günümüz romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günümüz romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2015 Çarşamba

Zeynep Şentürk - Bir Adım Sonrası Ayrılık - [YORUM]


Yayınevi: Dokuz Yayınları
Türü: Romantik,dram


YORUM

Herkese merhabalarrrr

İşler - güçler, aile derken blog biraz geri planda kaldı ister istemez. Uzun bir aradan sonra ikinci açılışı Zeynep Şentürk'ün kaleminden Bir Adım Sonrası Ayrılık ile yapıyorum. Kitabı Tüyap Fuarının ikinci haftasına yetişti ve imzamı da kaptım kendisinden :) 

Amerikalı bir aktör, kalbini çalan gamzeli bir türk kızı. Tesadüf bu ya kaderlerinin bir köşesine eş ruhlar oldukları yazılmış. O kader dedikleri dokuma tezgahı yazgılarını ince ince dokumuş. Kah güldürmüş, kah üzmüş. Değişik bir love story olmuş onlarınkisi.
Hikayenin geneline inanılmaz bir şekilde masalsı bir romantizm ve duygusallık hakim. Gamze ve Daniel bir anda birbirlerinin yörüngesine oturmuş gezegen ve uydusuydu sanki. Bir anda gelen aşk. Sanki hep bunu bekliyorlarmış gibiydiler.

Gamze bir hostes, gülünce yüzünde güller açan, gamzeleriyle Daniel’i kendine delicesine aşık eden kadın. Güçlü ve inatçı bir kişiliğe sahip. 

Daniel ise...
Alışmışız erkek milletinin haşinine,duygularının sığlığına  ya da yansıtmamasına. Bu anlamda ana karakterimizi, anlatıcımız Daniel'i biraz garipsemedim değil. Daniel bildiğimiz ya da dışardan gördüğümüz pırıltılı dünya starları gibi değil. Kibirsiz, zaman zaman kendine güvensiz. İçe dönük, duygusal ve biraz da melankolik sanırım.Bir erkeğin bu derece duygusal olmasını aklım kabullenmekte zorlanıyor ama sevgili yazarımız yapmış işte.  Böyle bir karakteri pişirip bir de bundan tadın bakalım demiş. :)

Daniel'a ve kitaba komedi unsuru katan Jamie'ydi kanımca. O da kim derseniz, Daniel’in en iyi arkadaşı. Onların  bir araya gelmesi, sürekli didişmeleri demek ve bu oldukça komikti. Bilirsiniz erkeklerde ayrı bir kanka durumu vardır. İkisi arasındaki diyaloglarda bunu gayet hissediyorsunuz. (Zeynep, lütfen Jamie’nin hikayesini de yaz :) )
Ana hikayeye dönersek kader demiştik en başından, kader işte her zaman istediğini vermiyor insana. İyisini seve seve kabullenirken, kötüsünde kapı dışarı edemiyorsun. Romanda anlatılmak istenenlerden biri de buydu sanırım. Gamze ben olsaydım yaptığı seçimi tercih edebilir miydim bilmiyorum. Bencillik miydi, fedakarlık mıydı buna karar vermek okuyucunun ruh haline göre değişir.
Kitabın adıyla, kapağındaki mutlu sonlar romanlara özgü diyor yazar ve sona dair ilk ipucunu veriyor. Dikkate almaksızın başladığım okumada özellikle sonlarına doğru duygusallık had safhaya ulaşıyor. Okurken gözlerimin dolduğunu, boğazıma sert bir yumru oturduğunu söyleyebilirim. 
Zeynep’in ilk kitabı, göze çarpan ufak tefek birkaç sıkıntısı -redakte ve yazım anlamında (bu aralar zamirlere biraz fazla takıyorum sanırım)- var ama o duygu yoğunluğunu hissettirmesine engel olmuyor. Bu anlamda kitabı beğendim. Unutmadan kapağı da çok hoştu :)

Bence bir yazar olarak kendini daha çok geliştirecek, çok daha güzel eserlerle karşımıza çıkacak potansiyele sahip. Yolun açık olsun sevgili Zeynep :)

ARKA KAPAK

Zengin de olabilirsiniz, fakir de. Güzel de olabilirsiniz çirkin de. Ama aşk tüm bunların dışındadır. Bir anda gelir, bir tesadüfle... Bazen yolda gördüğünüz bir tabela ya da kırmızı bir ışık hayatınızı değiştirir. Hayat bir önceki sizden bambaşka bir ‘siz’ yaratır. Benim hikâyem tam da bu noktada başlıyor. Kırmızı ışıkta beklerken gördüğüm bir çift gamzeyle. Gülüşünü gördüğüm anda ona âşık olmam kaçınılmazdı. Adı, boyu, yaşı... Hiçbiri aklıma gelmedi, benim için güldüğünü görmek istediğimden başka. Artık benim için gelecek, adını bile bilmediğim bir kızdan ibaretti. Onu seviyordum ama tanımıyordum. Görüyordum ama konuşamıyordum. Her bulduğumda ise yeniden kaybediyordum. Kaderin karşıma çıkardığı tüm sorunların aksine ya hayatımın aşkını kazanacaktım ya da korkularımın arkasına sığınıp yaşayabileceğim en büyük aşkı kaybedecektim. Ama biliyordum ki kendi çizdiği yolda, kendi adımlarıyla ilerlerdi aşk. Soru işaretlerinin arasından sıyrılan tek ‘nokta’ vardı ve o da onu sevdiğimi söylediğimden sonra konulandı. Onu seviyordum, nokta. Çünkü sevgi varsa onun için savaşmak kaçınılmazdı. Bu savaştaki tek kural ise geçmişteki artılar, gelecekte işe yaramazlar!

24 Mart 2015 Salı

RKBT 4. Gün || Aslıhan Akagöz "Senden Bebek İstiyorum" || Yorum ve Çekiliş



Türkçe Yayın: Postiga Yayınları
Türü: Günümüz romantik, komedi



YORUM

Merhabalar

Şu satırları yazarken ilaçlarım ve ben sıkı sıkıya kaynaşmış bir haldeyiz. Biraz öksürük şurubu, biraz grip ilacı, spreyler ve takviyeler. İşte böyle çok sıkıntılı ve hastalıklı bir haftaya denk geldi "Senden Bebek İstiyorum"okuması.  Beni biraz zorladı ama iyi ki okumuşum diyorum, yorgun psikolojime gayet iyi geldi. Keyifli bir türk işi romantik komedi. Tür için genelde yabancı yazarları tercih ederken bizde de güzel kalemlere rastlıyorum. Aslıhan'da onlardan biri oldu.  Bu gerçekten sevindirici bir durum. 
Adım adım kitaptan bahsedersem; 
Öncelikle itiraf etmeliyim kitabın adını hiç sevmemiştim... Cüretkar ve biraz arabeskvari gelmişti. Ama kitabı okumadan önce tabii... Okuduktan sonra cuk diye oturduğunu farkettim. Yerine başka birşey gelse -ki aklıma alternatif gelmedi bile- bu kadar etkili olmazdı.
Birbirlerinden hiç hazzetmeyen ve sürekli yarışan iki yakışıklı kuzen, Yiğit ve Mert. Kitabın başlarındaki odunlukları nedeniyle ikisine de biraz kızdım ama ikisi de sevimli hödükler :D :D
Yiğit biraz daha kontrolcü ve katı, Mert tersine vurdumduymaz, alaycı, oluruna bırak tarzında bir adam. İkisi de güç sahibi, varlıklı ve yakışıklılar.
  Bu zibidilerin babaanneleri olan dünya tatlısı, Hulusi Kentmen'in dişi versiyonu olan Pakize Sultan, mirasını kendisine ilk torun verene bırakacağını söylemesiyle ikisi arasında yeni bir yarış başlar. Bakalım önce hangisi baba olacaktır.? Ama herşeyden önce bebeklerinin anneleri kim olacaktır?
İşte burada Yiğit'in aklına geçmişinde kalan Feyza gelir, Mert'in karşısına da Sedef çıkar. 
Bir bebek için mecburi olarak birlikte yola çıkan iki çiftin hikayesi böylece başlar :D :D
Karakterlerin ve ilişkilerin ayrı bir tarzı var. Yiğit ve Feyza'nın ilişkisi biraz daha dingin, Feyza'nın fedakarlığı daha bir ön planda ve aksiyonlarla hareketlenmiş. Mert ve Sedef'in ilişkileri nefretle başlayıp, atışmalarla ve deli dolu aşkla devam ediyor. 
Gayet keyifli, güzel yazılmış bir hikaye ve oldukça akıcı. 600 küsür sayfa oldukça hızlı ilerliyor. Yine de birazcık daha kısa olabilirmiş gibi geldi ama yazarın tercihi diye düşünüyorum, sonlara doğru farklı zaman dilimlerinde karakterlerimiz ne durumda diye yazmak istemiş. Bonus gibi bunlar. Özellikle bebeklerin biraz daha büyümüş hallerini okumak hoştu. 
Olumsuz olarak gördüğüm pek bir şey olmadı (redakte sıkıntıları çok azdı) Romantik komedi tarzı yazılmış kitapları seviyorsanız, Senden Bebek İstiyorum'a bir şans vermenizi tavsiye ederim. 
Şahsen yazarın kalemini beğendiğim için diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. 


Arka Kapak

Senden Bebek İstiyorum Çünkü seni hiç unutmadım.

Bir adam neden baba olmak ister? Mutlu ve sıcacık bir yuvada kendinden bir parçaya hayat verip onu büyütmek için, olabilir mi? Ama Yiğit ve Mert'in baba olmayı kabul etmelerinin sebebi bu değildi. Büyükanneleri Pakize Hanım gülümseyerek, "İlk kim kucağıma bir torun verirse bütün servetim onundur," deyince Mert, sırf Yiğit'e bir konuda daha üstünlük sağlayabilmek adına kabul etmişti bu isteği. Tek niyeti Yiğit'i her konuda alt edebilmekti. Peki, Yiğit buna izin verecek miydi? Mert'in kendisini alt etmesine göz yumacak mıydı? Peki iş anne adaylarını ikna etmeye gelince neler olacak dersiniz? Aslıhan Akagöz'ün çok okunan romanlarından aldığınız tadı sürdürmeye devam edebilirsiniz. Eğlenceli ve bir an bile kesilmeyecek heyecanıyla elinizdeki kitapla yazara hayranlığınızın artacağını garanti ederiz.

"Benim size verebilecek hiçbir şeyim yok," dedi güçsüz bir sesle. "Hayır, yanılıyorsun Sedef." Adını adamın ağzından duymak garipti. Rahatsızlık vericiydi. "Sen şu sıra bana çok lazım olan o en önemli şeyi verebilirsin." "Ben anlayamıyorum. Mert Bey siz benden ne istiyorsunuz?" "Ben senden bir bebek istiyorum."
(Tanıtım Bülteninden)

ve çekilişşşş...






7 Şubat 2015 Cumartesi

RKBT 3. Gün || İlknur Birdal - Satılık || Yorum ve Çekiliş


Orjinal Adı: -
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.50
Türkçe Yayın: Postiga Yayınları
Çevirmen: -
Türü: günümüz romantik, aksiyon

Turumuzun son gününde son yorumla sizlerleyim.
RKBT olarak tanıtımlarından itibaren merak ettiğimiz bir kitabı, Satılık'ı inceleme fırsatını bulduk.
Kitabın başlangıcından biraz bahsedersem, -konusundan demiyorum çünkü konu o kadar çok şey içeriyor ki hepsinden az bahsetmek bile oldukça zaman alır-

Hüzün 17 yaşında adı gibi hüzünlü bir geçmişe sahip ve oldukça acı izler barındırıyor. Üvey babası tarafından kumar borcuna karşılık bir bara satılması hayatının dönüm noktası oluyor. 
Varlıklı bir ailenin oğlu olan Devran'ın dahil olduğu bir grup o bara gider, herkes gözüne birini kestirir. Hüzün'ün ilk gecesidir barda, o güzelliğiyle Devran'ın dikkatini çeker. İçki şişede durduğu gibi durmaz derler ki öyledir de gerçekten. Hüzün yalvarmasına rağmen sarhoş Devran'dan kendini koruyamaz. Sabah olduğunda Devran kendine gelir, olanların farkına varır ve Hüzün'ü ordan kurtarmak için plan yapar. Sonrasında birçok olay yaşanır. Neler olduğunu kitaptan okursunuz artık. O kadar çok şey var ki burada anlatmak olmaz.:)

Kendi adıma söyleyim benim için ilginç bir okuma deneyimi oldu. 
Aşk üzerine olsa da farklı bir konu, yan karakterlerin bolluğu ve ana karakterlerden aşağı kalmamaları, olsa olsa filmlerde olur denebilecek karmaşık ilişkiler ve olağanüstü aksiyon. İnanılmaz derecede baş döndürücü. Şunu söyleyebilirim ki en az 3 kitaplık malzeme tek kitapta toplanmış. Karmaşık ilişkilerin fazlalığı ve bu kadar çok olayın bir arada olması ister istemez kurgudaki inandırıcılığı etkiliyor ama çok da rahatsız etmiyor açıkçası. O kadar olaydan sonra mutlu sonla bitmesi, gelecek hikayenin ipuçlarını vermesi de güzeldi. 

Kitapla ilgili önemli bir olumsuzluk, redaksiyonu. Cidden sorunluydu.  Aslında baskıya yanlış bir nüshanın gittiğini düşünmüyor değilim.  Ancak bu durum bile kitabın akıcılığı etkilemiyor. Okurken hatalara bir yandan kızdım bir yandan da dur biraz daha okuyayım, az daha okuyayım diye mecbur kalmadıkça elimden bırakamadım. 
Yazarımızı amatörlükten profesyonelliğe giden yolda kendisini daha da geliştirmesi dileğiyle tebrik ediyorum, yeni hikayelerinde görüşmek üzere diyorum.

 ve çekiliş...




Arka Kapak

Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.
Devran ve Hüzün...

Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek miydi?

Hüzün'ün korumak istediği kalbi, Devran'ın hayatını karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı.

Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.

"Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel hediyesin."

"Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın. Seni Seviyorum Devran... Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen bu gece sadece beni sevdiğini fısılda..."

29 Ocak 2015 Perşembe

Emily Snow - Medcezir [YORUM]




Orjinal Adı: Tidal
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.99
Türkçe Yayın: Novella Yayınları
Çevirmen: Gülfem Çırak
Türü: günümüz romantik, genç yetişkin


YORUM

Klasik bir konu anlatılıyor olmasına rağmen keyifle okuduğum kitaplardan biri oldu Medcezir. Dibe batmış bir aktris olan Willow, rehabilitasyon sonrasında yeniden küllerinden varolmaya çalışmaktadır, hem insani hem de mesleki açıdan. Bu esnada karşısına kendisi gibi içten yaralı genç bir adam çıkar. Cooper, yakışıklı sörf eğitmeni.İlk andan itibaren aralarında bir çekim oluşur. Yer yer atışmalarla, yer yer de kendini kaptırmalar şeklinde kendini baş gösterir. Willow’un dibe batmasına çivi çakan bir sırrı vardır ve kendini yiyip bitirmesine sebep olmaktadır. Hayata ve insanlara güvensiz, tereddütlü bir Willow karakteriyle karşı karşıyayız. Öyle ki "aşk"ın geldiğini biliyor ama elini uzatmaya korkuyor. Ama buna rağmen kendini bırakmamaya çalışması, bir daha geriye dönmemek için çabalaması dikkate değerdi. Tuttum kızcağızı :) 
 Gelgelelim Cooper'a... Neden bu yazarlar sağlam erkek karakterler yazıyor diye isyan edesim var. O da kendince yaralı ama Willow kadar dibe vurmamış. Başından beri ben burdayım, kaya gibi sağlamım, hiç düşünmeden sırtını bana dayayabilirsin imajıyla gönlümü fethetti. Cooper gerçek olsun, benim olsun diyebilecek kadar sevdim karakterini :) 
İlk başlardaki hızlı gelişen tensel çekim başımı döndürdü ve durumu azıcık garipsedim. Nerde o naif aşklar diye iç geçirdim. Ama bir süre sonra o çekim harika bir aşka dönüştü ve tadından geçilmez oldu :) Yazarın kalemini sevdim, abartısız ve gerçekçi anlatımı ile başta da bahsettiğim klasik yada klişe bir konuyu güzelce işleyerek farklılaştırmış. Dili de anlatımı da oldukça akıcı.  Finaline ise sadece mükemmel diyorum :)
Umarım Novella'dan yazarının diğer kitaplarını da fazla beklemeden okuruz. :D

ARKA KAPAK


'Seni Seviyorum Ama Sen Olmadan Da Yaşayabilirim Sadece Sensizliği Reddediyorum'

Willow Avery, çocukluğundan beri oyunculuk yapan ve imrenilecek bir hayat süren, çok yetenekli bir Hollywood yıldızıdır. Ta ki kötü alışkanlıklar edinip her köşe başında küçük suçlar işlemeye başlayana ve dibi boylayana kadar Yatırıldığı rehabilitasyon merkezinden çıktığında Willow'un etrafında kimse kalmamış, ümitleri yıkılmıştır. Kendini yepyeni bir film projesinin içinde bulduğundaysa karşısına sarışın, yakışıklı ve seksi sörf hocası Cooper'ın çıkacağını ve tüm hayatını değiştireceğini henüz bilmiyordur. Tüm dünyanın gözü yine onun üzerine çevrilmişken ve gelecek ona yeni başlangıçlar vaat ederken Willow, kendini dalgaların akışına bırakır ama geçmişindeki sırlar derisindeki yara izi kadar yakınındadır.

"Medcezir'in erkek karakteri beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı ve yoğun duygulara sürükledi. Cooper yürek hoplatan cinsten."
-Kelli Maine-

"Bu kitapta her şeyden biraz var. Romantizm, karmaşıkkarakterler, sırlar, mizah,ilginç arkadaşlıklar, erotizm… Kitap bittiğinde insan büyük bir duygu yoğunluğu yaşıyor."
-The New York Times-

"Her karakter ve bu kitabın her sayfası inanılmaz eğlenceli, Willow ve Cooper'ın hikâyesi kesinlikle kalbinize dokunacak."
-Publishers Weekly-

24 Ocak 2015 Cumartesi

RKBT 6. Gün || Suri Rosen "Yalnızlığa Çare Bulundu" || Yorum



Orjinal Adı: Playing With Matches
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 4.21
Türkçe Yayın: Parodi Yayınları
Çevirmen: Şafak Tahmaz
Türü: Günümüz romantik


YORUM

Merhabalar

Bugün  Suri Rosen'in Yalnızlığa Çare Bulundu kitabına yaptığımız blogturun son yorumuyla sizlerleyim.
Öncelikle şunu söylemeliyim, benim için değişik bir okuma deneyimi oldu. 
Beklentim teenage karakterlerin aşkını anlatan bir kitaptı. Yani ne olabilirdi ki? 
Aşk üçgeni?? Olası! 
Kararsızlık?? Olası! 
Anlayacağınız çok da bir şey beklemiyordum. 
Ancak kitabı okumaya başladığımda ne kadar da yanıldığımı farkettim. 
Bir kere üçgen müçgen yoktu. Hatta teenage aşk bile yoktu.  Ama gayet sevimli bir hikaye ile karşılaştım. 
Raina Resnick 16 yaşındadır ve  New York'taki okulundan kovulduktan sonra Toronto'da yaşayan amcası ile teyzesinin yanına gönderilir. 
Teyzesi Raina'nın sorumsuz biri olduğunu düşünmektedir. 
En kötüsü kız kardeşi Leah nişanlısından ayrılmasından dolayı onu suçlamaktadır.  
Raina amcasının ve teyzesinin Toronto'da yaşayan  iyi bir arkadaşı ile kendi arkadaşının aralarını yapar.  Böylece her ne kadar gizliyor olsa da Raina'nın artık bir çöpçatan olduğu yayılır.  
Sonrası?? dediğinizi duyar gibiyim :D :D
Sonrasında kimi zaman kahkahalar attıran kimi zamanda hüzünlendiren olaylar silsilesi. Cidden okuyup ilk elden deneyimlemelisiniz :) 
Yazarın ilk kitabıymış. Gerçekten de ilk olmasına rağmen gayet güzel bir anlatıma sahip. Oldukça da akıcı. İçinde bulunduğu toplumun geleneklerini üzerine kurgulanmış, o nedenle aynı zamanda bilgilendirici. Goodreads'ta ağırlık olarak YA etiketlenmiş olması biraz yanlış olmuş. Sadece gençlere değil, yetişkinlere de hitap ediyor çünkü.
Kitabın son sayfasını da okuyup kapağını kapadığımda yüzümde koca bir tebessümle keşke bitmeseydi dediğim kitaplardan biri olarak kayda geçti. 
O nedenle bu tarz kitapları seviyorsanız mutlaka listenize eklemenizi tavsiye ederim.

ARKA KAPAK


"Ya kaderiniz hiç beklemediğiniz birinin ellerindeyse?"

Belki o da uzakta bir yerlerde farkında olmadan seni bekliyordur. Belki de şu an yanı başındadır ve sen onu göremiyorsundur. Ya da oradadır, biliyorsundur bir adımını beklediğini. Bir adım, sonra bir adım daha… Korkma, artık yalnız değilsin! Aşk var yanı başında! 

"Kıpır kıpır, eğlenceli ve sürükleyici bir hikâye." 
-Kirkus Reviews-

"Hayatta her an karşımıza çıkabilecek olayları konu alan bu büyüleyici hikâyede herkesin anıları canlanacak." 
-School Library Journal-
(Tanıtım Bülteninden)

28 Aralık 2014 Pazar

Cindi Madsen - Ey Aşk, Evliliğe Hazır mısın? [YORUM]


Orjinal Adı: Ready to Wed
Seri Bilgisi: -
Türkçe Yayın: Novella Yayınları, 2014
Goodreads Puanı: 3.98

YORUM

Kadınların hayatlarında dönüm noktaları vardır. Evlilik gibi mesela... "O" kişiyi bulduğumuza inandığımızda ve de evet deyip bunu resmileştirmek istediğimizde dünyalar bizim olur. Hazırlanırız. Önce konsept planlanır sonra da gelinlik, saç baş, yemek vs. heyecan tavandır bu süreçte... Ta kiii "o gün" gelir, nikah memurunun karşısında beklerken hiçbir şeyin "o anın" büyüsünü bozamayacağını düşünürsünüz. Tıpkı kitabımızın kahramanı Dakota gibi.. 
Kendisi düğün organizasyonlarının piri olarak her olumsuzluğa karşı mutlaka yedek bir planı vardır ancak muhteşem bir sahilde, kendi düğününde, nikah memurunun karşısında tek başına kalmaya karşı yoktur.!!!
Dakota Jane Halifax Vegas'ta son derece popüler olan bir düğün organizatörü, aynı zamanda bir gazetede evlilik üzerine yazılar yazdığı bir köşesi var. Son derece düzen takıntılı, hayatı renklere kodlamış biri.  Damat Grant'in son dakikada tırsıp onu nikah masasında terketmesinden sonra uğradığı hayal kırıklığı bir yana hayatı da iyice karışmış vaziyette. İnsanlara bu durumu nasıl açıklayacağını bilemiyor, kalacak yeri yok, idareten arkadaşında kalıyor, köpeğinden ayrı. Ayrıca gazetede ona takmış başka bir köşe yazarıyla da uğraşmak zorunda. Bir de müşterileri var tabi..
Tam bunlarla uğraşırken çocukluk arkadaşı Brendan tekrardan hayatına girer. Grant'te karşısına mazeretiyle çıkıp yeniden hayatına dahil olmak ister. 
Kararsızdır, Grant'i affedip hiç birşey olmamış gibi devam mı etmeli yoksa Brendan ile yeni bir Dakota olarak ileriye mi bakmalı?
Oldukça sevimli bir romantik komedi. Yazardan okuduğum ikinci kitap. İlk kitabında olduğu gibi bir asıl hikaye, bir de hikaye için de anekdot/tavsiye tarzında ufak hikayelerden oluşuyor. Hem Dakota'nın kendi hikayesini, hem de çeşit çeşit gelin profillerinin olduğunu hikayeleri okumak eğlenceliydi. Dili sade okuyucuyla sohbet tarzında yazılmış. Kapağı orjinal ve ayraçtaki minik kalpte çok şeker bir ayrıntı olmuş :D
Kitapla ilgili tek sıkıntı redaktesi, tekrardan bir son okumayla üzerinden geçilirse çok iyi olur.
Onun haricinde keyifli vakit geçirmek üzere okunabilecek, hoş bir romantik komedi. :) :)

ARKA KAPAK

Dakota Halifax, mutluluğa giden yolda insanlara rehberlik eden ünlü ve başarılı bir düğün organizatörüdür. Kendi düğün töreni de şu ana kadar yapılanların en mükemmel örneklerinden biri olacaktı.Tabii nişanlısı Grant evlenmekten son anda vazgeçmeseydi.

Genç kadın yaşadığı hayal kırıklığıyla baş etmeye çalışırken, yıllar sonra çocukluk arkadaşı Brendan'la yolları kesişir. Belki de aşk, karşısına Brendan'ı çıkararak ona yeniden göz kırpıyordur. Ancak nişanlısının tekrar ortaya çıkması kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalan Dakota yola kiminle devam etmeli dersiniz?

"Gerçek aşkın gidişatı hiçbir zaman pürüzsüz değildir."
-William Shakespeare-

"Mizahi yönü kuvvetli, eğlenceli ve son derece romantik bir hikâye."
-Romantic Times-

"Okurken kimi zaman Dakota'nın yerinde olmak istemezdim diyeceksiniz ama çoğu zaman da onun yerine geçmek isteyeceksiniz."
-Amazon-

"Evliliğe ve aşka dair samimi ve bir o kadar gerçekçi bir roman okuyacağınızdan emin olun."
-Publishers Weekly-
(Tanıtım Bülteninden)

20 Aralık 2014 Cumartesi

Jennifer Probst - Aranan Aşk Bulundu [YORUM]


Nemesis Kitap
2014


Yorum

Nemesis yayınlarının kitaplarını, özellikle romantik komedi tarzında olanlarını seviyorum. Pembe bir dünyanın içerisinde hoşça vakit geçirmemi sağlıyorlar. Bu kitaplardan biri de Kasım ayı içerisinde bizlerle buluşan Jennifer Probst - Aranan Aşk Bulundu. 
Diğer kitapları gibi hafif spiritüel motiflerle işli güzel bir romantik türde bir kitap olmuş. Modern kadın erkek ilişkileri ve tarafların kendilerini birini sevme, bağlanma sorunlarını ele alan bir hikayeyi biz okuyuculara sunmuş.
Nemesis Kitap yazarın Marriage to a Billionaire serisinden 3 kitabını yayınlamıştı. Okuyanlar bilir, bu seri de romantik türde ve bir büyü kitabında buldukları Tabiat Ana'ya adanan bir büyü yapmaları ve sonrasında aradıkları aşkı bulmaları üzerineydi. Aranan Aşk Bulundu kitabı için bu serinin yan serisi diyebiliriz. (Searching for) Şimdilik iki kitaplıkmış gibi görünüyor. (çok yeni bir seri ilk kitabı 
2013, ikinci kitabı 2014 tarihli)
Kitabımızın ana karakterleri Kate Seymour ve Slade Montgomery.
Kate mavi kantaron rengi gözlere sahip sarışın bir afet, ailesinden gelen ilginç bir özelliği var. Ruh eşlerini hissedebiliyor. Bu sayede kendi çöpçatanlık ajansını kurmuş. Tamamen bilimsel çalışıyorlar ama Kate'in yeteneğini kalite kontrol amaçlı :) kullanıyorlar. Kate insanları eşleştiriyor ama terzi kendi söküğünü dikemez misali kendisi için uygun insanı bir türlü bulamamış.
Slade ise yeşil gözlü,  kumral bir yakışıklı er kişi. Oldukça hırslı ve başarılı bir avukat.Aşka inanmıyor, birine bağlanmak gibi düşüncesi yok. Kız kardeşine karşı oldukça korumacı.
Kız kardeşi Kate'in şirketinden yardım almayı istemesi üzerine kitabımızın karakterleri zıt kutuplar olarak karşı karşıya geliyorlar. Burdan sonrasını kitaptan okursunuz :) :)
Karakterlerin asıl olan bağlanma korkularını başka şeylerin ardına sakladıklarını, onun yerine fiziksel çekime izin vermelerini ama yine de aşkın sihrine kapılmalarının önünde hiç bir şeyin duramadığını güzelce anlattığını düşünüyorum. Ayrıca diğer serinin kitaplarındaki karakterleri de unutmamış yazar.  Onların da çoluklu çocuklu hallerini bir bölüme sıkıştırmış, bakın mutlu sondan sonra neler olmuş sorusuna da ufak bir yanıt vermiş. Ayrıca hayvanseverliğini bu kitapta oldukça yoğun bir şekilde hissettirmiş. Ne demek istediğimi, Kate'in sevgili köpeği Robert'le ilgili bölümleri okuyunca anlayacaksınız. Bunların haricinde, kitap oldukça akıcı, vaktiniz varsa bir kaç saatte bitirebilirsiniz. Romantik, duygusal, komik,ateşli  bir kitap okumak isterseniz ilginizi çekebileceğini düşünüyorum.




Marriage to a Billionaire

1) İlk Öpücüğün Büyüsü
2) Aşka İkinci Şans
3) Adım Adım Mutluluk

****

Searching For

1) Aranan Aşk Bulundu


***

Arka Kapak

Kate'e ailesinden genetik bir miras kalmıştır: insanlar arasındaki duygusal elektriklenmeyi hissetmek. Kimin kimden hoşlandığını, kimin kime sinir olduğunu, hangi çiftlerin uyumlu, hangilerinin uyumsuz olduğunu anlamak için onlara dokunması yetmektedir. Bu özelliğini kendisi için bir kez bile kullanamamıştır oysa. 

Bazen bir ödül, bazen de bir lanet gibi hayatına yön veren bu özelliğini, başka insanları mutlu etmek için kullanmaya karar verir ve arkadaşlarıyla birlikte bir çöpçatanlık şirketi kurar. İnsanlar kendilerine doğru eşi bulabilsinler diye gizemli özelliğini kullanacak ve onları bir araya getirecektir. 

Bir gün ofisin kapısından içeri giren bir adam ise, bütün işleri değiştirir. Kate ilk kez, kendisi için doğru olan bir adamın titreşimlerini hissetmektedir. Aranan aşk bulunmuştur; şimdi geriye sadece, onu elde etmek kalmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)

24 Kasım 2014 Pazartesi

RKBT 4. Gün || Jamie McGuire "Tatlı Sır" || YORUM


ARKA KAPAK


Çocukluk yılları gereğinden fazla erken sona eren, özgür ruhlu Camille "Cami" Camlin, üniversitenin ilk yılından sonra kendi evine çıkmıştı ve hayatını istediği gibi yaşayabilmek için çabalıyordu.Red Door'da çalışmak ve okula gitmek dışında başka bir şeye ayıracak vakti yoktu. Ta ki erkek arkadaşını görmek için çıkacağı seyahat iptal olana kadar... Şimdi önünde, yıllardır ilk defa ne yapacağını bilmediği bomboş bir hafta sonu vardı.

Trenton Maddox, Eastern State Üniversitesi'nin kralıydı. Arkadaşları onun gibi, kadınlarsa ona sahip olmak istiyorlardı ama trajik bir kazadan sonra hayatı altüst olmuş, okulu yarım bırakmıştı.

Kazadan on sekiz ay sonra Trenton, dul babasıyla aynı evde yaşayıp yerel bir dövmecide çalışıyor, babasına faturaları ödemesinde yardımcı oluyordu.Tam hayatının normale dönmeye başladığını hissettiği günlerin birinde, Red'de yalnız başına oturan Cami'ye rastladı.

Gürültücü kardeşleriyle başa çıkmaya alışkın olan Cami, Trenton Maddox'la başlayan yeni arkadaşlığını da idare edebileceğini düşünmüştü. Ama bir Maddox erkeği, âşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; âşık olduğu kız, altüst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek kişi olsa bile...
YORUM

Jamie McGuire bizi Travis Maddox'la tanıştırdığından beri Maddox'lar bir efsane oldu.
Kimi sevdi, kimi burun kıvırdı, kimi ayıldı bayıldı vs.
Eminim yazarın kendisi de bu kadar fenomen olacaklarını tahmin edememiştir.
Önce Tatlı Bela sonra Ayaklı Bela, peşine de Belalı Düğün derken bir çok okuyucu, -ben de dahil- Maddox  Kardeşleri iyiden iyiye merak etmeye başladık.
Önceki kitaplarda adı bolca geçen Trenton'ı merak ediyordum ki, yazar Tatlı Sır'da onunla başlayınca çok sevindim.

Kitap dönem olarak Abby ve Travis'in hikayesinin anlatıldığı zamana paralel işliyor, dolayısıyla efsane ikiliyle de karşılaşıyoruz.  Tabi çok değil, unutulmaz bir kaç olay ve dışarıdan 3. bir kişinin gözlemi şeklinde.

Trenton Maddox'ların 2 numaralısı ve parasızlıktan hala babasıyla yaşıyor. Bir dövmeci de çalışıyor ve işinden anlaşıldığı üzere bol dövmesi var :D :D Bunun haricinde tabii ki Maddox genlerinden gelen ortak özelliklere sahip; harika gamze, kaslı vucut,yakışıklılık, kavgacılık... (bu konuda ihtisas sahibi sayılırlar)
"Maddoxlar belanın kokusunu alabiliyorlardı. En azından öyle görünüyordu, çünkü nerede bir kavga olsa ya başlatan ya da bitiren onlar olurlardı. Genellikle her ikisi de"

Cami 21 yaşında, ailesiyle sorunlar yaşıyor ama yine de onların sorumluluğunu üstünde taşıyor. Çoğu zaman babasının ve kardeşlerinin hor görmelerine rağmen kendinden ödün vermiyor. Özgürlüğünü seviyor. Ayrıca T.J. adında gizemli biriyle sürdürmeye uğraştığı uzun mesafeli bir aşk da var. Bir yandan çalışıp bir yandan okulunu bitirmeye çalışıyor. Bütün bunların üzerine bir de Trent'in hayatına girmesiyle her şey değişiyor.

Kitabı okumaya başlayınca ister istemez Abby ve Travis ile karşılaştırma yaptım.
İkiliyi ne kadar sevsem de Trent ve Cami'yi biraz daha aklı başında buldum. Mesela ikisi arasında gelgitler, ayrılıp barışmalar çok fazla yoktu. Bu anlamda çok yormadılar.
Trent'in biraz daha evcimen halleri, Olive'le olan bağları gerçekten çok sevimliydi.
Cami bile kayıtsız kalamadı Trent - Olive ikilisine.. :D

Her ne kadar kitap Cami tarafından anlatılıyor olsa da Trent'in kendini adamışlığı daha barizdi ve Cami nedensiz bir şekilde kendini çekiyor gibiydi.
Okudukça aklıma takılan diğer bir nokta kitaba adını da veren sır mevzusu vardı ve bir türlü ortaya çıkmıyordu.
Kafamı karıştırıp durdu, neresinde bu sır diye düşünürken, son sayfaya geldim, bir anda dumur oldum, o da ne dedim kaldım.
Anlayacağınız Jamie tam anlamıyla "bombayı patlatmış."
Sırrın "tatlı"lığı bu durumda bana göre cidden tartışılır ancak "Aşk... Bir tercih değildir" kapak yazısının hakkını kesinlikle vermiş diyorum.
Kapak olayına gelirsek; çok sevdiğim söylenemez ama içerikle bağlantısını kurmuş. Redaksiyon, çeviri olarak okuma zevkimi bölen herhangi bir durumla karşılaşmadım ya da kitabın akıcılığı nedeniyle dikkat etmemiş de olabilirim bilemiyorum ancak diğer Maddox kardeşleri merakla bekliyorum :) :)




23 Kasım 2014 Pazar

Jamie McGuire - Tatlı Bela - Ayaklı Bela [YORUM]



Kitap İklimi'ndeki yorumlarımdan biri daha doğrusu ikisi bir arada olanı. Bloguma taşımayı unutmuşum. Yeniden okumak güzeldi :D :D

Orjinal Adı: Beautiful Disaster/Walking Disaster 
Seri Bilgisi: Beautiful # 1-2
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları

Tatlı Bela’dan sonra Ayaklı Bela’da okundu ve bitti.
Kitaplığım ağırlıklı olarak fantastik ve historicallerle doludur. İlk etapta çok da ilgimi çektiği söylenemez. Ancak baktım her yerde bir Abby-Travis (Travis özellikle) muhabbeti var. Bende bir bakayım dediğimi hatırlıyorum. Üniversite ortamı, partiler, dövüşler, zıt kutuplardaki aşıklar… Klasik bir konu hatta zamanında bol bol filmlerini izledim demiştim. Ama bir şey dürttü işte aldım ve okudum.
Okudum ve sonunda iyi ki okumuşum dedim. Evet konu klasik ama anlatım o kadar güzeldi ki, asla sıkılmadım. Abby’nin gelgitlerine çoğu zaman kızsam da, Travis gibi kuduz bir iti evcilleştirmesi bir yandan hoşuma gitti. Bir yandan da Abby’nin çok masumane gösterilmesine de takılmıştım. Aslında o kadar da sütten çıkmış ak kaşık gibi değildi. Geçmişe sünger çekip hayatına devam etmek isteyen bir genç kızdı o kadar. Travis ise, onun geride bırakmak istediği herşeyi temsil ederken bir yandan da çekiyordu. Zaten kız milleti olarak nedense olmayacak adamlara kapılır gideriz. Abby’e Travis’i adam etmesinden dolayı hayran olsam da, yine de sürünen bir Travis kafamdaki profile gitmediğinden acıyordum da. Ancak yine de O’nunla ilgili tereddütlerim vardı. İşte bilirsiniz kas yığını, dövmeli, şiddete oldukça meyilli ve aşırı sahiplenici… 
Biraz zor bir aşktı onlarınkisi, ama güzeldi. Onların hikayesini okumak oldukça eğlenceliydi. 
Şimdi gelgelelim Ayaklı Bela’ya…
Bu bir devam kitap değil, ilk kitabın Travis gözüyle anlatılmasıydı. Aynen şöyleydi: “Tamam, Abby’ye aşığım, tamam Abby anlatırken, sizi biraz korkutmuş olabilirim, ama bir de benden dinleyin. Ne hallere düştüğümü, neler düşündüğümü, yaşadığımı bir de benim ağzımdan dinleyin.”
Bu kitapla Travis’e dair tüm tereddütlerim silindi. Meğer adamımız cevhermiş de onu görecek birini arıyormuş. O kadar şiddetin ve öfkenin altında bu kadar aşkı barındırması inanılmaz gelse de, bence badboy’dan ziyade oldukça duygusal bir aşk çocuğu, romantik bir serseri. 
Yaşadıklarını abartmadan, erkek diliyle karmaşıklaştırmadan anlatmış. Onun bakış açısından okumak gözümde Travis’i farklı bir yere taşıdı. 
Kesinlikle ilk kitabın tekrarı değildi. Hani bir örnek vardır ya. Kavanoza çakıl taşlarını koyarsınız, dolu dersiniz. Ancak üzerine kum eklersiniz. Aradaki boşlukları doldurur. Tatlı Bela, çakıl taşlarıydı benim için, Ayaklı Bela ise boşlukları dolduran kumlardı.

Jamie’ye böylesine klasik sayılabilecek konuyu iki karakterin bakış açısıyla işleyerek farklı ve özel bir hikaye yaratmış olduğu için, Yabancı Yayınları’na da okumamıza olanak sağladığı için teşekkürler.

Tatlı Bela 



Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat hayatını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor. 
İyi kız ve kötü çocuk... Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?

Tatlı Bela sadece bir "bestseller" değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.

***

Ayaklı Bela 



Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı...

Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et. 

Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı Belada esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan? 

Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...

15 Kasım 2014 Cumartesi

Fatma Erdek - Erken Rüya Zamanlar [YORUM]


Fatma Erdek
Ephesus Yayınları
2014

Arka Kapak
Yarım kalan aşklar, tamamlanmamış cümleler gibidir. 
Bir hıçkırığa düğümlenmiş itiraflar, bastırılmak zorunda kalınan hevesler, gönderilmemiş, hatta kaleme dahi alınmamış, yürekten yüreğe yazılan mektuplar, 
saklanmış duygular, beklenmedik bir veda, zor anlar, zor yıllar
Ayrılık
Oysa, söylenecek ve yaşanacak ne çok şey vardı daha. 
Aradan geçen yıllar, onların aşklarını güçlendirmekten başka bir işe yaramamıştı. Birbirini kıyamete kadar sevmek için yaratılmış olan 
Eser ve Nehir için de, cümle tamamlanmamıştı henüz.

***
Sağ elimle kalbimin üzerine dokundum. Sanki gerçekten de var olan bir yaraya değiyordum. Yavaşça, usulca, aşkla Ah, kalbim! Bedenimin en iflah olmaz, en söz dinlemez, en laf anlamaz yeriydi. Başkasına dilsizdi, kördü, sağırdı. Sadece Eser oturmuştu oraya ve bir dağ kadar yüksek, bir dağ kadar ağırdı. 

***

Sen hep oradaydın Nehir. Gittim sandığında bile ben seni bırakmadım. Yumdum avuçlarımı, sakladım sıcaklığını Kader bu, biliyorum. Bu, elinde değil insanın. Sevdaların her biri birbirinden farklı. İçerikleri, derinlikleri, hissetme şiddetiyle doğru orantılı. Benimki bir depremdi, bir iç sarsıntısı. Bir vurgun, bir kalp yarılması. Seni gördüğüm gün başladı. Her yaşımda, her yılımda azalır sandım, umdum ama olmadı.

YORUM
Bir Fatma Erdek romanı daha okundu. Yine dolu dolu, yine kalbe dokunan bir kitap. Erken Rüya Zamanlar... Yarım kalmış bir aşk hikayesi. Öyle vıcık vıcık, laçkalaşmış değil. Derine işlemiş,unutulamamış. Dışardan kabuk bağlanmış gibi görünse de yarası hala taze bir aşkın hikayesi.
Öyle ki zamana meydan okumuş, 15 yıl sonra hala devam ediyor. Bu sefer kahramanlarımız Eser ve Nehir. 
Eser, bu aşka düştüğünde gencecik idealist bir muhabir. Kendi yağında kavrulmaya çalışan bir delikanlı. 
Nehir, ayrıcalıklı bir hayata doğmuş 19 yaşında körpecik bir kızcağız. Babası Eser'in çalıştığı gazetenin sahibi.  
Bir tesadüfle Eser ve Nehir'in hayatı keşişiyor. Öyle bağlanıyorlar ki bir nişanla taçlandırıyorlar aşklarını. 
Nehir'e olan sevgisi ve onu rahat ettirme isteği Eser'i daha iyi olmak konusunda kamçılıyor. Nehir'in istememesine rağmen beni bekle diyerek uzaklara gidiyor. Nehir Eser'in aşkıyla dolu dolu, ancak o kadar genç ve tecrübesiz, dışarıdan müdahaleler o kadar açık ki. Kelimelerle noktayı koyuyor ve hem kendini hem de Eser'i cehennem ateşlerine sürüyor. 
Yıllar acımasız, soğuyacağına ateşlere yeni korlar ekleniyor. 15 yıl sonra yeniden karşı karşıya geliyorlar. Gerisini kitaptan okursunuz. 
Benim burada söyleyebileceğim yazarımız yine harika bir eser ortaya koymuş. Aşk gerçekse ve kaderde varsa her ne kadar zaman geçerse geçsin su gibi yolunu bulduğunu anlatan bir roman çıkmış. Karakterlerin çekincelerini, içsel dünyalarını, sevgilerini yine ilmek ilmek dokumuş kitabında. Yazarın okuduğum ikinci kitabı (ilki Melekler Zamanı'ydı, yorum için tık tık )ve yine tadından geçilmez diyebilirim. 
Zamana direnmiş, hala böyle aşk var mı diyebileceğiniz, böylesine sevmeyi, sevilmeyi dileyeceğiniz bir kitabı okumak isterseniz; mutlaka ama mutlaka Fatma Erdek'in kalemi ve ERKEN RÜYA ZAMANLAR ile tanışmanızı tavsiye ederim.



27 Ekim 2014 Pazartesi

RKBT 3. Gün || Sümeyye Akarçay "Aşka Rehin" || Yorum



ARKA KAPAK

Aşk perdenin arkasına saklanmış güçlü bir ışıktır. Perdeyi çekince gözlerin kamaşır. 
Bir yanda platonik bir âşık, diğer yanda aşkı arayan bir kız! 
Betül asla aşık olamayacağını düşünüyordu. Beklenmedik bir zamanda Tolga ile yakınlaşmaları, kalbinin ona oynadığı en büyük oyundu. Hayatının oyununu düğün günü bozarak gözlerindeki perdeyi kaldırır.
Burak, dört senedir içinde büyüttüğü aşkını usulca yüreğinde yaşamış, hiç kimsenin bilmesine izin vermemiştir. Sevdiği kişinin, hayatını değiştiren patronunun biricik kız kardeşi olması, birçok açıdan sorundur. 
Yıllardır ağabeylik yaptığı kıza böyle güzel duygular besleyebilir mi? 
Ona dokunmadan bu kadar güçlü karşılıksız sevebilir mi? 
Aşk, platonik olmaktan çıkıp sevdiğini haykırabilecek midir?

YORUM

Bloga uzun bir ara verdikten sonra yerli bir yazarla yeniden açılışı yaptım. Sümeyye Akarçay Aşka Rehin kitabıyla. Yazarın ikinci kitabı ve benim kalemiyle ilk tanışmam oldu.
Her zamanki gibi yazım tarzına alışma faslını geçersek, kaleminin başarılı ve gelişmeye müsait olduğunu düşünüyorum. 
İçeriğe girmeden konusundan az buçuk bahsedersem; platonik bir aşk yaşayan Burak'la, deli dolu ancak aşka inanmak istemeyen Betül'ün yer yer polisiye aksiyonlar ve dramlar içeren romantik aşk hikayesini anlatıyor demek yeterli olur sanırım.
Kitabı sevdim mi? Evet sevdim. Ama çoğunluk kısmını keyifle okumuş olsam da; saç baş yolmak istediğim kısımlar da olmadı değil. :)
Özellikle Betül Hanım'ın yaptıklarını okurken!!! 
Yazarı burada tebrik ediyorum. Betül'ü öyle bir yazmış ki, kızı ete kemiğe büründürmüş. Hani o kadar gerçek kılmış ki, yanı başımda olsaydı bir kaşık suda boğardım sanırım. (bir karakter hem bu kadar ifrit, gıcık, sinir bozucu hem de masum ve az da olsa sevimli nasıl olmuş şaştım kaldım.)
Burak ise bunlara rağmen Melake diyebileceğimiz adamlardandı. (Buradan yazara notum: yazmayın lütfen, böyle adamları yazmayın... Gerçek hayata döndüğümüzde acısı fena oluyor.) Ama kader midir bilmiyorum nedense bu melakeler cadalozlar tarafından kapılıyor. 
Neyse devam edelim efendim!!! Kitabın ana karakterleri Burak ve Betül olsa da hikayenin yan karakterleri de oldukça iyiydi. İlk kitaptan gelen karakterlerin hikayesi bu kitapta da devam etmiş. Baran, Esma, onların ikizleri ve yeni bebekleri, Esma'nın abisi Tolga (kendisini yeni nesil Nuri Alço olarak görüyorum) Onları okumak da güzeldi. Şahsen kalabalık aile hikayelerini severim, bu anlamda doyurucu oldu. 
Takıldığım noktalara gelirsek; peş peşe çok fazla olay vardı ve takip etmesi biraz yorucu oldu. Ayrıca diyalogların biraz daha konuşma dilinde yazılmasını tercih ederdim. Bazı yerlerde mekaniklik hissettim. Onun haricinde gayet keyif aldığım okuma oldu. 
İnşallah kitaplarının devamı gelir ve bizler de okuma imkanına kavuşuruz.






25 Haziran 2014 Çarşamba

RKBT 26.TUR || 1. Gün || Barbara Freethy - Bir Dilek Kadar Yakın || YORUM ve ÇEKİLİŞ



Orjinal Adı:  Just a Wish Away
Seri Bilgisi: Wish#2
Goodreads Puanı: 3.90
Türkçe Yayın: Novella
Çevirmen: Laden İldeniz
Türü: Günümüz Romantik


Yorumum

Bu turumuzun misafiri Novella Yayınlarından Barbara Freethy - Bir Dilek Kadar Yakın oldu. Yazarın Wish serisinin birbirinden bağımsız olan ikinci kitabı. İlk kitap yorumum için buraya tık tık
Kitapta birbirinin çocukluk aşkları olan Alexa ve Braden’in romantik hikayesi anlatılıyor. 12 yaşındaki halleriyle kitaba giriş yapılıyor. İlk aşklarını belli belirsiz yaşayan Alexa ve Braden ilk öpücükleriyle birlikte Alexa’nın aile sorunları yüzünden birbirinden ayrılmak zorunda kalıyorlar ve kitap 15 yıl sonrasında Alexa’nın halasının uğradığı saldırı nedeniyle sahil kasabasına geri dönüşüyle başlıyor. Romantik demiştim ama salt romantizm değil aynı zamanda geçmişte yaşanan gizemli bir ölümde mevcut. O yüzden biraz romantizm biraz polisiye de iç içe.
Alexa hayalperest, aşık, hayatın bir sihri olduğuna inanırken ailesinin dağılmasıyla aşka inancı kalmayan, aşktan korkan bir kadına dönüşmüştür. Üstelik çocukluk hayali olan iş yerine kendini sağlama aldığına inandığı bir iş yapmaktadır. Halasının uğradığı saldırı nedeniyle geri döndüğünde Braden’de dahil unutamadığı bir çok şey olduğunu fark eder.
Braden  ise Alexa’nın tersine ayaklarını yere sağlam basmayı seven, biraz kendi içine dönük yapısı var. Alexa’nın da gitmesiyle iyice içine kapanıyor. Üstüne üstlük babasının izinden giderek asker olmayı tercih ediyor, erken yaşta mutsuz bir evlilik yapıyor ve bitirmek üzere.
Alexa’a döndüğünde yine gideceği korkusuyla kendini geri çekmeye çalıştıkça ona daha da çekiliyor. 15 yıl da geçse aralarında bitmeyen şeyler olduğunun ikisi de farkında.
Bir yandan birbirlerine olan duygularını tartarken bir yandan da yapılan saldırı ve geçmişteki gizemli ölümü çözmeye çalışıyorlar.
Gayet hoşuma giden bir okuma oldu benim için, iki karakteri de sevdim.İlk kitap yorumumda yazar hakkında " Bazı yazarlar kısa ve basit cümlelerle bir dolu şey anlatır. Bence Barbara Freethy'de onlardan biri. Aşkı cıvıklaştırmadan, sevgi, bağlılık ve mutluluğu abartmadan, ne eksik ne fazla tam kararında anlatmış. " diye yazmıştım. Yazar çizgisini korumuş, ortaya yine tebessümle okunacak bir hikaye çıkarmış. İlk kitabı gibi abartısız, yalın ve akıcı bir anlatıma sahip. Başlayınca sonuna kadar gidiyor. Sıkılmadan keyifle okudum. 
Unutmadan kapağı da kesinlikle çok hoş :D :D :D

Değerlendirmem;

4- Ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım



Çekiliş için burdan lütfen :) 
Sayfa çekilişimize de katılıp şansınızı arttırabilirsiniz.
(Çekiliş sonuçları RKBT facebook sayfamızda açıklanacaktır)







****

Ailevi problemlerinden kaçmak için hayal gücüne ve yaratıcılığına sığınan Alexa, tatil için her yaz halasının yaşadığı Sand Harbor kasabasına gider. Kasabada yaşayan ve en yakın arkadaşı olan Bradenla yaz tatilinde bütün zamanlarını birlikte geçirir, hatta ilk aşkı birbirlerinde tadarlar.

Ancak hayat onlar için pek de tozpembe gitmez; bu iki âşığın arasına zaman ve uzun yollar girer. Alexa, on beş yıl sonra halasının sert bir saldırıya uğraması sonucu kasabaya döndüğünde artık bambaşka bir kadındır. Bradenı da içine kapanık, mutsuzbir adam olarak bulur. İki eski dost ve âşığın hayata yeniden tutunmaları için, küçükken sahilde buldukları cam şişeye fısıldadıkları dileklerin yardımına ihtiyaçları var gibidir.

"Barbara Freethyyi diğer yazarlardan ayıran büyüleyici üslubu, her sayfanın ardından daha fazlasını okuma isteği uyandırıyor."
-Barnes&Noble-

"İlk aşkın unutulmaz büyüleyiciliğine dokunan bu kitap, okurun keşkelerine ayna tutuyor."
-Book&Kisses-

"Bir Dilek Kadar Yakın, elinizden bırakmadan okuyacağınız şahane bir tatil kitabı."
-Booktrib-

"Ana karakterlerin hikâyesi oldukça dokunaklı, içinde barındırdığı gizem ise okurun dikkatini baştan sona canlı tutuyor."
-Amazon-
(Tanıtım Bülteninden)