3.5 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3.5 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2016 Salı

Sophie Hannah - Yanlış Anne [YORUM]



Orjinal Adı: Wrong Mother
Seri Bilgisi: Spilling CID #3
Goodreads Puanı: 3.47
Türkçe Yayın: Pegasus
Çevirmen: Işıl Artış
Türü: Psikolojik Gerilim

YORUM

Merhabalar
Bu aralar okumakta gayet hız kazanmama rağmen yazarken sanki biraz tembelleştim gibi, Goodreads'ta okuyorum diye işaretlediğim 4 kitabın 3'ünü Şubatta bitirmiş olmama rağmen ben daha yeni yazmaya başlıyorum. Bu konuda biraz disipline ihtiyacım var sanırım :) :)
Aman ne yapayım diyorum bir taraftan da, hem iş, hem ev, çocuk ,eş derken iyidir bu kadarı da iyidir demeden geçemiyorum.
Şubatta Ölümcül Oyuncaklar Serisini bitirdikten sonra farklı bir tür okumak istedim, şansıma kitaplıktan elime Pegasus Yayınları'ndan çıkan Yanlış Anne kitabı geldi. Psikolojik gizem, ya da gerilim olarak sınıflandırabiliriz.

Kitabın ilk sayfalarında Sally ile tanışıyoruz, annelik yükünü zar zor taşıyan Sally'nin birbirine yakın yaşta küçük, afacan ve zorlu 2 çocuğu vardır. Bir gün şeytana uyar ve iş gezisi altında kendini dinlemek için tatile gider, burada tanıştığı biriyle beraber olur. Üzerinden yıl geçer bir gün televizyonda bir intihar ve cinayet haberini izler. Haberdeki kadın beraber olduğu adamın eşidir ve 6 yaşındaki kızını ve kendisini öldürmüştür. Ama bir sorun vardır, beraber olduğu adam, televizyonda gösterilen  "Mark Bretherick " değildir. Üstelik tam da bu aralar birisi tarafından izlendiğini ve öldürülmek istediğini düşünmektedir. Yine de olayı araştırmaktan geri duramaz.

Yanlış Anne Spilling CID adlı serinin 3. kitabı. Serinin ikinci kitabı ise Küçük Surat olarak Doğan Kitap tarafından yayınlanmış. İlk kitabın çevrildiğini göremedim. 
Kitabın geneline çocuk sahibi olmaktan oldukça mutsuz kadın karakterler hakim. 
Açıkçası bir anne olarak canımı sıkan bir durum oldu. 
Sırf bu sebepten yanlış kitabı seçmişim diye düşünmedim değil. Evet çocuk cidden zor ama kitaptaki anneler bence ciddi anlamda psikolojik vakalar. Yok daha neler dedim ama okumadan da duramadım. Çünkü yazarın anlatımı iyi, sürekli bir gizem havası, öğrenme, sonuca ulaşma isteğimi körükledi. Bu nedenle kitabı bırakasım gelmedi.
Kitabın farklı anlatıcıları var ve 3 koldan ilerliyor. Ana karakter Sally, olayı çözmeye çalışan polis grubu, bir de günlüğüyle Geraldine.  
 Tabii onlarında ilişkili olduğu durumlar, kişiler vs. de vardı. Muhtemelen karakterlere biraz daha gerçeklik katmak amacıyla yer aldılar ama çok gerekli miydi, bence hayır. O nedenle bazı yerlerde sıkılıp hızlıca göz gezdirip geçtiğim de oldu. 

Yazar olayları öyle bir kurmuş ki neyi nereye bağlayacağını ya da sonunda kimin suçlu olduğunu tahmin edemedim.  Kitabın finalinde kartlarını ortaya serdiğinde ise benim için ciddi bir şok oldu. Çünkü böyle bir manyaklığı beklemiyordum desem yeridir. Sadece geldiği nokta ve psikolojik vaka anneler rahatsız etti beni. Bu durumu es geçersem ve Dedektif Simon'un kurduğu bağlantıları ben pek kuramasam da yine de kurgusu ve anlatımıyla fena değildi  diyerekten yazımı sonlandırıyorum.

ARKA KAPAK

“Müthiş bir psikolojik gizem… Elinizden bırakamayacaksınız.”
Publisher’s Weekly

Sally, bir akşam kocasıyla birlikte haberleri izlerken hiç beklemediği bir ismi duyar: Mark Bretherick. Mark, Sally'nin hiç tanımaması gereken bir adamdır. Bir yıl önce son anda iptal edilen bir iş gezisinin yerine rahatlamak, dinlenmek ve yorucu aile hayatından biraz uzaklaşmak için gizli bir tatile çıkmıştı. Tatilde Mark'la karşılaşmış, kısa süreli bir ilişki yaşadıktan sonra ikili bir daha görüşmemeye karar vermişti. Adam hakkındaki tüm detaylar aynıdır: işi, yaşadığı yer, eşi Geraldine ve kızı Lucy. Ancak haberlerdeki adamın fotoğrafı Sally'nin tanıdığı adam değildir ve karısı ile kızı öldürülmüştür.

“Hannah, okuyucuyu son sayfaya kadar tahminler yürütmek zorunda bırakan tüyler ürpertici senaryolar ve yanıltıcı karakterler yaratma konusunda uzman. Gerilim bir an için bile azalmıyor.”
Grazia

“Kitabı okurken ileride ne olacağını merak etmekten, sayfaları çevirip daha fazla okumaktan kendimi alamadım.”
www.vulpeslibris.com

“Hannah bu bağımlılık yaratıcı, dâhiyane gerilim kitabında heyecanınızın bir dakika bile azalmasına izin vermiyor.”
Marie Claire

“Bu harika yazarı yeni keşfettim. Kitabı sizi daha ilk satırdan içine çekiyor ve en kötüsünün olmasından korkmanıza 
rağmen okumaya devam ediyorsunuz. Öyle güzel ki elinizden bırakamayacaksınız.”
Katie Fforde

Dâhice ve tüyler ürpertici.”
Red Magazine


7 Şubat 2015 Cumartesi

RKBT 3. Gün || İlknur Birdal - Satılık || Yorum ve Çekiliş


Orjinal Adı: -
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.50
Türkçe Yayın: Postiga Yayınları
Çevirmen: -
Türü: günümüz romantik, aksiyon

Turumuzun son gününde son yorumla sizlerleyim.
RKBT olarak tanıtımlarından itibaren merak ettiğimiz bir kitabı, Satılık'ı inceleme fırsatını bulduk.
Kitabın başlangıcından biraz bahsedersem, -konusundan demiyorum çünkü konu o kadar çok şey içeriyor ki hepsinden az bahsetmek bile oldukça zaman alır-

Hüzün 17 yaşında adı gibi hüzünlü bir geçmişe sahip ve oldukça acı izler barındırıyor. Üvey babası tarafından kumar borcuna karşılık bir bara satılması hayatının dönüm noktası oluyor. 
Varlıklı bir ailenin oğlu olan Devran'ın dahil olduğu bir grup o bara gider, herkes gözüne birini kestirir. Hüzün'ün ilk gecesidir barda, o güzelliğiyle Devran'ın dikkatini çeker. İçki şişede durduğu gibi durmaz derler ki öyledir de gerçekten. Hüzün yalvarmasına rağmen sarhoş Devran'dan kendini koruyamaz. Sabah olduğunda Devran kendine gelir, olanların farkına varır ve Hüzün'ü ordan kurtarmak için plan yapar. Sonrasında birçok olay yaşanır. Neler olduğunu kitaptan okursunuz artık. O kadar çok şey var ki burada anlatmak olmaz.:)

Kendi adıma söyleyim benim için ilginç bir okuma deneyimi oldu. 
Aşk üzerine olsa da farklı bir konu, yan karakterlerin bolluğu ve ana karakterlerden aşağı kalmamaları, olsa olsa filmlerde olur denebilecek karmaşık ilişkiler ve olağanüstü aksiyon. İnanılmaz derecede baş döndürücü. Şunu söyleyebilirim ki en az 3 kitaplık malzeme tek kitapta toplanmış. Karmaşık ilişkilerin fazlalığı ve bu kadar çok olayın bir arada olması ister istemez kurgudaki inandırıcılığı etkiliyor ama çok da rahatsız etmiyor açıkçası. O kadar olaydan sonra mutlu sonla bitmesi, gelecek hikayenin ipuçlarını vermesi de güzeldi. 

Kitapla ilgili önemli bir olumsuzluk, redaksiyonu. Cidden sorunluydu.  Aslında baskıya yanlış bir nüshanın gittiğini düşünmüyor değilim.  Ancak bu durum bile kitabın akıcılığı etkilemiyor. Okurken hatalara bir yandan kızdım bir yandan da dur biraz daha okuyayım, az daha okuyayım diye mecbur kalmadıkça elimden bırakamadım. 
Yazarımızı amatörlükten profesyonelliğe giden yolda kendisini daha da geliştirmesi dileğiyle tebrik ediyorum, yeni hikayelerinde görüşmek üzere diyorum.

 ve çekiliş...




Arka Kapak

Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.
Devran ve Hüzün...

Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek miydi?

Hüzün'ün korumak istediği kalbi, Devran'ın hayatını karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı.

Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.

"Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel hediyesin."

"Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın. Seni Seviyorum Devran... Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen bu gece sadece beni sevdiğini fısılda..."

9 Ocak 2015 Cuma

Becca Fitzpatrick - Siyah Buz[YORUM]


Orjinal Adı: Black Ice
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 3.82
Türkçe Yayın: Pegasus Yayınları
Çevirmen: Sevinç Seyla Tezcan
Türü: Genç yetişkin, gerilim, aşk.

YORUM

2015 kitap okuma sezonuma hızlı bir başlangıç yaptım. Blogun bugünkü misafiri Becca Fitzpatrick'ten Siyah Buz.
Oldukça tutulan bir fantastik seriden sonra Siyah Buz ile farklı türü denemiş yazar. Genç yetişkin tarzda gerilim yazmış. Liseli iki kız arkadaşın zorlu bir dağ yürüyüşüne çıkmak üzere yola koyulduklarında zorlu hava şartlarında sığındıkları iki kişi tarafından rehin alınmalarını anlatıyor. 
Ufak bir özet geçersem;
Britt ve en yakın arkadaşı Korbie tatillerini Teton Dağlarında zirve yürüyüşü yaparak geçirmeye karar verirler.  Korbie'nin ailesi kızlara Calvin'in göz kulak olmasını istemiştir.  Britt'in asıl amacı Korbie'nin ağabeyi olan eski sevgilisi Calvin'e kendini kanıtlayabilmek ve yapabilirse onu geri alabilmektir. Alışverişte karşılaşırlar Britt onu kıskandırmak için orda bulunan bir genci sevgilim diye gösterir ve gizemli genç onu hiç bozmaz, oyununa katılır. 
Kızlar Idlewilde'da buluşmak üzere Calvin'le sözleşirler. 
Yolda aşırı kar yağışı nedeniyle yollarını kaybederler ve bir kulübeye sığınırlar. Burda iki genç adamla karşılaşırlar ve biri markette karşılaştığı ona yardım eden kişidir. Ancak önceki karşılaşmalarındakine tamamen ters davranır. Her ikisi de garip davranışlar sergiler ve sonunda kızları rehin alırlar. 
Buraya kadar herşey başlangıç, asıl hikaye burdan sonra sonra biçimleniyor. Çözülmemiş cinayetler, gizemli kişiler, hayatta kalma savaşları ve aşk...

Gerilim, polisiye tarzda yazılmış kitapları okumaya başladığımda hemen tahmin yürütmeye başlarım, bir gizem varsa da bulmaya çalışırım. Kitaba çok iyi diyebilmem için en büyük kriter, ters köşe yapmasıdır. Siyah Buz'da ters köşe olmadım. Konu bilindik ve gidişat oldukça tahmin edilebilir. Bunun haricinde olay örgüsü iyi, anlatımı sade ve sürükleyici hatta film tadında. Sonu ise hoş. Artı ve eksileri düşündüğümde orta kararın biraz üzerinde bir kitap diyebilirim.

ARKA KAPAK

Âşık olmak hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı… Beni ona bakarken yakalayınca hemen gözlerimi kaçırdım. Bakarken yakaladığına inanamıyordum. Ona karşı hissedebileceğim çekim fikrinden nefret ettim.Beni rehin almıştı. Beni isteğim dışında alıkoymuştu. Son iyilikleri bunu değiştiremezdi. Kendime onun gerçekte kim olduğunu hatırlatmalıydım.Ama gerçekte kimdi?




5 Ocak 2015 Pazartesi

Wendy Higgins - Tatlı Şeytan [YORUM]



Orjinal Adı: Sweet Evil
Seri Bilgisi: Sweet Evil#1
Goodreads Puanı: 4.17
Türkçe Yayın: Go Kitap
Çevirmen: Demet Orhan
Türü: Genç yetişkin, fantastik, paranormal

YORUM

Tatlı Şeytan bitti ve sıcağı sıcağına yazayım istedim. Tanıtımlarını ilk gördüğümden beri (tüyapta kocaman bir afiş olarak görmüştüm) merak ettiğim bir kitaptı. Melekler, şeytanlar ve olmazsa olmaz nefillerin dahil olduğunu kitaplardan biri daha dilimize Go Kitap tarafından kazandırılmış oldu.

Kitabın ana karakterleri Anna Whitt ve Kaidan Rowe.
Anna Whitt, dışardan bakıldığında 16 yaşında, içe dönük, kendi halinde bir lise öğrencisidir ve onu evlat edinen oldukça korumacı ama bir o kadar seven üvey annesi Patti ile yaşamaktadır. Dışardan görünmeyen ise Anna'nın değişik yeteneklere sahip olmasıdır.  Anna renkler ile insanların ruhsal durumlarını hissetmektedir. Yüksek bir işitme, görme ve koku yeteneği vardır. 
Kaidan Rowe bir müzik grubunda çalmakta ve inanılmaz yakışıklıdır. Anna'nın renklerini göremediği tek kişidir ve ani bir şekilde ona çekilmiştir. Anna'nın bilmediği ama sonradan öğreneceği şey, Kaidan'in iblis soyundan geldiğini ve bir nefil olduğudur. 
Nefillerin her bir günahı temsil eden şeytan babaları mevcut, bunlar dük olarak adlandırılıyor ve nefil çocuklar babaların günahına meyilliler ve onlar için çalışmak zorundalar. Örneğin Kaidan Şehvet Dükünün oğludur ve onun çalışması kızları baştan çıkarmaktır.
Anna'da bir nefildir ancak diğerlerinden farklıdır. Zıtlıkların meyvesi, bir melek ve şeytanın çocuğu. Bu nedenle içindeki kötülüğü doğasının diğer yanı dengelemektedir.

Ağırlıklı olarak nefil aşkı ya da imkansız aşkını okudum. Kitabın yarısında Anna'nın ne olduğunu öğrenmesi, Kaidan'la olan yaptığı yolculuk ve aralarındaki itme-çekme tarzında ilişki anlatılıyordu. Aha işte, klasik ergen paranormal aşkı diye söylenmeye başlamışken, kalan yarısında tempo yükseldi ve aksiyon giderek arttı. Tam kıvamını buldu derken finalinde malesef bir çok soruyla başbaşa kaldım. 

Kitabın akıcılıktan yana pek sorunu yok. Anlatım tarzı da iyi. İngilizcem yok ama okurken garip gelen cümlelerle karşılaşmadım, demek ki çeviri de iyi :D :D
 Redakte neredeyse sorunsuz (hiç hata yok değil çünkü) denebilecek kadar iyiydi.
Kapak güzeldi ama yinede önerim, özellikle Anna'nın kıyafeti parlak kırmızı basılsaymış. Dikkat çekici olurdu diye düşünüyorum.
 Kitap üçleme olarak geçiyor. Bu anlamda Tatlı Şeytan konuya giriş gibi. O nedenle devam kitabını da okumak istiyorum. Asıl değerlendirmem o zaman belli olacak sanırım.Şimdilik düşüncem ortalamanın üstünde olduğu.  Melekler ve şeytanlarla ilgili bir tık daha farklı birşeyler okumak isterseniz tercih edebilirsiniz.


28 Aralık 2014 Pazar

Cindi Madsen - Ey Aşk, Evliliğe Hazır mısın? [YORUM]


Orjinal Adı: Ready to Wed
Seri Bilgisi: -
Türkçe Yayın: Novella Yayınları, 2014
Goodreads Puanı: 3.98

YORUM

Kadınların hayatlarında dönüm noktaları vardır. Evlilik gibi mesela... "O" kişiyi bulduğumuza inandığımızda ve de evet deyip bunu resmileştirmek istediğimizde dünyalar bizim olur. Hazırlanırız. Önce konsept planlanır sonra da gelinlik, saç baş, yemek vs. heyecan tavandır bu süreçte... Ta kiii "o gün" gelir, nikah memurunun karşısında beklerken hiçbir şeyin "o anın" büyüsünü bozamayacağını düşünürsünüz. Tıpkı kitabımızın kahramanı Dakota gibi.. 
Kendisi düğün organizasyonlarının piri olarak her olumsuzluğa karşı mutlaka yedek bir planı vardır ancak muhteşem bir sahilde, kendi düğününde, nikah memurunun karşısında tek başına kalmaya karşı yoktur.!!!
Dakota Jane Halifax Vegas'ta son derece popüler olan bir düğün organizatörü, aynı zamanda bir gazetede evlilik üzerine yazılar yazdığı bir köşesi var. Son derece düzen takıntılı, hayatı renklere kodlamış biri.  Damat Grant'in son dakikada tırsıp onu nikah masasında terketmesinden sonra uğradığı hayal kırıklığı bir yana hayatı da iyice karışmış vaziyette. İnsanlara bu durumu nasıl açıklayacağını bilemiyor, kalacak yeri yok, idareten arkadaşında kalıyor, köpeğinden ayrı. Ayrıca gazetede ona takmış başka bir köşe yazarıyla da uğraşmak zorunda. Bir de müşterileri var tabi..
Tam bunlarla uğraşırken çocukluk arkadaşı Brendan tekrardan hayatına girer. Grant'te karşısına mazeretiyle çıkıp yeniden hayatına dahil olmak ister. 
Kararsızdır, Grant'i affedip hiç birşey olmamış gibi devam mı etmeli yoksa Brendan ile yeni bir Dakota olarak ileriye mi bakmalı?
Oldukça sevimli bir romantik komedi. Yazardan okuduğum ikinci kitap. İlk kitabında olduğu gibi bir asıl hikaye, bir de hikaye için de anekdot/tavsiye tarzında ufak hikayelerden oluşuyor. Hem Dakota'nın kendi hikayesini, hem de çeşit çeşit gelin profillerinin olduğunu hikayeleri okumak eğlenceliydi. Dili sade okuyucuyla sohbet tarzında yazılmış. Kapağı orjinal ve ayraçtaki minik kalpte çok şeker bir ayrıntı olmuş :D
Kitapla ilgili tek sıkıntı redaktesi, tekrardan bir son okumayla üzerinden geçilirse çok iyi olur.
Onun haricinde keyifli vakit geçirmek üzere okunabilecek, hoş bir romantik komedi. :) :)

ARKA KAPAK

Dakota Halifax, mutluluğa giden yolda insanlara rehberlik eden ünlü ve başarılı bir düğün organizatörüdür. Kendi düğün töreni de şu ana kadar yapılanların en mükemmel örneklerinden biri olacaktı.Tabii nişanlısı Grant evlenmekten son anda vazgeçmeseydi.

Genç kadın yaşadığı hayal kırıklığıyla baş etmeye çalışırken, yıllar sonra çocukluk arkadaşı Brendan'la yolları kesişir. Belki de aşk, karşısına Brendan'ı çıkararak ona yeniden göz kırpıyordur. Ancak nişanlısının tekrar ortaya çıkması kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalan Dakota yola kiminle devam etmeli dersiniz?

"Gerçek aşkın gidişatı hiçbir zaman pürüzsüz değildir."
-William Shakespeare-

"Mizahi yönü kuvvetli, eğlenceli ve son derece romantik bir hikâye."
-Romantic Times-

"Okurken kimi zaman Dakota'nın yerinde olmak istemezdim diyeceksiniz ama çoğu zaman da onun yerine geçmek isteyeceksiniz."
-Amazon-

"Evliliğe ve aşka dair samimi ve bir o kadar gerçekçi bir roman okuyacağınızdan emin olun."
-Publishers Weekly-
(Tanıtım Bülteninden)

13 Aralık 2014 Cumartesi

Ayla Koca - Kayıp Ruh Yitik Beden [YORUM]


Arka Kapak

Alara özel olduğunu biliyordu bu aynı zamanda onun lanetiydi. İnsanları mutlu ederken kendini mutsuzluğa ve yalnızlığa mahkum eden yeteneğini zaman zaman sorgularken, karşısına hiç beklemediği anda çıkan ve ilk görüştü aşık olduğu hasanın varlığıyla yol ayrımına girer.

Tam seçim yapacağı sırada verilen görev le beraber kendini geçmiş ve geleceği arasında kapana kısılı bulur.

Alara şimdi aşk, ailesi ve de görevi arasında seçim yapmak zorundadır. Peşinde mafya, katiller ve geçmişi vardır. Mutluluğu nasıl yakalayacağını okurken kendinizi bambaşka bir alemde heyecanlı bir macera avına tanık olarak bulacaksınız.

Roman boyunca av mı? Avcı mı? Olduğunuzu sorgulayacaksınız.

YORUM

İlk defa türk işi, paranormal diyebileceğimiz bir kitap okudum. Hangisi mi? Kayıp Ruh Yitik Beden tabii ki...
Kapak görselini tanıtımlarının döndüğü zamanlardan beğenmiştim. Konusuna gelince açıkçası biraz daha temkinliydim. Türü sadece yabancılardan okumuş olmam ve de yazarın ilk denemesi olduğundan çok beklentim de yoktu.
Bir çok yeni türk yazar bu aralar eserleriyle karşımıza çıkıyor ve çoğunluk aşk üzerine.
Farklı bir türde yazılmış bir kitap olarak daha bir dikkatimi çekti. 
Türk işi nasıl olabilir ki düşüncesiyle başladım kitaba ve kesinlikle önyargılı olmamak gerektiğini bir kez daha hatırlamış oldum.
Kısaca bahsedersek; kitabın karakteri olan Alara özel bir yeteneğe sahiptir.
 Ruhu bedeninden ayrılıp zaman ve mekandan bağımsız gezebilmektedir. Zamanla kendine bir misyon yükler ve insanlara yeteneğiyle yardım etmeye başlar. Özellikle son görevinin kendisi ve geçmişiyle bağlantılı olduğunu ve aynı zamanda aşkla tanışacağını bilmeden olayların içine atlar.
Kitaba başladığım gibi bitti diyebilirim, oldukça akıcıydı. Kurgusu ve olay örgüsü yazarın ilk eseri olmasına rağmen oldukça iyiydi. Kitabın temposu hep yüksek kaldı. Her ne kadar türk işi motiflerde az biraz garipsemiş olsamda (bu da yukarda belirttiğim sadece yabancılardan okumuş olmamdan kaynaklanıyor) gerçekten de hoşuma gitti.
 Kitapla ilgili tek eleştirim olacak. Yazım hataları, imla işareti sorunları okumayı çok etkilemiyor ama yine de rahatsız edici oldu. Umarım sonraki basımlarda bir kez daha gözden geçirilir.
Ayla Hanım'a yazarlık hayatında başarılar diliyorum, inşallah başka eserlerini de okuruz.


27 Ekim 2014 Pazartesi

RKBT 3. Gün || Sümeyye Akarçay "Aşka Rehin" || Yorum



ARKA KAPAK

Aşk perdenin arkasına saklanmış güçlü bir ışıktır. Perdeyi çekince gözlerin kamaşır. 
Bir yanda platonik bir âşık, diğer yanda aşkı arayan bir kız! 
Betül asla aşık olamayacağını düşünüyordu. Beklenmedik bir zamanda Tolga ile yakınlaşmaları, kalbinin ona oynadığı en büyük oyundu. Hayatının oyununu düğün günü bozarak gözlerindeki perdeyi kaldırır.
Burak, dört senedir içinde büyüttüğü aşkını usulca yüreğinde yaşamış, hiç kimsenin bilmesine izin vermemiştir. Sevdiği kişinin, hayatını değiştiren patronunun biricik kız kardeşi olması, birçok açıdan sorundur. 
Yıllardır ağabeylik yaptığı kıza böyle güzel duygular besleyebilir mi? 
Ona dokunmadan bu kadar güçlü karşılıksız sevebilir mi? 
Aşk, platonik olmaktan çıkıp sevdiğini haykırabilecek midir?

YORUM

Bloga uzun bir ara verdikten sonra yerli bir yazarla yeniden açılışı yaptım. Sümeyye Akarçay Aşka Rehin kitabıyla. Yazarın ikinci kitabı ve benim kalemiyle ilk tanışmam oldu.
Her zamanki gibi yazım tarzına alışma faslını geçersek, kaleminin başarılı ve gelişmeye müsait olduğunu düşünüyorum. 
İçeriğe girmeden konusundan az buçuk bahsedersem; platonik bir aşk yaşayan Burak'la, deli dolu ancak aşka inanmak istemeyen Betül'ün yer yer polisiye aksiyonlar ve dramlar içeren romantik aşk hikayesini anlatıyor demek yeterli olur sanırım.
Kitabı sevdim mi? Evet sevdim. Ama çoğunluk kısmını keyifle okumuş olsam da; saç baş yolmak istediğim kısımlar da olmadı değil. :)
Özellikle Betül Hanım'ın yaptıklarını okurken!!! 
Yazarı burada tebrik ediyorum. Betül'ü öyle bir yazmış ki, kızı ete kemiğe büründürmüş. Hani o kadar gerçek kılmış ki, yanı başımda olsaydı bir kaşık suda boğardım sanırım. (bir karakter hem bu kadar ifrit, gıcık, sinir bozucu hem de masum ve az da olsa sevimli nasıl olmuş şaştım kaldım.)
Burak ise bunlara rağmen Melake diyebileceğimiz adamlardandı. (Buradan yazara notum: yazmayın lütfen, böyle adamları yazmayın... Gerçek hayata döndüğümüzde acısı fena oluyor.) Ama kader midir bilmiyorum nedense bu melakeler cadalozlar tarafından kapılıyor. 
Neyse devam edelim efendim!!! Kitabın ana karakterleri Burak ve Betül olsa da hikayenin yan karakterleri de oldukça iyiydi. İlk kitaptan gelen karakterlerin hikayesi bu kitapta da devam etmiş. Baran, Esma, onların ikizleri ve yeni bebekleri, Esma'nın abisi Tolga (kendisini yeni nesil Nuri Alço olarak görüyorum) Onları okumak da güzeldi. Şahsen kalabalık aile hikayelerini severim, bu anlamda doyurucu oldu. 
Takıldığım noktalara gelirsek; peş peşe çok fazla olay vardı ve takip etmesi biraz yorucu oldu. Ayrıca diyalogların biraz daha konuşma dilinde yazılmasını tercih ederdim. Bazı yerlerde mekaniklik hissettim. Onun haricinde gayet keyif aldığım okuma oldu. 
İnşallah kitaplarının devamı gelir ve bizler de okuma imkanına kavuşuruz.






3 Temmuz 2014 Perşembe

Gregg Rosenblum - Devrim 19 [YORUM]


Orjinal Adı:  Revolution 19
Seri Bilgisi: Revolution 19 #1
Goodreads Puanı: 3.24
Türkçe Yayın: Elf Yayınları
Çevirmen: İnci Nazlı
Türü: Bilimkurgu-distopya


Yorum

Distopya tarzındaki kitapları seviyorum. Hemen beni kendilerine çekiyorlar. Blogumun bu seferki konuğu distopya türünde Elf Yayınlarından çıkmış olan Devrim 19 oldu. Robotların hakim olduğu bir dünya olunca hemen ilgimi çekti. 
Konusu insan ürünü robotların isyan etmesi ve insanları köleleştirmesine dayanıyor. Şahsen teknolojinin gidişatı ve gelecek, bizi bekleyenler anlamında soru işareti yaratıyor. Yazar anladığım kadarıyla oyunu böyle bir gelecekten yana kullanarak, benim gibi terminatör filmleri hayranı olan  kesimin dikkatini çekmeyi hedeflemiş. Bu arada yazarın ilk kitabıymış. Bu gözle bakınca gayet güzel bir çalışma çıkarmış.
Biraz da konusundan bahsedeyim, robotlar bilinçlenerek onları yaratan insanların birbirlerini öldürmelerine engel olmak için isyan ederek insanları öldürmeye başlarlar. Ne ironi değil mi? Neyse efendim bazılarını bırakır, bazılarını ise bırakmazlar.
Kitabın girişi de böyle bir durumla başlar. Aradan yıllar geçer. Kurtulan insanlar kendi köylerini oluştururken bir yandan da robotların yeniden geleceği korkusunu da üzerinde taşırlar. Boşuna da değildir bu korku. Kahramanlarımız olan Nick, Kevin ve Cass devrimden sağ kurtulmuş bir ailenin çocuklarıdır. Teknoloji hastası olan Kevin bir şekilde robotları üzerlerine çeker ve köyleri darmadağın olur. Aileleri robotların eline geçen çocuklar onları kurtarmak için robotların hüküm sürdüğü, insanların köleleştirilip öldürüldüğü Şehir'e gitmeye karar verirler. Bundan sonrası robotların dünyasında varolma savaşıdır artık...
Türünün en iyisi demek çok iddialı olur ama başlangıç için gayet iyi olduğu düşünüyorum. Aksiyonlu bir kitap ve keyif verici şekilde akıcı. Ancak asıl aksiyonun devam kitaplarında olacağını düşünüyorum ve merakla bekliyorum.

Değerlendirmem

3.5 Umut Vaat Ediyor :)




***


Yirmi yıl önce savaşlarımızda mücadele etmeleri için tasarlanmış robotlar savaş alanını terk etti. Ardından silahlarını bize çevirdiler. Sadece bir avuç insan 2071 robot devriminden kaçabildi. Ormandaki gizli bir insan topluluğunda aileleriyle birlikte yaşayan Kevin, Nick ve Cass şanslı olanlar arasındalar. Ancak daha sonra onların köyü de tespit edildi ve kaçmayı başarmış insanlarsa robotlar tarafından ele geçirildi. Ailelerini yitirmiş olan bu gençler, hayatta kalan insanları kurtarmak için en büyük düşmanları tarafından yönetilen şehre sızarak her şeyi riske attılar. Devrim 19, diğerlerinden farklı bir sinematik gerilim. Dinamik karakter rolleriyle büyük ses getiren yapıt, aksiyon, dram, gizem ve romantizme kısaca genç okurların istediği her şeye sahip. Kaçırılmaması gerekilen bu sürükleyici hikaye, Gregg Rosenblum'ın ilk romanı.



21 Mayıs 2014 Çarşamba

RKBT 24.TUR || RASHELLE WORKMAN - SÜRGÜN || YORUM ve ÇEKİLİŞ



Yorumum

Yeni bir turda yeni bir kitapla sizlerleyiz. Bu seferki konuğumuz Elf yayınlarından çıkan Rashelle Workman – Sürgün…

İlk tanıtımlarından beri merak ettiğim bir kitaptı çünkü yazarın yine Elf yayınlarından çıkan Uyuyan Güller’ini okumuş ve oldukça şaşırtıcı kurgusu ve konusuyla beni etkilemişti. (yorum için tık tık ) Sürgün ise konu ve tarz olarak daha farklıydı açıkçası neyle karşılaşacağımı merak ediyordum.
Turla beraber bu merakımı giderdim. :D
Venüs Kelari gezegeninde yer alan Carania krallığının varis prensesidir. O'nun dünyasının insanları bir değişim süreciyle ölümsüz olmaktadır. Venüs'te 16 yaşına girdiği gün -tamda bu dönüşüm sürecini yaşamak üzereyken- bir komplo sonucu ihanet ve cinayetle suçlanır ve kendini Dünya gezegenine gönderilmiş olarak bulur. Dünya atmosferi henüz dönüşümünü tamamlamamış Venüs için ölümcüldür ve günleri sayılıdır. Venüs'ün doğumundan bu yana onun koruyucusu olan Zaren'in Kelari tanrılarına yalvarması sonucu bir şartla gezegene dönüşüne izin vardır. O da Dünya'ya gönderildiği yer olan Wyoming'deki Michael Hawke'in ruh eşini bulması. 
Evet konusu kısaca böyle. 
Kapak olarak orjinali çok hoşuma gitse de bizde çıkan kapağını da beğendim.
İkisi de hoş görünüyor ne dersiniz?


Fantastik-Bilim Kurgu tarzındaki kitapları severim. Dolayısıyla Sürgün'de bu anlamda hoşuma gidenlerden biri oldu. Yazar Venüs'ün dünyasını kitap boyunca anlatmış, kavramları aklımda tutmak konusunda biraz zorlansam da aklımda bir dünya oluşturmak açısından pek sorun olmadı. Venüs'ün dünya konusunda her ne kadar bilgisi olsa da deneyimlemenin teoriye göre farklılıklarını gördüğü kısımlar güzeldi

Önünde uzanan manzara hologramlı ders kitabında gördüğü resimlerden çok daha güzeldi. Bunun en büyük nedeninin hologramlı resimlerde bu parfümlü kokunun olmayışı olduğuna karar verdi. Bu parfüm; kir, çam ağaçları ve çiçeklerin kokusunun karışımından oluşuyordu. Dünyanın güzelliğini deneyimlediği için kendini en azından bir dakikalığına mutlu hissetti

Venüs, Michael ve Zaren... Venüs dünya gezegenine geldiğinde duygularında da farklılık hissediyor. Michael ile aralarında adlandıramadığı ve malesef nedenini bilemediğimiz bir bağ var. Belki bir nebze tahmin edilebilir ancak net olarak bilemiyoruz. Ayrıca koruyucusu olan Zaren'e de hissettiği ama adını koymadığı şeyler var. Ki Zaren' de Venüs'e boş değil.Tabiatıyla kafada bir aşk üçgeni ve kimi seçecek düşüncesi oluşuyor. 
Kitap başlangıç olarak Venüs ağırlıklı olsa da bir yerden sonra olay Michael'a dönüyor. Giderek Michael'in göründüğü gibi olmadığını ve üzerinde kendisinin bile bilmediği bir sırrın varlığı barizken öğrenmek için cidden merak duyuyorsunuz. Açıkcası yazar biraz okuyucuyu kıvrandırmak istemiş olacak ki :) biraz ipucu veriyor ama kesin bir sonuca ulaşamıyorsunuz. 
Kitabın ilk yarısı okuma açısından biraz yorucu. Bunda yazarın tarzı mı yoksa çeviri mi etkili açıkcası emin değilim. Ancak yarısından sonra giderek açılıyor ve sayfalar birbiri ardına akıp gidiyor. Tabii aksiyon da artıyor. Hele ki bittiğinde doğrudan ikinci kitap ne zaman çıkıyor dedim. Bu kitap daha çok bir giriş niteliğinde, bu nedenle bittiği yerde bir çok soruyla kalıyorsunuz. Olumsuz olarak ileteceğim bir durum ise edisyonu biraz sıkıntılı. Diğer baskılar için gözden geçirilirse eminim kitabın keyfi çok daha güzel sürülecektir.
 

Değerlendirmem;

3.5 Nerdeyse ortalamanın çok üstündeydi, keyif aldım.







Ve çekiliş...
a Rafflecopter giveaway













Takvim





3 Nisan 2014 Perşembe

Julianne MacLean - Aşk Gelince [YORUM]



Orjinal Adı:  My Own Private Hero
Seri Bilgisi: American Heiresses #3
Goodreads Puanı: 3.86 
Türkçe Yayın: Ephesus Yayınları
Çevirmen: Gökçe Çiçek




Yorumum

Bir süredir tarihi romans türünde kitap okumak nasip olmadı. O nedenle okumak istediğim ama bir türlü vakit bulamadığım Julianne MacLean'ın - Aşk Gelince kitabına bu hafta başladım ve az önce bitti. Önceki kitaplarını da oldukça uzun zaman önce okumuştum, bir ara yeniden gözden geçirip onlara da ayrıca yorum yazmayı düşünüyorum.

Yazar bir döneme damgasını vuran Amerikalı zengin varislerin İngilizlerle ünvan amaçlı yaptıkları evlilikleri baz aldığı serisinde Wilson kardeşlerin hikayelerini anlatıyor. İlk kitap olan Beni Aşka İnandır'da büyük kardeş Sophia, Aşkın Kollarında'da ortanca olan Clara ve Aşk Gelince'de küçük kardeş Adele'in hikayeleri yer alıyor. Serinin devam kitapları da var ancak onlar henüz yayınlanmadı.

Evet...Aşk Gelince'nin konusu biraz özet geçersem,

 Adele kardeşlerin en küçüğü ancak en aklı başında, ailesinin parmakla gösterdiği mükemmel kız. Kız kardeşleri gibi, gözüpek, maceracı, arzu ve isteklerinin peşinden giden değil. Ailesinin onayladığı bir evliliği kendine yeterli gören biri.
 Ama içinde bir şeylerin eksikliği yaşıyor. Ailesi fakirlikten bir anda zenginliğe geçerken Adele kendini arada sıkışmış hissediyor ve onca varlığa rağmen kendisini o dünyaya ait hissetmiyor. Bu nedenle bir yandan ailesini mutlu edeceğini, bir yandan İngiltere'de mütevazi bir hayata sahip olacağını düşünüyor. Ünvan sahibi Lord Osulton (Harold)'dan gelen evlilik teklifini bu nedenle kabul ediyor. Ancak gemide fidye için kaçırılıyor.
Burda devreye Harold'un kuzeni olan Damien devreye giriyor. 
Bu tarz romanlardaki karakterlerden hiçbir eksiği yok Damien'in. Çapkın, hovarda, yakışıklı, cesur ve parasız :D :D :D
Damien Adele'i kuzeni istediği için kurtarmaya gider ve tata-ta-tam, Adele'e deyim yerindeyse vurulur ancak Damien için ne kadar hovarda desekte özünde onurlu bir adam. Kuzeninin nişanlısına yan bakmamak için o kadar çabalıyor ki. Adele'de istediği hayatın tam zıttını yaşayan bir adama çekilmekten çok rahatsız.
Adele ve Damien, Harold'u üzmemek adına, (yalnız şunu demem lazım, Harold kesinlikle odunun teki, okuyunca anlarsınız)onurlu davranmak adına kendilerini hep geri çekiyor.
Konusu kısaca böyle...
Okuduğum tarihi romanslar arasında en iyisi değildi belki ama yine de güzeldi. Karakterlerini sevdim. Özellikle Adele çıtkırıldım kızlardan değil, her ne kadar kafası karışık gibi görünse de aslında oldukça güçlü karakter.
Damien de öyle çok aşırı burnu kafdağında tiplerden değil.
Konu olarak bilindik olmasına rağmen sıkmayan, anlatımı sade ve rahat okunabilirliğe sahip, güzel bir kitaptı bence.
Umarım Ephesus Yayınları serinin 4. kitabı için bizi çok bekletmez.


 Değerlendirmem

3,5 - Nerdeyse ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım


Şu aşk denen şey,
gerçekten bunca zahmete değer mi?

Adele Wilson için bu sorunun cevabı gayet açıktı: Elbette hayır! Kız kardeşlerinin, hayallerini süsleyen kocaları bulmak için sürüsüyle skandal ve gönül yarasına katlandıklarına şahit olmuştu. Londra civarındaki onca balo da cabası. Kendisine talip olan ilk İngiliz lordunu kabul etmesinin nedeni buydu işte. Ayrıca, onunla neden evlenmeyecekti ki? Müstakbel eşi nazik biriydi, dürüsttü ve kesinlikle gereğinden fazla duygusal değildi. Ondan daha delişmen, daha uzun boylu, daha gizemli olan kuzeninin, yani Alcester Baronu Damien Renshawun tam aksiydi.


Damien, kuzeninin nişanlısını baştan çıkarmaya çalışacak türden bir adam olsaydı, Adelein onu görmezden gelmesi çok daha kolay olurdu. Ancak Damien apaçık bir şekilde Adelee karşı koymaya çalışıyor ve aniden gelişen bu usturuplu davranışları, son derece edepli bir mizacı olan genç kızı daha da kışkırtıyordu. Aslına bakılırsa Damien, Adelein atak, neşeli ve ateşli bir yanını ortaya çıkarıyor gibiydi.


Görünüşe göre kader, Adelee tam da o aşk denen şeyin ne demek olduğunu öğretmek üzere ağlarını örmeye başlamıştı


* * *


Damien, Hiç yanlış olduğunu bildiğin bir şey yaptın mı? diye sordu.
Adele bu soruyu dikkatlice düşündü. Pek sayılmaz. Hatalarım olmuştur, elbette. Herkesin olur.
Hiç yanlış bir şey yapmak istedin mi?
Adelein aklına, hatıralarındaki kırmızı baton şekerin görüntüsü üşüştü. Dokuz ya da on yaşlarındayken, Wisconsindeki dükkânlardan birinde bu şekerlerden görmüştü, fakat o zamanlar hiç parası yoktu.
Çocukken bir şey çalmak istemiştim, dedi. Bir baton şeker.
Ama çalmadın. 
Adele başını iki yana salladı. Hayır, çalmadım.

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kiera Cass - Beni Seç [YORUM]



Orjinal Adı:  The Selection
Seri Bilgisi: The Selection #1
Goodreads Puanı: 4.13 
Türkçe Yayın: DEX Kitap
Çevirmen: Derya İmer Aydınlık



Yorumum

Aslında kitabı okuyalı çok ama çok oldu. Hatta yorumu worde yazıp unutmuşum, pcmi temizlerken tesadüfen farkettim ve geç de olsa paylaşayım dedim....
Öncelikle kapağına bayıldığım, (renk seçimi mükemmel DEX, tebrikler) konusunda ise birazcık tereddüt ettiğim bir kitap oldu BENİ SEÇ…
Bir kitaba göre oldukça iddialı bir isim değil mi?
35 kız 1 adamın beğenisinin peşinde, şahsen insanı irrite eden bir durum, kendini ne sanıyorsun, altı üstü bir erkeksin, tek farkın etiketin diye düşünürken, popülaritesine dayanamayıp aldım ve okudum.
Doğruyu söylemek gerekirse, ilk baştaki düşüncelerim uçtu uçtu kuş oldu :)
Kitaba America’nın hayatının bir kesitini anlatmasıyla başlıyorsunuz. Yazar karakterin hikayesini kendi ağzından anlatmayı seçmiş bence iyi de etmiş.  Sanki direkt America ile kontak kuruyorsunuz. America’nın kendi gözünden ailesini yaşadıkları dünyayı görüyorsunuz. anlatım akıcı, cümleler kısa ve anlaşılır olunca kitap su misali okunup gidiyor.
Yazar kast sisteminin hakim olduğu değişik bir dünya yaratmış ve o kadar iyi anlatmış ki, bir süre sonra okumaktan olayı yaşama boyutuna geçiyorsunuz.  Kitapta en çok dikkatimi insanın kendi olmasını tekrar tekrar vurguluyor olmasıydı. Hatta o kadar tekrarlanan bir durum oldu ki ister istemez insanların bilinçaltına hitap edilmek istendiğinden şüphelendim :)
Karakterimiz America, aşık hemde çok aşık kendinden daha aşağı bir sınıfa ait birine, Aspen’e. Ona göre kast sistemi gözünde pul kadar değerli değil.
İdealist, iyimser ve inatçı. Ancak kararsızlığı bazı yerlerde beni kızdırmadı da değil. Aspen fakir ama gururlu çocuk. America'yı o kadar seviyor ki, onun iyiliği için ondan vazgeçebiliyor. Aspen'e de kızdım tabiki. Aşk yeri gelir kuru ekmeği paylaştırır. Öyle işte... :)  
Maxon ise...Onun hakkında düşüncelerim tam oturmuş değil ama sevimli, bir yandan kendini tutan, sınırlayan biri gibi geldi, ah biraz kasıntı hali de olmasa :) 
Acaba America mı arada kalan yoksa ben mi bilemedim.:)
Özetle, ayılıp bayılmadım ama okurken keyif aldığım bir kitap oldu. Genç yetişkin türünde, kafa dağıtmaya müsait çıtır çerez tadında güzel bir kitap olmuş. Devam kitaplarını okuyacağımı düşünüyorum.

Değerlendirmem,
3,5 - Nerdeyse ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım




 ***

Bir prens nasıl tavlanır? 

Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilmez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde sahip olabilecekler. Bunun için tek bir şansları var: SEÇİM. Kıyasıya bir mücadeleyle geçen Seçimi kazanmanıntek yolu Prens Maxonı kendine âşık etmek. 

America içinse Seçim, bir kâbustan farksız. Bu yarışa girmeyi kabul ederse, kendisinden aşağı sınıftan olduğu için herkesten gizlediği aşkı Aspeni arkasında bırakmak zorunda kalacak. Öte yandan bu, ailesinin tek kurtuluş şansı. 

America saraya adım atar atmaz, kendini esrarengiz bir dünyanın içinde bulacak. Saray hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayacak. 

35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır? 

***

Açlık Oyunları ile The Bachelor arasında bir yerde duran bu roman öyle eğlenceli ki. Yazar, Americanın gizli, ilk aşkının külleri sönerken America ve Prens Maxon arasında gelişen kimyayı öyle ustaca kurmuş ki, okumaya doyamıyorsunuz. Publishers Weekly

Kiera Cassin ilk romanı Beni Seç, reality şov ve distopik bir peri masalının mükemmel sentezi. Kiersten White, Paranormal




27 Ocak 2014 Pazartesi

RKBT Okuma Etkinliği - W. Bruce Cameron - Canım Köpeğim [YORUM]



Orjinal Adı:  The Dogs of Christmas
Seri Bilgisi: -
Goodreads Puanı: 4.01 
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Çevirmen: Seda Çıngay




Yorumum
Can Dostum ve Can Dostumun Yolculuğu kitaplarına bayılmıştım. Yorumlarım için tık tık ve tık tık
Yeni yılda yine köpeklerle ilgili bu sevimli kapağa ve çok şirin ayraca sahip kitabıyla buluştuk. (Kapağı ilk gördüğümde "seni yirim yirim" nidalarıyla ortalığı inlettiğimi biliyorum.) Sonra da RKBT ekibimizdeki arkadaşlarla mini bir okuma etkinliği yapalım dedik. Bence iyi de oldu :D :D
Öncelikle şunu belirtmeliyim, 3 kitapta köpekleri konu alırken mini seri olan Can Dostum'a göre biraz daha farklıydı Canım Köpeğim. 
Can Dostum ve Can Dostumun Yolculuğu kitapları bir köpeğin bakış açısıyla anlatılırken Canım Köpeğim bir insanın  bakış açısıyla anlatılıyor. Tabii yazardan alıştığım gibi bir anlatım beklediğim için ilk etapta yeniden bir alışma süreci yaşamak durumunda kaldım. Beklentiler bu anlamda önemli oluyor. :D
Kitabın konusuna gelirsek Josh Michaels küçük bir dağ kasabasında yaşayan, sevgilisi tarafından terkedilmiş, biraz izole bir yaşam süren bir adamdır. Bir gün komşusu acil bir durum nedeniyle köpeğine bakmasını ister. Josh için bu kesinlikle kabul edilebilir değildir. Hayır diyemeden komşusu köpekle çıkagelir. Bu tam bir şok olur çünkü hayatı boyunca köpek bakmadığı gibi bir de nerdeyse doğurmak üzere üzere bir köpekle karşı karşıyadır.Sonrasında ise Josh'un hamile köpek Lucy'e bakma çabaları, yavrulara kol kanat gerişi, onları sahiplenişi ve yeni bir aşka yelken açışını anlatıyor.
Yukarıda bahsettiğim gibi Josh biraz izole bir hayat yaşıyor, tek sebebi sevgilisinden ayrılması değil, çocukluğundan gelen bazı sorunları da var. Bu nedenle biraz içe kapanık, kendine güven sorunu yaşayan bir karakter. Ancak Lucy ve yavru köpekler sayesinde hayatına yeni bir anlam katıyor, kendine güveni yerine geliyor. Yazar Josh'un onlara bağlılığını oldukça iyi anlatmış. Onları bir hayvan olarak değil de tıpkı insan yavrusu gibi görmesi, bebeklerim diye sevmesi beni cidden çok duygulandırdı. Onlara nasıl bakacağı konusundaki endişelerini ve çabalamasını okumak oldukça güzeldi.  Eleştireceğim bir nokta ise Josh'ın yeniden aşık olduğu Kerri karakteriydi. Konu Josh ve köpeklerle ilgili olunca ağırlık onlara verilmiş gibiydi. Kerri nasıl desem, biraz antipatik geldi. Nedense onun hakkında bir yapaylık hissi oluştu bende.
Lucy ve sevimli köpekçikler Sophie, Lola, Oliver, Rufus ve Cody. Onları o kadar güzel anlatmış ki, hepsini tek tek kucaklayıp sıkı sıkı sarasım geldi. İçlerinden Rufus ve Cody'nin halleri ayrı bir dokundu yüreğime... Hatta bakma imkanımız olmadığını bilmeme rağmen eşime bizde köpek edinelim diye yalvardım. Okumayı düşünenler için notum, ilk iki kitaptan bağımsız olarak düşünürseniz, okuması oldukça keyifli bir kitap.

Ön okumasını daha önce yayınlamıştım, henüz bakmadıysanız veya yeniden okumak isterseniz;

Ön Okuma


Değerlendirmem


3.5 - Nerdeyse ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım




***
2006′da Ulusal Köşe Yazarları Derneği’nden En İyi Mizah dalında ödül alan ve 2011′de YILIN KÖŞE YAZARI seçilen W. Bruce Cameron’dan yepyeni bir roman. Yazar bu romanında, diğer romanlarının aksine bir köpeğin varlığının amacını bulma serüvenini değil, daha önce hiç köpek sahibi olmamış birinin yaşam amacını bulma serüvenini anlatıyor. Hiç beklenmedik bir anda, hayatınız köpekler tarafından değiştirilse ne olurdu? “Köpekleriniz varsa, sizi severlerdi. ‘Yeni bir ilişki’ aramayı akıllarının ucundan bile geçirmezlerdi.”Yine elinizden düşüremeyeceksiniz.




11 Ocak 2014 Cumartesi

Julianna Baggott - Pür [YORUM]


Orjinal Adı:  Pure 
Seri Bilgisi: Pure #1 
GoodReads Puanı: 3.75 
Türkçe Yayın: Dex Kitap 
Çevirmen: Tülin Er




Yorumum


Bu aralar Dex indirimlerini kaçırmamak için elimdeki serilerin ilk kitaplarını bitirmeye çalışıyorum.:) Bizim gibi kitap canavarlarını ancak indirimler paklıyor, haksız mıyım? Fi tarihte D&R indiriminden almış olduğum Julianna Baggott - Pür kitabını bitirdim. Önce fiyat uygunluğu (5.63 TL) sonra da konusu biraz ilginç olduğunu düşünmem sebebiyle almıştım. İlk elime aldığımda ne kadar kalın bir kitap (492 sf.) kısa sürede bitmez bu dediğimi anımsıyorum ve kapağı nedense çok da hoşuma gitmemişti. Bitirdiğimde kitabı okumayı geciktirmekle haksızlık yaptığımı anladım. Değişik bir dünya söz konusuydu. İnfilaklar denen patlamalardan sonra dünya nufusunun büyük bir çoğunluğu ölüyor. Kalanlar (Büyük bir kısmı) ise, akla hayale gelmeyecek şekilde vucut deformasyonlarına uğruyorlar. Aslında aklın mantığın alamayacağı şekilde "kaynaşıyorlar"diyelim. Taşa, toprağa, cama ya da başka bir insana veya hayvana... Bir de bundan kurtulanlar var, kubbe adı verilen yerde yaşayanlar. Bunlara Pür deniliyorlar. Hiç bir deformasyonlara uğramamış insanlar.  Kitabın ana karakterleri olan Pressia ve Partridge'de bu iki kesimden. Pressia İnfilaklardan nasibini almış yüzünde bir yara izi var ve patlamada bir eli oyuncak bebeğinin başıyla kaynaşmış, Partridge ise kubbeden annesini aramak kaçmış bir pür. İkisi de mahvolmuş bir dünyada bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan geçmişlerini araştırıyorlar.  Kitabın başları ağır ve kasvetli olmasına rağmen (kaynaşmaları ve yaşanan travmaların etkilerini anlatmasından kaynaklı) ilerledikçe hareketleniyor. Macera, entrika, ihanet, hayatta kalma savaşı ve ufakta olsa aşkın filizlenmesi... Ne ararsan var gibi yani. Başlarda sebebi bilinmeyen infilakların sebebi ve kaynağı anlaşılıyor.  Spoiler gibi olcak ama biraz muallakta bırakarak açıklayım: Karakterlerden birinin ebeveyninin bu işte parmağı var. Konu olarak bana farklı geldi. Anlatım olarak da oldukça akıcıydı. Genelde okuduğum kitaplar iki karakter üzerine kuruluyken burda çok sayıda karakter mevcut ve hepsinin ayrı hikayesi var.  Bu da hoşuma giden ayrı bir nokta oldu.

Alıntılar: 

Burada olduğunuzu biliyoruz, kardeşlerimiz. Bir gün Kubbe'den çıkacağız, barış zamanında buluşmak için sizlerle. Şimdilik uzaktan izliyoruz, merhametle... 

**** 
Bir Pür yak ve külünü solu 
Bağırsaklarını sök, kuşak olsun. 
Saçlarını eğir, ip olsun. 
Ve kemiklerinden, Pür sabunu yap. 
Yıka yıka yıka. Bir iki üç. 
Yıka yıka yıka. Benim adım Pür. 

Değerlendirmem


3.5 - Nerdeyse ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım.


***

Pür  

Burada olduğunuzu biliyoruz, kardeşlerimiz. 

Pressia, Infilakları ve ondan önceki hayatını hayal meyal hatırlıyor. Büyükbabasıyla birlikte yasadıkları delikte, insanlığın kaybettiği şeyleri düşünüyor: lunaparkları, sinemaları, doğum günü partilerini, anneleri ve babaları. Her şey küle döndü, hırpalandı, hiç iyileşmeyecek derecede yara aldı ve zarar gören bazı bedenler, bambaşka nesnelerle bütünlesti. Şimdi herkesin askeri eğitim görmesi gereken yaşa geldi Pressia. Tabii iki ihtimal var. Ya asker olacak ya da bedeni fazla zarar gördüyse eğitimdeki askerlerin canlı hedef tahtası olacak. Pressianın kaçması gerek. 

Bir Pür yak ve külünü solu.  

İnfilaklardan tek bir yara almadan kurtulanlar da var. Pürler. Gökyüzündeki kubbelerinde, yerdeki insanlardan daha üstün olan, sağlıklı bedenlerini ve zihinlerini koruyacak şekilde yaşıyorlar. Bir Pür olan Partridge, kendini burada kapana kısılmış ve yalnız hissediyor, bir de farklı. O da kayıplarını düşünüyor sık sık, belki yuvası dağıldığı için. Babası duygusal olarak soğuk bir adam, ağabeyi intihar etmiş ve annesi, İnfilaklar sırasında Kubbeye adım atamadan kaybolmuş. Bu yüzden, birinin ağzından kaçan bir sözcük, annesinin hala hayatta olma olasılığını ona çıtlatınca, hayatını riske edip Kubbeyi terk ediyor ve annesini bulmaya koyuluyor. 

Pressia ve Partridge karşılaşıyorlar. Tüm dünya başlarına yıkılıyor.