bunu öğrendiğinde şok oluyor ve ikinci bir şans olarak bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Tabi Caleb’in yeni kız arkadaşı ile de çarpışması anlamına geliyor. Ama gelin görün ki kazın ayağı göründüğü gibi değil. Kimin fırsatçı olduğu tartışılır. Hikayeyi Olivia’dan dinliyoruz, bu arada sıklıkla geçmişe dönüşler var, bu sayede neler yaşanmışı yavaş yavaş öğreniyoruz. 
Kitap anlatım,kurgu ve çeviri bakımından gayet iyiydi. Kitabın sonlarına doğru heyecan tavan yaptı. Başta ki kötü ayrılışın nedenlerini ve nasılını öğrenince deli oldum. Bazen iki insanın doğru kişi olması da yetmiyormuş. O kadar severken yapılan tercihlerin insanları ne kadar uzağa savurabileceğini görüyorsunuz. Bir de bizim kader-kısmet inancımızın pekiştiğini de hissedebilirsiniz. Eğer kader de yoksa her ne yaparsan yap boşuna olayının yazıya dökülmüş bir hikayesini okudum diyebilirim.
Son sayfayı bitirip kapağını kapattığımda öylece kalakaldım. Midemde bir düğümlenme ve bir öfke, bir isyan hissiyle birlikte tabii. 
Şu yazdıklarımdan sonra kitap hakkında olumsuz düşünmeyin. Evet, kitap mutlu bir sonla, en azından benim mutlu sonumla bitmiyor. Ama gerek anlatımı, gerek sürükleyiciliği, gerekse farklı bir hikayesi ve sürpriz gelişmeleriyle kendine çekiyor.
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.


Değerlendirmem


5-Tek kelimeyle mükemmeldi


***

Kalbini sadece bir kez verebilirsin; ondan sonraki her şey ilk aşkının peşinden gelir.


Her fırsattan istifade etmesiyle bilinen sivri dilli Olivia Kaspen, akılsızca çekip gitmesine izin verdiği eski erkek arkadaşı Caleb Drake ile şans eseri karşılaşınca kendisini ilk aşkıyla ikinci bir şans isterken bulur. 

Calebın hafızasını kaybettiğini öğrenen Olivia, onu geri kazanmak için ne kadar ileri gidebileceğine karar vermelidir. Ancak gerçek kimliğini ve kötü geçmişlerini gizli tutmaya çalışan Olivianın en büyük engeli Calebın kurnaz yeni kız arkadaşı, Leah Smithtir. 
Böylece bu iki hırslı kadın arasında kendilerini hatırlamayan bir adamı elde etmek için girdikleri vahşi bir mücadele başlar. Ama çok geçmeden Olivia, bir zamanlar kendisinin olanı almak için savaşırken yalanlarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalır. 

Peki, aşk her şeyi affeder mi?



28 Eylül 2013 Cumartesi

Rashelle Workman - Uyuyan Güller



Orjinal Adı: Sleeping Roses
Seri Bilgisi: Dead Roses
GoodReads Puanı: 3.63
Türkçe Yayın: Elf Yayınları
Çevirmen: Kahraman Türel


Yorumum

Eski yayınlarımı yeni blogumda topluyorum bu da onlardan biri...
ELF Yayınları’nın yaptığı bir yarışmada kazandığım Uyuyan Güller kitabını biraz gecikmeli de olsa bitirdim.
Daha önce de yayınevinin çıkardığı KARANLIĞA DOĞRU kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. (Devamını merakla bekliyorum  )
Uyuyan Güllere gelince, konusu ve kapak görseli ile beni etkilemişti ve mutlaka okunacaklar listemde üst sıralardaydı.
Okuduklarımla kıyaslayınca bu kadar şaşırtıcı bir kitap görmedim desem yeridir diye düşünüyorum.
300 sayfa kadar ruh hastası kocasının gazabından kendini korumaya çalışan bir kadının dramını, kendini kurtarmaya çalışmasını okuduğumu sanmıştım. Bir yerde öyle gerçi ama zaman/mekan/gerçeklik çok farklı. Dram içinde bir dram söz konusu.
Hani bir çok kitapta dersiniz ya “tabi ya, ben biliyordum böyle olacağını” “tahmin ediyordum”… İddia ediyorum bu kitabı okuduğunuzda bunları diyemeyeceksiniz. 
Yazarı tebrik ediyorum. Başlarda küçük bir kısım haricinde hiçbir şekilde ipucu vermiyor. Ordan bile bağlantıyı kurup bir son kurgulamanız imkansız. Daha fazla bilgi vermek tamamını anlatmayı gerektiriyor. O nedenle fazla bir şey yazmak istemiyorum ama bir ipucu vereyim: Kitabın adı konunun aslıyla oldukça ilintili.
Ancak şuna değinmeden geçemiycem, hikaye konu bakımından süper iken okurken biraz zorlandım. Belki yazarın dilinden belki de çeviriden kaynaklıydı, emin değilim. Ama kitabın okunurluğunu aşırı etkilemiyor.
Özetle, beklenmedik, tahminsiz ve şaşırtıcı bir konuya sahip olan kitabı minik kusurlarına rağmen beğendim.

Değerlendirmem

4-Ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım




Evden hızla çıktığında başına geleceklerden habersizdi.Tek hatırladığı şiddetli bir yağmur ve kullandığı arabanın hızla kaymasıydı.

Uyuyan Güllere Övgüler

Eğer Amazonun listesinde olsaydı, bu kitaba on yıldız verirdim, o kadar güzel bir kitap" The Debut Books

"Hiç ummadığınız bir şaşırtmacayla, bu kitap, okuyup, bitirene kadar elinizden düşmeyecektir."
Cyruss 1264 

"Beklenmedik, gizemli ve olabildiğince harika! Acaba gerçekten olmuş mudur diye beni merak içinde bıraktı." 
Jek Jamison 

"Bir gerilim/heyecan romanı, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı." 
Heartsong Reviews

22 Eylül 2013 Pazar

Ally Condie - Eşleşme


Orjinal Adı: Matched
Seri Bilgisi: Matched #1
GoodReads Puanı: 3.75
Türkçe Yayın: Deli Dolu
Çevirmen: Emine Ayhan


Yorumum

Daha önce demiştim, hafta sonu kendimi okumaya verdim diye, sanırım herkesin yaşananlarla başa çıkma yöntemi farklı…
Ne okusam ne okusam derken yeşil kapağının albenisiyle elim Ally Condie’nin Eşleşme’sine gitti. Kapak demişken olayın özünü bu kadar güzel özetleyen bir kapak olamazdı, bizde de orijinal olarak çıkmasından oldukça mutlu oldum.
Konusuna gelirsek, dışardan bakıldığında mükemmel bir dünya mevcut. Hastalıklar yok, teknolojik olarak gelişmişlik mevcut, eşleşme yoluyla mükemmel evliliklere sahip bireyler vs. Kahramanımız Cassia’da bu dünyanın bir üyesi ve 17 yaşında diğer bütün gençler gibi eşleşme yoluyla gelecekteki eşinin belirlenmesi bekliyor. 
Cassia çocukluk arkadaşı Xander ile eşleşiyor ve şaşırmasına rağmen sevebileceğini düşünüyor. Birbirlerini tanımaları için verilen mikro kartlarda bir an için tanıdığı başka birini –Ky Markham’ı- görüyor. Görevli bunun hata olduğunu ve halen Xander ile eşleşmiş olduğu söylemesine rağmen Ky’la birbirlerine çekilirler ancak bu bir sorundur çünkü Ky toplumun ona verdiği statüye göre bir ihlalcidir. Cassia önce bir başkasını, sonra da bir ihlalciyi sevebilme imkanını düşünmeye başlar. Aslında bu durum Toplumu ve dayattığı düzeni sorgulamaya başlamasının ilk adımıdır. 
Bu dünyada her şey Toplum adı verilen bir düzen tarafından itinayla yürütülüyor. Yiyeceğin yemeğin ne olduğundan ne kadar olacağına, hangi işte çalışacağına, boş vaktinde ne yapacağına, hayatını birleştireceğin kişinin seçiminden ne zaman ve kaç tane çocuk yapacağından ne zaman öleceğine kadar toplum bireylerin adına karar veriyor. Hatta evlerinin önündeki ağaçların kesilmesine bile… (bunlar size bir yerden tanıdık geliyor mu?) Özetle insanların son derece katı kurallarla çevrilmiş bir halde tüm özgürlüğü elinden alınmış olarak görüyoruz. Geçmişle bağlantıları oldukça sınırlı sadece toplum tarafından seçilerek saklanmış olan geçmişleri biliyorlar ve insanlar kuzu gibi kendilerine dayatılmış olan hayatları kabullenmişler veya kabullendirilmişler. Tıpkı kapaktaki gibi bir fanusun içine konularak sizin için iyi olanı biz biliriz diyen düzenin kurbanı olmuşlar. 
Kitap durgun bir tarzda ilerliyor. Ani ve keskin çıkışları yok. Sakin bir anlatımı var. Bu sakinlik başlarda sıkıcı olsa da Cassia toplumu sorgulamaya başladıkça kitap da açılıyor. Bir süre sonra öfke ve isyan duygularını ayağa kaldırmaya başlıyor. Okudukça hem günümüzden birşeyler buldum hemde gelecek adına kaygılandım. İnsan dediğin düşündüğü, kararlarını kendi verdiği sürece özgür ve insandır. Onun haricinde evcil bir hayvandan ne farkı kalır ki? Kitap bittiğinde bu düşünceler içindeydim. Serinin devamını merakla bekliyorum.


Değerlendirmem

4-Ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım


***

Sizce "kusursuz" bir yaşam mümkün olabilir mi?

Kimi seveceğinize, nerede çalışacağınıza, hatta ne zaman öleceğinize başkalarının karar verdiği bir dünya düşünün. 

Bu dünyada uzun bir hayata, harika bir işe, ideal bir eşe sahip olmak için neredeyse hiçbir bedel ödemeniz gerekmiyor çünkü tüm seçimleri sizin adınıza görevliler yapıyor. Üstelik hepsi "kusursuz" seçimler. 

Tüm hastalıkların tedavi edildiği, insanların uçan trenlerle seyahat ettiği, eşleşme yoluyla "eşsiz" evliliklerin, ailelerin ve nesillerin yetiştiği böylesi mükemmel bir dünyada, Toplumun tüm üstün güçlerine ve kontrolüne rağmen mevcut sistem çatırdamak üzere…

Cassianın yapay bir cam fanus içerisinde yaşadıklarını idrak etmesi uzun sürmüyor. Toplumun ona sunduğu mükemmel dünyanın tüm nimetlerine sırt çevirmeye hazır. Kalbinde hissettiği aşkın gücü ve özgürlük için göstereceği cesaret onu yeterince güçlü kılmaya yetiyor. Ama Topluma başkaldırabilmek ne yazık ki mümkün değil. En azından şimdilik…

Çevrildiği her dilde çok satanlar listesine girmeyi başaran Eşleşme, hayalin gerçekle, geçmişin gelecekle iç içe geçtiği fantastik bir dünyada yaşanan etkileyici bir aşk ve uyanış öyküsü anlatıyor.


Marc Levy - İlk Gün



Orjinal Adı: Le premier Jour
    Seri Bilgisi: Le premier Jour #1
GoodReads Puanı: 3.73
Türkçe yayın: Can Yayınları
Çevirmen: Ayça Sezen


Yorumum

Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. 2 kitaplık bir seri. Aslında seriden ziyade tek bir romanın birinci cildi demek daha doğru olacaktır.
Konu özetini görünce mutlaka okumalıyım dediğim bir kitap oldu benim için.

Bilim kurgu macera tarzında bir kitap, ancak öyle hani hani çok uçuk kaçık değil, her an olabilecek, aklın mantığın reddetmeyeceği hatta belki de biz bilmiyoruz ama yaşanıyor diyebileceğimiz bir türden kitap olmuş. Türü Bilim Kurgu, konusu da bilim insanları ve keşifler olunca kitabın içinde bilimsel açıklamaların yer alması kaçınılmaz değil mi?

Kafanızda tereddüt oluşmasın, kitap sadece ders gibi değil, ciddi bir macera ve aksiyonu da içeriyor. Tekrar bilimsel mevzulara gelirsek o kadar basite indirgenerek anlatılmış ki sıkılmadan hatta hayranlıkla okudum. Şahsen kitabın tamamı bu şekilde olsaydı da keyifle okurdum. Gökyüzünün ve insanlık tarihinin gizemleri beni her zaman büyülemiştir. Bu kitap özelinde de söyleyebileceğim şey sanırım “ Büyüleyici…”

Kiera ve Adrian kendilerini tamamen bilime adamışlarken bir dizi olaylar ikisini bir araya getiriyor. Olayların odak noktası ise Kiera’ya hediye edilmiş bir kolye ucu. Çok ciddi bir bilimsel keşif niteliğinde olduğunu ise çok sonra farkediyorlar ve öğrenme arzusuyla dünyada oradan oraya savruluyorlar. Ancak peşlerinde gizli bir uluslararası örgüt var ve Kieara ve Adrian bir sürek avının ortasında kalıyorlar. Kitabın sonlarında olaylar iyice hızlandı ve bittiği anda ben kendimi türk filmi repliklerini (N’ayııırr , N’olamazz) tekrarlarken buldum. En kısa zamanda İlk Gece’yi de okuyacağım.

Bu arada unutmadan kapaklarını da çok hoş buldum. İki kapağı yanyana getirdiğinizde bir sembolü tamlaması ilginç ayrıntı olmuş. Gün ve gecenin betimlenmesi, renklerin uyumu gerçekten de çok hoş görünüyor.

Ancak bunca güzellikten sonra fiyatıyla canınızı sıkmak istemezdim ama piyasadaki bir çok kitaptan, hatta yazarın diğer kitaplarından daha pahalı olduğunu söylemem lazım.


Değerlendirmem


5-Tek kelimeyle mükemmeldi

***

Sonsuz küçük ya da sonsuz büyük olan nedir ve her şeyin başladığı sıfır ânı nedir?

Ben paleoantropoloğum, müzede çalışmıyorum, bir Pierrele, bir Antoinela ya da bir Jérômela tanışma fırsatım olmadı yıllardır; çocuğum yok; severek yaptığım zor bir mesleğim var ve kınanacak yanı olmayan bir tutku yaşadığım için olağanüstü şanslıyım.
Adım Adrianos, annemin doğduğu kasaba hariç, uzun zamandır Adrian diyorlar bana. Astrofizikçiyim, uzmanlık alanım, Güneş sisteminin dışındaki yıldızlar. Dünya yuvarlaktır, uzay bükülüdür ve evrenin sırlarını kavramak için yolculuk etmeyi, en iyi gözlem noktasının, büyük kentlerin uzağındaki zifirî karanlığın peşine düşüp gezegeni en ücra köşelerine kadar, hiç durmadan, bir baştan bir başa dolaşmayı sevmek gerekir. Sanırım, beni bunca yıldır, insanların çoğunun yaptığının tersine bir ev, bir eş ve çocuklara sahip olmaktan alıkoyan, rüyalarımdan hiç çıkmayan o soruya günün birinde bir yanıt bulmak umudu oldu: Gündoğumu nerede başlar?
İki idealist biliminsanıydılar... İki eski sevgili... 15 yıl sonra karşılaştıklarında ikisinin de yaşamında sadece bilim vardı... Aşk tekrar araya girdi... Biri ilk insanın, diğeri ilk günün peşindeydi... Güçlerini birleştirdiler... Ama aradıklarının peşinde yalnız değildiler... Üstelik diğerleri, yollarına ölüm tuzakları kurmaya başlamıştı bile...

18 Eylül 2013 Çarşamba

Francis Knight - Karanlığa Doğru



Orjinal Adı: Fade to Black
Seri Bilgisi: Rojan Dizon #1
GoodReads Puanı: 3.35
Türkçe Yayın: Elf Yayınları
Çevirmen: Kahraman Türel



yorumum:

İlk tanıtımlarından beri gerek kapağıyla gerekse de konusuyla ilgimi çekiyordu ve bende en kısa zamanda edindim ve çok kısa zamanda, deyim yerindeyse tükettim :)
Bir şehir düşünün etrafındaki dağlarla çevredeki şehir ve insanlardan izole olmuş.
Bir şehir düşünün çevresel şartlardan yatay değilde dikine yükselmiş.
Bir şehir düşünün aşağıdakiler ve yukardakiler diye ayrılmış.
Bir şehir düşünün tüm enerjisini büyüden alan. 
Ve bedeli çok büyük acı olan bir büyü düşünün…
Yazarın ve yayınevinin ilk okuduğum kitabı oldu Karanlığa Doğru,
Ne yalan söyleyim ilk başlarda zorlandım, bazı cümlelerin farklı kurulmuş olması biraz yordu ama kitaptan aldığım keyfi engellemedi.
Konu oldukça farklı geldi bana. Ticaret konusunda çok gelişmiş Mahala adlı bir şehiri anlatıyor. Gerçek dünyada olduğu gibi bir kesimi yokluk ve karanlık içerisinde bir kısmı ise aydınlık ve varlık içerisinde. Hele bir de çukur varki, herşeyin örtbas edildiği bir yer. En çok dikkatimi çeken ise acı büyüsü oldu. Detaylarına girmeyeceğim, okumanız lazım ama şunu söylemeliyim, gerçek acıdan gücünü alıyor bu büyü. 
Başkahramanımıza gelince…
Rojan Dizon, kayıpları ve asileri yakalayan/bulan dedektif gibi bir şey. Çapkın, (ya da kendini öyle sanıyor) çaktırmasa da duygusal ve yufka yürekli, acıdan nefret eden ama acı büyüsü yapabilen nadir birkaç insandan biri ayrıca ağzı da bir hayli bozuk. İyi-kötü tipler vardır ya hani birazcık karanlık, gizemli yanı olan ama içinde bir ışık olan tipler… İşte Rojan’da öyle, kapakta bir ifade var: Bazı kahramanlar gölgeleri sever, gerçekten de doğru, içinde bir korkuyla yaşıyor, büyüsünden ödü patlıyor. Farkedilmemek, deyim yerindeyse çöplüğünde yuvarlanıp gitmek istiyor. Yaşadığı olaylar onu göz önüne getiriyor ve bir seçim yapmak zorunda kalıyor. Bütün hikayeyi Rojan anlatıyor bize. 
Kitap Rojan’ın evden kaçmış bir kızı ailesine teslim etmek üzere yaptığı kovalamacayla başlıyor. Sonrasında ise uzun zaman boyunca görmediği kardeşinden büyü yoluyla haber alıyor ve kardeşini hastanede buluyor. Öğreniyor ki, eşi öldürülmüş, küçük kızı ise kaçırılmış. Görünmez kan bağları devreye giriyor ve yeğenini bulmak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. İzler kendisini “Mahala” şehrinin dibinin dibi denebilecek yere sınırın da altına yani “Çukur”a götürüyor. Hiç birşeyin göründüğü gibi olmadığını, acı büyüsünün işlevini ve sonuçlarını, birebir yaşayarak anlıyor. Burda kendisine rehberlik edecek, kader birliği edeceği Paşa ve Jake ile tanışıyor. Kitap ilerledikçe açılıyor, heyecan ve aksiyon artıyor. Sonunu öğrenmek için bir an önce bitsin isterken, bir yandan da bitmesin istedim. 
Çevirisine bakarsak, orjinalini bilemiyorum ama değerlendirirken kriterim genellikle, okurken kopukluk olmaması, çelişkili ifadelerin bulunmamasıdır. Bu anlamda birkaç yer haricinde çevirisini beğendim diyebilirim. 
Kapak, konu ve içerikle birebir örtüşmüş ayrıca orijinal olması da artı bir puan.
Özetle sıkılmadan, keyifle okuyacağınız bir kitap ortaya çıkmış.
2. kitabın çıkmasını merakla bekliyorum, umarım çok da beklemeyiz.

değerlendirmem

5-Tek kelimeyle mükemmeldi


***



Acı-büyüsü, bundan çıkarılan güçle sağlanan enerji ve bunu elde etmenin bedelini canlarıyla ödeyen, çoğu kız, yüzlerce çocuk. Aşağıdakiler ve yukarıdakiler, tıpkı bugün dünyamızda yaşananlara benzer türde bir ilişki içindeler. Yukarıdakilerin rahat yaşamı için feda edilen aşağıdaki insanlar onların kanını ve canını emen yukarıdaki egemen güç aşağıdakileri, hele de bunlar çocuklarsa, inançlarıyla kandırmanın korkunçluğu, işledikleri günahların kefaretini acı çekerek ödemenin kandırılmışlığı ve ilk başta salt kendi ailevi nedenleriyle yola çıkarak, bu acıya son vermeye çalışan hergele, günlük yaşayan bir kahraman. sonunda yaşamının bir yerinde dişe dokunur bir şeyler yapmakta olduğunun farkına varan bir hovarda. ilginç olduğu kadar, tüyler ürpertici öğeleri de olan bir çağdaş masal.